Bursa Nilüfer Kent Konseyi: Doğamıza, zeytinlerimize dokunamazsınız!
Nilüfer Kent Konseyi Kırsal Alan Çalışma Grubu, 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla basın açıklaması gerçekleştirdi.
2017.06.05 18:05 - Son Güncellenme: 2017.06.06 10:52 - Bursa Bölge - HABER MERKEZİ
İLGİLİ VİDEO
Bursa Nilüfer Kent Konseyi: Doğamıza, zeytinlerimize dokunamazsınız!
Nilüfer Kent Konseyi'nde gerçekleşen basın açıklamasını grup adına Emre Karagöz okudu. Karagöz konuşmasında, 'Açlık sınırında yaşayan birçok insan varken diğer taraftan birçok insan da aşırı ve gereksiz tüketim çılgınlığının pençesinde yaşıyor. Bu küresel adaletsizlik ortamı en büyük darbeyi ekolojiye vuruyor. Suya ulaşımı kısıtlanan insanların bölgelerindeki sular gasp edilerek dünyanın öbür ucuna şişelenerek satılıyor. Endüstriyel tarım ile üretilen genetiği değiştirilmiş gıdalar tüm insanlığın sağlığını tehdit ediyor' diyerek, yılmadan, usanmadan barışın ve adaletin hüküm süreceği ekolojik bir dünya için mücadeleye devam edeceklerini belirtti.
Açıklamaya destek veren çevreciler de Bursa'da doğanın ve zeytinliklerin talanına izin vermeyeceklerini yinelediler.

İZMİR BAROSU'NDAN TEPKİ GELDİ!
Öte yandan yasalaşması durumunda zeytinlik alanlarında maden ocağı ve sanayi tesisi yapılabilmenin yolunu açan Üretim Reform Tasarısı'nın komisyonda kabul edilmesine tepkiler sürüyor. İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan, düzenlediği basın toplantısında zeytin üretiminden 10 milyon kişinin geçimini sağladığını, zeytinin tarımsal ve sosyo ekonomik yönden ciddi bir önem taşıdığını belirterek, şu rakamları verdi:
"2016- 2017 sezonunda Türkiye genelinde toplam, 144.384.666 adet meyve veren, 26.895.736 adet meyve vermeyen ağaç mevcut. Ağaç başına ortalama 11 kilogram zeytin verimi ile 1.535.055 ton zeytin tanesi alınacak. Bunun 432.976 tonu sofralık zeytin olacak, 1.102.080 tonu ayrılacak. Bundan da ortalama 177.365 ton zeytinyağı elde edilecek. Bu ekonomik getiriler birkaç yıl veya 15- 20 yıllık bir süre ile sınırlı değil. Zeytin ağacı Anadolu'da on bin yıldır insanoğlunun, geçim, beslenme, sağlık ve güzellik kaynağı olarak görevini sürdürmekte. Dünya var oldukça da insanlığa ve çevreye hizmete devam edecek. Bu yönüyle yeryüzünde hiçbir madenin getirisi zeytin ağacının toplam getirisi kadar olamaz. Kanun tasarısının 2'nci maddesinde 'zeytinlik alanlar daraltılmakta, bir dekar alanda en az on beş kültür çeşidi veya yabani zeytin bitkisi bulunmuyorsa o yer 'zeytinlik saha' sayılmamaktadır'. Ülkemizde zeytinlikler küçük ve dağınıktır. Bu hüküm ile zeytinliklerin en az yüzde yetmişinin zeytinlik vasfından çıkarılabileceği tahmin edilmekte. Düzenleme ile artık zeytin üreten köylünün, üreticinin, küçük alanlarda bulunan zeytinliği zeytinlikten sayılmayacak, hiçbir hak ve teşvikten yararlanamayacak, büyük işletmelerin daha da güçlenmesi sağlanacak. Türkiye'de de yaklaşık 500 bin ailenin geçim kaynağını oluşturan, işlenen tarım alanlarının yüzde 3.5'ine karşılık gelen zeytin alanlarının büyük bir kısmı kanun tasarısıyla tehlike altına olacak. Tasarı yasalaştığı takdirde kurul, muğlak bir 'kamu yararı' kavramıyla, zeytinlik sahalarında sanayileşme, madencilik, tesisleşme ve yapılaşma faaliyetine karar verebilecek. Tasarının zeytinlik, mera ve kıyılara ilişkin maddelerin geri çekilmesi yönündeki önergelerin tümü reddedilmiş. Böylece tasarı sadece zeytinlikleri yok edilmesinin değil kıyı ve meraların yağma ve talanına da yol açmasınını önünü açan 'Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve KHK'larda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı'nın geri çekilmesini ve gelecek kuşaklar ile ülke çıkarları temel alınarak bir daha değerlendirmesini talep ediyoruz."

AÇIKLAMANIN TAM METNİ ŞÖYLE:
DOĞAMIZA, ZEYTİNLERİMİZE DOKUNAMAZSINIZ!
