Bursa'nın Milli Mücadele kahramanları: Bir annenin bekleyişi, cephede iki kardeşin buluşması...
Bursa'nın savaş ve Milli Mücadele yıllarında yaşadığı acılar, cephede verilen mücadele kadar geride kalan ailelerin hikayelerinde ve işgal altındaki şehirde yürütülen gizli direniş faaliyetlerinde de kendini gösteriyor. Tarihci araştırmacı yazar Raif Kaplanoğlu, Bursada Bugün'e anlattığı tarihi olaylarla Bursalıların savaşlarda yaşadığı kayıpları, esaret hikayelerini ve Milli Mücadele'de görev alan kadın kahramanları aktardı.
2026.10.27 12:29 - Son Güncellenme: 2026.10.27 12:37 - Bursa Bölge - YUSUF OSMAN İMAN
YUSUF OSMAN İMAN / BURSADA BUGÜN
Bursa'nın yakın tarihinde savaşların bıraktığı izler, kuşaktan kuşağa aktarılan hikayelerde yaşamaya devam ediyor. Tarihci araştırmacı yazar Raif Kaplanoğlu'nun anlattığı olaylar arasında dört oğlunu cepheye gönderip hiçbirinin dönüşünü göremeyen bir annenin bekleyişi, Çanakkale'de yıllar sonra birbirini bulan iki kardeşin dramı ve işgal döneminde gizli istihbarat faaliyetleri yürüten Bursalı kadınların mücadelesi bulunuyor.

DÖRT OĞLUNU CEPHEYE GÖNDERDİ, HİÇBİRİ GERİ DÖNMEDİ
Raif Kaplanoğlu, Menteşe köyünde yaşanan acı bir hikayeyi şu sözlerle anlattı, "Hasan Çavuş'un beş oğlu vardı. Bunlardan dördü seferberlik döneminde askere gitti ancak hiçbiri geri dönmedi. Dört evladını da şehit veren annenin çocuklarından geriye yalnızca köyde imamlık yapan oğlu kaldı. Ancak anne, diğer çocuklarının öldüğünü bir türlü kabullenemedi.
Her gün köyün başındaki tepeye çıkar, çocuklarının dönmesini beklerdi. Yıllarca bu bekleyişini sürdürdü. Karnı acıktığında ise kendi kendine, 'Oğulsuz kaldım, öğünsüz kalamadım' diye isyan ederdi."
Kaplanoğlu, aynı köyden Yakup oğlu Yakup'un da altı çocuğunu savaşa gönderdiğini ancak hiçbirinin geri dönmediğini belirterek, "Çocuklarının hiçbirinden haber alamayan Yakup, yaşadığı acının ardından hırka giyerek köyde dolaşmaya başladı. Bu nedenle kendisine 'Hırkalı Yakup' denildi" ifadelerini kullandı.

MİRZAOBA'DAN SAVAŞLARA KATILAN GENÇLER
Mirzaoba köyünden cepheye giden gençlerin yaşadıklarını da anlatan Kaplanoğlu, köyün savaşlarda ağır kayıplar verdiğini söyledi. "Balkan Savaşı'na Mirzaoba'dan 48 genç katıldı. Bunların sekizi şehit oldu. Diğer 29 genç ise terhis edilmeden Çanakkale Cephesi'ne gönderildi. Çanakkale'de de 25'i şehit düştü. Seferberlik döneminde köye yeniden asker toplamaya geldiklerinde gençlerin tamamının askerde olduğunu gördüler. Köyde yalnızca 16 yaşındaki Halil Atila'yı buldular. Onu da Çanakkale'ye gönderdiler. Sağ kalan beş Mirzaobalı asker ise terhis edilmeden Kurtuluş Savaşı'na katıldı."

BİRİ ARKADAŞINI KURTARDI, DİĞERİ ŞEHİT OLDU
Kaplanoğlu, Çanakkale Cephesi'nde birlikte savaşan üç Bursalı askerin hikayesini de aktardı, "Dürdane köyünden Kara İsmail, Engürülü Osman Pehlivan ve Kostaklar Hüseyin Derdigül'ün dedesi Hüseyin, Çanakkale'de birlikte savaşıyordu. Kara İsmail yaralanınca Osman Pehlivan arkadaşını sırtına alıp hastaneye götürdü ve hayatını kurtardı. Ancak Kostak Hüseyin şehit oldu."

