Bursa Barosu Başkanı Öztosun: Hukuk katliamına son verilmesini talep ediyoruz
Bursa Barosu Başkanlığı, AYM'nin Av. Can Atalay hakkında vermiş olduğu 2. ihlal kararına rağmen Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin son kararı hakkında basın açıklaması gerçekleştirdi.
2024.01.08 12:34 - Son Güncellenme: 2024.01.08 13:02 - Bursa Bölge - SİMLANUR İNCE
İLGİLİ VİDEO
Bursa Barosu Başkanı Öztosun: Hukuk katliamına son verilmesini talep ediyoruz
SİMLANUR İNCE / BURSADA BUGÜN
Bursa Barosu Başkanlığı, AYM'nin Av. Can Atalay hakkında vermiş olduğu 2. ihlal kararının ardından Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin vermiş olduğu karar için Bursa Adliyesi önünde basın açıklaması düzenlendi.
Gerçekleştirilen basın açıklamasına, CHP Bursa İl Örgütü ve çok sayıda STK katıldı.

Bursa Barosu Başkanı Av. Metin Öztosun'un konuşmasından satır başları şöyle;
90'lı yıllarda "anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz" diyen anlayışın açtığı kapıdan, o anlayışın bugünkü temsilcilerinin anayasayı kevgire çevirdiği günleri yaşamaktayız maalesef. Bursa Barosu'nca önceki AYM ihlal kararının uygulanmaması karşısında 10 Kasım'da adliye önünde basın açıklaması yapılmış, kararla ilgili Yargıtay 3. Ceza Dairesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulmuş, Ankara'da Yargıtay binasına yürünerek anayasa kitapçıkları Yargıtay kapısına bırakılarak, durum oraya gelen avukatlar ve baro yönetimlerince protesto edilmişti. Bunlara rağmen Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Milletvekili Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi'nin verdiği "2. hak ihlali" ve "2. tahliye" kararına, 2. kere uyulmama kararı vermiş, Anayasa'nın 153/6 maddesinde yer alan "Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar" hükmünü de ikinci kere çiğnemiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin Anayasa Mahkemesi kararının yerine getirilmesi için dosyayı İstanbul 13. ACM'ne göndermek yerine ilk hak ihlali kararında yaptığı gibi yargı darbesine devam edip hukuk devleti ilkesini yerle bir etmesi ve adeta anayasaya paçavra muamelesi yapması ve aklımızla alay etmesi kabul edilebilir bir durum değildir.
"ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARLARINA KARŞI UYMAMA YETKİSİ BULUNMAMAKTADIR"
AYM kararlarını değerlendirmek, uyulup uyulmamasına karar vermek, AYM'nin görev sınırlarını belirlemek, Yargıtay'a verilmiş anayasal bir yetki değildir. Yargı kararlarını beğenmemek hakkına sahip olmakla beraber uymamak hakkına kimse sahip değildir. Hele de bu husus Anayasa Mahkemesi kararı ise Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2. uyulmama kararı ile de Anayasa'dan kaynaklanmayan bir yetkiyi kendi kendine yaratıp, üstelik 13. ACM'nin yerine geçerek anayasayı eylemli olarak ilga etmeye devam etmiş, yetki ve görev gaspına devam ederek anayasayı ihlal suçunu zincirleme olarak işlemiştir. Anayasamız ve hukuk sistemimizde Yargıtay'ın, "Yetkilerini aştıkları" veya "Hukuki değeri yok" gerekçeleri ile Anayasa Mahkemesi'nin kesin kararlarına karşı uymama yetkisi bulunmamaktadır.
"BÖYLE BİR ORTAMI YARATMAYA KİMSENİN HAKKI VE YETKİSİ YOKTUR"
Aksi durumun kabulü, her mahkemenin ve hatta her bir bireyin yargı kararlarına uyulup uyulmaması hususunda çok geniş bir takdir alanı kazanacakları anlamına gelir ki bu durum, kamu düzenini altüst eden, hukuk devleti, hukuk düzeni ve hukuk güvenliği olmayan bir devletin oluşması demektir. Yargıtay'ın hukuk ve devlet krizine yol açan bu duruma devam etmesi ve devletin anayasal organlarının da bu duruma müdahale etmemekte ısrarı, hatta onaylar şekilde açıklamalar yapması da bizzat bu ortamın devlet eliyle desteklenmesi, yani yargı darbesine ortak olmaları manasına gelmektedir. Can Atalay'ın özelinde gerçekleşen ancak tüm yurttaşlarımızı ilgilendiren bu hususun tehlikesini başka türlü açıklamak gerekirse;
Örneğin Anayasa Mahkemesi veya başka bir yüksek mahkemenin vatandaşlarımızın bireysel veya toplu hakları ile ilgili verdiği kararların alt mahkemeler veya bunu uygulamak zorunda olan idari mercilerce de uygulanmayabileceği manasını taşır ki, bu hukuk güvenliğinin ortadan kalktığı bir durumu ifade eder. Böyle bir ortamı yaratmaya kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur.

"HUKUK ZEMİNİNİ KAYBETMEK KİMSENİN MENFAATİNE DEĞİLDİR"
2017 öncesinde başlayan ancak 2017 anayasa değişikliği ile "görünüşte kuvvetler ayrılığı" olan ancak tüm kuvvetlerin yürütmede birleştiği "gizli kuvvetler birliği" sistemi ile gelinen süreç ortadır. 2017 sonrası başlayan ekonomik ve yönetsel krize artık hukuk ve devlet krizi de eklenmiştir.
Hukuk, hepimizin ortak yaşamını düzenleyen herkesin uymak zorunda olduğu kurallar bütünüdür. Anayasa da, en üst hukuk kurallarını barındıran devletin işleyişini ve düzenini belirleyen kurallar bütünüdür. Bu kurallara devlet erklerinin uymaması ve uymamakta ısrar etmesi de sistemde meşruiyet sorunu yaşatır. Bu sebeple hukuk zeminini kaybetmek ve ona uyulmamasına göz yummak hatta desteklemek kimsenin menfaatine değildir.
Tüm bu sebeplerle; Geç olmadan herkes için hukuk devleti çağrımızı yineliyor, bu hukuk katliamına son verilmesini ve hukuk güvenliğimizin hiç bir şüpheye yer vermeyecek şekilde sağlanmasını talep ediyoruz. Bu vesileyle sadece meslektaşlarımız değil tüm vatandaşlarımızı da bütün bu anayasal haklarımıza, demokratik ve hukuki tüm yollarla sahip çıkmaya davet ediyoruz.
