Bursa Su Kolektifi: Güvenli kentlerde yaşamak istiyoruz
Bursa Su Kolektifi ve 29 Ekim Kadınlar Derneği Bursa Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı.
2023.04.11 12:33 - Son Güncellenme: 2023.04.11 14:04 - Bursa Bölge - HÜSEYİN İZCİ
MEMET CAN YEŞİLBAŞ - HÜSEYİN İZCİ / BURSADA BUGÜN
Basın açıklamasında deprem konusu ele alınırken, Bursa'nın sanayi bölgeleriyle iç içe olmasının da bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekildi.

Bursa Su Kolektifi Üyesi Candan Göz'ün konuşmasından satır başları şöyle;
6 Şubat 2023 sabahı Maraş depremleriyle daha önce pek çoğumuzun gördüğü bir kabusa uyandık. Yaşadığımız topraklar dünya oluştuğundan beri depremlerle sarsılıyor. Bu topraklarda yaşayan tüm halklar, yeryüzünün gücü karşısında şaşkına dönmüş; can vermiş, bedeller ödemiştir. Toplumlar bu deneyimlerden dersler almış ve tarihin çeşitli zaman dilimlerinde çeşitli alanlar yöneticiler tarafından yerleşime kapatılmıştır.
Ancak Endüstri 4.0-5.0'ların konuşulduğu bir çağda; bundan yaklaşık 24 yıl önce büyük kayıplar vermiş bir halk olarak; yakın geçmişimizden ve bu topraklarda yaşayan kadim topluluklardan ders almadığımızı gösterdik. Bugün onlarca yanlış kararın ve uygulamanın bedelini, dünyayı hayrete düşürecek rakamlarla bu coğrafyanın halkı ödüyor. Oysa yitip gidenler bir rakam değil. Bir anne, bir baba, bir evlat... Hepsinin kendi güzel hikayesi var.

"TEHLİKELİ MAFDELER-DEPREM KONUSUNA DİKKATİNİZİ ÇEKMEK İSTİYORUZ"
Bu acıları derinden hisseden biz Bursa Su Kollektifi gönüllüleri ve bizim gibi bilime, doğaya, yaşama aşık insanlar, hataların tekrar etmemesi için; sizleri hiç dikkate almadığınız "Sanayi Bölgeleri İle İç İçe Bulunan Yerleşim Bölgeleri" konusunda uyarmak "Tehlikeli Maddeler - Deprem" konusuna dikkatinizi çekmek istiyoruz. Basın açıklamamızda vereceğimiz öz bilgilerin detaylarına raporumuzda ulaşabilirsiniz.
Henüz 6 Şubat depreminde bu konu ile ilgili yaşanan deneyimlere vakıf olmadığımız için, 1999 depremi deneyimlerimiz ve sonuçlarını hatırlatarak başlayalım. İlk olay TÜPRAŞ yangınıydı. 7/24 petrol ve petrol ürünleri ile çalışan TÜPRAŞ İzmit Rafineri (İPRAŞ)'sinde; 3 ayrı noktada ve aynı anda yangın çıktı. 5 gün sonra bir tank hala yanmaya devam ediyordu. 2 kamyon şoförü TÜPRAŞ'tan sızan LPG bulutuna yakalandı ve kamyonların tutuşması sonucu öldü.
Yangında küçük bir kentin bir aylık benzin tüketimine eşit miktarda 30500 ton petrol ürünü yok oldu. Dünya iç denizleri petrol kirliliği standardı; Ulaşlı'da 13.791 kat, TÜPRAŞ önünde ise 129 kat aşıldı. Depremden sonra kirlenen 1,5 km2lik denizden sadece 600 m3 atık toplanabildi. Geri kalan atıklar, deniz ve deniz canlıları tarafından bertaraf edildi. Biz yıllarca bu atıklarla beslenmiş deniz canlılarını tükettik. İzmit'te daha birçok fabrikada yangın çıktı.
Bu büyük yangınlar sonucu atmosfere karışan toksik gazların insan sağlığını tehdit edici boyutlarda olacağı da kesindir. Petrol ve türevlerinde bulunan Vanadyum ve Nikel'in insan üzerine kanser yapıcı etkisi olduğu bilinmektedir. Başta yangınla mücadele eden TÜPRAŞ işçileri ve arama kurtarma ekipleri olmak üzere bölge halkı depremin ardından bu havayı teneffüs etmişlerdir.