ÇANAKKALE'DE BULUŞAN İKİ KARDEŞİN HİKAYESİ
Yenişehirli Ülkü Küçükkurt'un büyük dedesi İsmail ile kardeşi İbrahim'in Çanakkale'de yaşadıklarını anlatan Kaplanoğlu, iki kardeşin cephedeki karşılaşmasının kısa süre sonra acıyla sonuçlandığını belirtti, "İsmail ile İbrahim, Çanakkale Savaşı'nda birbirine yakın iki ayrı taburda görev yapıyordu. Bir gece tabur değişimi sırasında mola verildi. Karanlıkta yan yana gelen taburlardaki askerler konuşmaya başladı. Askerlerden biri diğerine nereli olduğunu sordu. Bursalı olduğunu öğrenince kendisi de Bursalı olduğunu söyledi. Ardından Yenişehirli olduğunu belirtti.
Karşısındaki asker bir anda, 'Yoksa... İbrahim sen misin? Kardeşim!' diye seslendi. İki kardeş birbirine sarılıp hasret giderdi. Ancak mola bittiğinde İbrahim ayağa kalkar kalkmaz vurularak şehit düştü. İsmail ise yaralı olarak İngilizlere esir oldu. Kurtuluş Savaşı'nın ardından yapılan esir değişimiyle Türkiye'ye dönen İsmail, esaretin izlerini hayatı boyunca taşıdı. Kendi anlatımına göre ayakları 'kevgir' gibi olmuştu. Romatizma nedeniyle elleri bükülmüş, adeta sürekli silah tutar halde kalmıştı."

FİDYEKIZIKLI HALİL ONBAŞI'NIN SAVAŞ YILLARI
Kaplanoğlu, Osmanlı'nın son dönemindeki savaşlara katılan Fidyekızıklı Halil Onbaşı'nın hikayesini de anlattı.
"Halil Onbaşı, Sultan Abdülaziz döneminde başladığı askerlik görevini Sultan Murat ve Sultan Abdülhamit dönemlerinde de sürdürdü. Sırbistan ve Karadağ savaşlarına katıldı. Karadağ Savaşı'nda yüzünden yaralandı ancak tedavisinin ardından yeniden cepheye döndü. Gazi Osman Paşa komutasında Plevne Savaşı'na da katıldı.
Yıllar süren savaşların ardından terhis edilerek köyüne döndü. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'na bedel ödediği için katılmadı. Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı dönemlerinde ise yaşı ilerlediği için askere alınmadı."

İBRAHİM SARIOĞLU'NUN ÇANAKKALE'DEN YEMEN'E UZANAN MÜCADELESİ
Dışkaya köyünden İbrahim Sarıoğlu'nun birden fazla cephede savaştığını ve esaret yaşadığını belirten Kaplanoğlu, Sarıoğlu'nun hayatı boyunca savaş yaralarının izlerini taşıdığını ifade etti.
"İbrahim Sarıoğlu, Çanakkale Savaşı'nda ağır yaralandıktan sonra Kafkas Cephesi'nde savaştı. Burada Ruslara esir düştü ve yaklaşık bir ay sonra esaretten kurtuldu. Daha sonra Yemen'de İngilizlere karşı savaşırken yeniden esir oldu. Esir kampından kaçmayı başardı ve kaçarken başka esirlerin de kurtulmasına yardımcı oldu. Savaşlarda aldığı yaralar vücudunda kalıcı izler bıraktı. Kafatasının sağ tarafında, kulağının üzerinde dört parmağın girebileceği büyüklükte bir çöküntü vardı. Sağ kaburgaları parçalandığı için göğsünde de çöküklük oluşmuştu."