Maalesef bugün dünyada egemen ülkeler büyüme oranları ile yarışıyorlar. Oysaki dünyamız daha fazla üretim ve daha fazla tüketimi kaldırabilecek durumda değil. Kar hırsı ile kör olmuş akıllar geleceğimizi değil yarınımızı da yok ediyorlar. Dünya genelinde ki ekolojik sorun artık çok daha gözle görülür halde. Dünya sağlık örgütünün verilerine göre her geçen gün daha da sağlıksızlaştığımız ortada. Hal böyle olunca bizlere yaşam alanlarımızı savunmaktan başka çare kalmıyor. Bizler biliyoruz ki nerede bir hak ihlali nerede bir çevre sorunu varsa orada mücadele de vardır. İşte bizler de her zaman ekoloji mücadelelerinin destekçisi ve yürütücüsü olmaya devam edeceğiz.
Dünyamıza baktığımızda ciddi bir eşitsizlik ile karşı karşıya kalıyoruz. Açlık sınırında yaşayan birçok insan varken diğer taraftan birçok insan da aşırı ve gereksiz tüketim çılgınlığının pençesinde yaşıyor. Bu küresel adaletsizlik ortamı en büyük darbeyi ekolojiye vuruyor. Suya ulaşımı kısıtlanan insanların bölgelerindeki sular gasp edilerek dünyanın öbür ucuna şişelenerek satılıyor. Endüstriyel tarım ile üretilen genetiği değiştirilmiş gıdalar tüm insanlığın sağlığını tehdit ediyor. Ülkemizde kimyasal tarım ilaçlarının hoyratça kullanılması ve GDO'lu yemin serbest hale gelmesi ile insanlık için en temel gıdalar birer tehdit haline geldi. İşte bu yüzden bugün tarımda tekrar geleneksel, sürdürülebilir yöntemlere geri dönmeliyiz.
Dönüp yaşadığımız yere; Bursa'ya baktığımızda ise durum hiç iç açıcı bir halde değil. Her geçen gün havamızın kirlendiğini verilerle görüyoruz. Buna karşın her geçen gün doğayı katletmekten de geri kalmıyoruz. Maden ocakları, taş ocakları, çimento fabrikaları ormanlarımızı yok ederek doğayı, hayvanları, insanları tehdit ediyor. Daha fazla kar hırsı ile her geçen gün maden ocaklarının kapasite artış talepleri ile karşı karşıya kalıyoruz. Fakat bizler yaşam alanlarımızın yok olmasına hiçbir zaman göz yummayacağız. Nerede bir çevre kıyımı varsa karşısında mücadelesini de yeşerteceğiz.
Geçen hafta Kuruçeşme Mahallesindeydik. Kayapa-Kuruçeşme katı atık yakma ve depolama tesisinin ÇED onay süreci için halkı bilgilendirme toplantısı yapmak istediler. Bölgede yaşayan insanlar, projenin bütün bölgeyi etkileyecek bir felaket projesi olduğunu bildiklerini hep bir ağızdan bakanlık ve şirket yetkililerine söylediler. Zaten bu çöplük projesi hiçbir yerel dinamiğin görüşü alınmadan adeta yangından mal kaçırırcasına, gizli-saklı yapılan plan değişiklikleri ile gün yüzüne çıkmıştı. Geleceğimizi kimseye yaktırmayacağız. Tüm Bursa'nın geleceğini etkileyecek bu projeyi bilim insanlarından uzak, yöre insana rağmen yapamayacaksınız.
Son günlerde ülkemizde önemli bir konuda yasa tasarısı tartışılıyor. Madencilerin, termik santralcilerin, rantçıların önlerinde engel olarak gördüğü ve yıllardır değiştirmeye çalıştıkları Zeytin Yasasını, 'üretim reform tasarısı' adı altında değiştirmeye ve yağmanın önünü açmaya çalışıyorlar. Meclis komisyonunda kabul edilen üretim reform tasarısının yasallaşması durumunda zeytin alanları maden ocaklarına, sanayi tesislerine dönüşecek.
Mevcut yasada zeytinlikler net ifadeler ile korunurken tasarı ile getirilen kamu yararı ibaresi ile istisnai durumlar yaratılarak talanın önünü açılacak. Valilik bünyesinde oluşacak kurulun karar vereceği bu kamu yararı durumundan çıkacak sonuçları şimdiden tahmin etmek hiç de zor değil. Bu zamana kadar yaşadığımız bütün deneyimler kamu yararı ibaresinin sonucunda doğa talanını işaret etmektedir. Geçtiğimiz yıl Kolin şirketi yaklaşık 7 bin zeytin ağacını Yırca'da nasıl yerle bir ettiyse, yasa çıkarsa milyonlarca zeytin ağacı da öyle yok olacak.
Tasarı ile Mera Kanunu 14üncü maddesi de değiştirilerek organize sanayi alanları için mera alanlarının vasıfları değiştirilecek ve artık yasal olarak mera alanları korunamayacaktır.
Bizler her alanda baskı kurmaya çalışan, ben yaptım oldu diyen iktidar algısını reddediyoruz. Bunun karşısında barışın ve adaletin hüküm süreceği ekolojik bir dünya için mücadeleye devam edeceğiz.