"ENKAZ ALTINDA KALANLAR ÖLÜME TERK EDİLMİŞTİR"
İkinci olay ise AKSA Sanayi A.Ş.'den 6400 ton akrilonitril tehlikeli maddesinin toprağa, denize ve buharlaşarak havaya karışmasıdır. Boşalan miktar öylesine büyüktür ki Kanada'da 4500 işletmeden 176 yılda sızan akrilonitril bu kaza ile bir anda çevreye yayılmıştır. Sızıntının olduğu bölgede bitkiler kurumuş, balıklar, kümes hayvanları ve evcil hayvanlar ölmüştür. İnsanlarda zehirlenme belirtileri görülmüştür. Sızıntı yaşandığında statik elektrikten bile alev alabileceği belirtilen akrilonitril büyük bir şans eseri alev almamış ve böylelikle bölgede yaşayan binlerce insan ani ölümden dönmüştür.
Deprem sırasında devreye girmesi gereken erken uyarı sistemi yoktu. Depremden 5-6 saat sonra 8,5 km. çapındaki alanda yaşayan insanlar jandarma tarafından dağlara yönlendirilmiştir. Arama kurtarma zehirli gaz nedeniyle engellenmiştir. Enkaz altında kalanlar ölüme terk edilmiştir. 1999 depreminde tehlikeli maddelerden ve karışımlarından etkilenen canlara nasıl müdahale edileceğine dair teknik bilgi yoktu. O nedenle yeterli müdahale ve hastane tedavileri yapılamamıştır.
Yerleşim alanları ile sanayi bölgeleri arasındaki sağlık koruma bandı insan sağlığı, ekolojik tahribat ve deprem gerçeği göz ardı edilerek oluşturulmuştu. Ya şimdi? İmar afları, imar planı değişiklikleri, kentlerimizde ilgili kamu kurumları ve belediyeler tarafından yapılan değişiklikler...Yerleşim alanları ile sanayi bölgeleri arasındaki mesafeler hesaplandı mı? Hiç sanmıyoruz. Bursa İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD)'nün Eylül 2021 yılında tamamlandığı belirtilen İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) burada da özetlemeye çalıştığımız eksiklikleri gözler önüne sermektedir. Grup 4 Endüstriyel Kazalar ve Yangın bölümünü okumanızı tavsiye ederiz.
Endüstriyel bölgelerden uzak yaşayanlar içinse (ki hava akımları nedeniyle bu uzaklık göreceli bir rahatlık sağlayacaktır) depremde başka tehlikeler söz konusu. Enkazlarda ağır metaller, kurşun, civa, küf mantarları, radon gazı, asbest gibi tehlikeli maddeler bulunuyor. Hastanelerde; Sınıf 6.2 Bulaşıcı Maddeler, Basınçlı Tüpler, Sınıf 7 Radyasyon Yayan Maddeler (Radyoloji bölümleri, Nükleer Tıp bölümleri), Diğer Tehlikeli Maddeler bulunabilir. Bu bölgeler için de depreme yönelik gerekli tedbirler alınmalı ve paylaşılmalıdır.

"YIKINTILAR ALTINDA KALABİLECEĞİMİZİ DÜŞÜNÜYORUZ"
Bursa gibi sanayi merkezi olan illerimizde; Demirtaş, Ataevler, Özlüce, Nilüfer, Gürsu, Barakfakih vb. sanayi bölgeleri yerleşim alanları ile iç içe geçmiştir ve genellikle zemini sağlam olmayan alanlardadır. Sanayi bölgelerindeki fabrikaları, doğalgaz çevrim santrallerini düşünmek dahi istemiyoruz...Güvenmediğimiz evlerimizde yıkıntılar altında kalabileceğimizi düşünüyoruz. Ama bir ihtimal arama kurtarma ekiplerinin gelip bizi kurtaracağını...Oysa AKSA örneğinde olduğu gibi zehirli gazların dağılması halinde o bölgeye arama kurtarma ekipleri giremeyecek; depremden kurtulan zehirlenerek can verecek. Hepimiz bunun farkında mıyız?
Aradan geçen 24 yılda bu konuda ne yapıldı diye araştırdık. Tehlikeli maddelerin otomasyona aktarılması konusunda karşımıza defalarca yürürlüğe girişleri ertelenen yönetmelikler çıktı. Örneğin; Kimyasalların Kaydı, Değerlendirilmesi, İzni ve Kısıtlanması Hakkında Yönetmelik (KKDİK Yönetmeliği) girişi için istenen analizler yüksek maliyetler içerdiği için analizlerini tamamlayıp kaydı yapılan tek bir yerli üretici olmadığını öğrendik.
İşletmeler bu zorluğu serbest bölgeleri kullanarak aşmaya çalışmaktadır. Ya da Ulaştırma Elektronik Takip ve Denetim Sistemi (U-ETDS) 2019'da yolcu taşıma sistemi bu kapsama girmiş olmasına karşın; normal yük ve tehlikeli madde taşıyan bütün tüzel ve şahıs firmalarının bildirim zorunluluğu defalarca ertelenmiştir. Bu nedenle 2024 yılında bile KKDİK Yönetmeliği'nin tam anlamıyla devreye girmesini güç görüyoruz.
Yine Ocak 2024 itibarıyla tehlikeli maddelerin de kapsama gireceği söylenmektedir. Artık uygulansın istiyoruz. Böylece U-ETDS ile karayollarında hareket halinde bulunan tehlikeli maddeleri bilme şansımız olacaktır. Ancak deprem anı düşünüldüğünde U-ETDS tam zamanlı bir takip değildir. Aracın nerede olduğu güzergâh bilgilerinden tahmin edilebilir.