FİRUZE HANIM VE VASIF NECDET'İN GİZLİ DİRENİŞİ
Bursa'nın Yunan işgali altındaki döneminde gizli örgütlenmelerin de yürütüldüğünü anlatan Kaplanoğlu, Firuze Hanım ile gazeteci Vasıf Necdet'in faaliyetlerine dikkat çekti.
"Firuze Hanım, şehit Yarbay Ali Rıza Bey'in eşi ve şehit Burhanettin Bey'in annesiydi. Kızılay Genel Başkanvekili olarak Ankara'dan Bursa'ya örgütlenme göreviyle gönderilmişti. Hakikat gazetesi sahibi Vasıf Necdet ile yemin ederek iki kişilik bir grup kurdu. Firuze Hanım, casusluk suçlamasıyla tutuklandı ve 6,5 ay hapiste kaldı. Yunanlıların kendisini idam etmesi ihtimali bulunuyordu. Vasıf Necdet'in rüşvet vermesi sayesinde kurtarıldı. Firuze Hanım, 1926 yılında Kızılay Bursa Şubesi yöneticiliği yaptı."
Kaplanoğlu, Vasıf Necdet'in başka isimlerin de kurtarılmasına yardımcı olduğunu belirterek şu bilgileri aktardı, "Vasıf Necdet, işgal döneminde Dr. Şefik Hidayet, Senih Bey, Belediye Meclisi üyesi Batumlu Şükrü Efendi, Arif Bey, davavekili Hasan Kasım Bey, Erkek Lisesi Müdürü Necati Bey, Hoca Hayali Efendi, Teğmen Recai Bey, mahkeme katibi Sezai Bey, eczacı Said Bey ve Yüzbaşı Zeki Bey ile iki ayrı subay ailesinin cezaevinden kurtarılmasına ya da şehirden kaçırılmasına yardımcı oldu."
Kaplanoğlu'nun aktardığı bu bilgilerin, dönemin Ertuğrul ve Kardaş gazetelerinde yayımlanan haberlere dayandığı belirtildi.

ZEHRA BUDUNÇ'UN OKULU GİZLİ İSTİHBARAT MERKEZİ OLDU
Bursa'da Milli Mücadele döneminde faaliyet gösteren kadın kahramanlardan Zehra Budunç'un, müdürlüğünü yaptığı Bizim Mektep'i gizli istihbarat faaliyetleri için kullandığını anlatan Kaplanoğlu, okulun işgal yıllarındaki rolünü şöyle açıkladı, "Zehra Budunç, kurduğu istihbarat örgütüyle Milli Mücadele'ye önemli katkılar sağladı. Bizim Mektep, Bursa'daki istihbarat faaliyetlerinin koordine edildiği bir üs olarak kullanıldı. Okulun bodrum katında Ankara'dan gönderilen istihbarat subayları saklanıyordu. Gündüzleri eğitim yapılan sınıflar, geceleri Anadolu'ya yardım edenlerin toplanma ve saklanma yeri haline geliyordu.
Garp Cephesi Komutanlığı emrinde istihbarat çalışmalarına katılan Zehra Budunç, Yunanlılar tarafından tutuklandı. Önce Selanik Hapishanesi'ne, ardından Milos Adası'ndaki esir kampına gönderildi. Yürüttüğü faaliyetler nedeniyle Garp Cephesi Komutanlığı tarafından takdirname ve İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi."

ŞEKİBE ALİ HANIM'IN GİZLİ İSTİHBARAT AĞI
Kaplanoğlu, Bursa'da direniş faaliyetlerine katılan bir diğer kadın kahramanın da Kız Öğretmen Okulu Müdürü Şekibe Ali Hanım olduğunu belirtti, "Yüzbaşı Selahattin'in anılarında Şekibe Ali Hanım'dan cesur bir kadın kahraman olarak söz ediliyor. Bekir Sami ve Albay Şevket Bey'in isteği üzerine, Yüzbaşı Selahattin tarafından Şekibe Hanım'ın yönetiminde öğretmen, öğrenci ve ailelerden oluşan gizli bir istihbarat ve propaganda grubu kuruldu. Şekibe Ali Hanım, İstanbul'da yayımlanan Seyyâle ve Şura-yı Nisvan adlı kadın dergilerinin sorumlu müdürlüğünü yaptı. Tababet-ı Sıhhiye adlı derginin de sahibiydi. İnas Darülfünun mezunuydu. 1917 yılının kasım ayında Halep Darülmuallimat Müdür Yardımcılığına atandı ancak göreve gitmedi ve daha sonra Bursa'ya tayin edildi. Yunan işgalinden sonraki yaşamı hakkında ise bilgi bulunmuyor."
Kaplanoğlu'nun anlattığı bu hikayeler, Bursa'nın savaş ve Milli Mücadele döneminde yaşadığı kayıpları, esaretin insanlarda bıraktığı izleri ve işgal altındaki şehirde yürütülen gizli direniş faaliyetlerini gözler önüne seriyor. Cephede hayatını kaybeden askerlerin yanı sıra yakınlarını yıllarca bekleyen aileler, istihbarat çalışmaları yürüten kadınlar ve işgal güçlerine karşı mücadele eden siviller de Bursa'nın Milli Mücadele tarihinin önemli parçaları arasında yer alıyor.
