Bursa Barosu Avukatlar Günü'nde, hayatını kaybeden avukatları andı
Bursa Barosu, 5 Nisan Avukatlar Günü'nde Uluyol Adliyesi önünde, depremde vefat eden avukatlar için basın açıklaması gerçekleştirildi.
2023.04.05 12:08 - Son Güncellenme: 2023.04.05 13:04 - Bursa Bölge - MEMETCAN YEŞİLBAŞ
SİMLANUR İNCE - MEMET CAN YEŞİLBAŞ / BURSADA BUGÜN
Bursa Barosu, 5 Nisan Avukatlar Günü kapsamında depremde kaybedilen, saldırılarda vefat eden, özgürlükleri ellerinden alınan avukatlar için Uluyol Adliyesi önünde basın açıklaması gerçekleştirildi.

Yapılacak basın açıklaması öncesinde, Atatürk Anıtı önüne çelenk sunulup ardından saygı duruşu gerçekleştirildi.
Bursa Barosu Başkanı Avukat Metin Öztosun'un konuşmasından satır başları şöyle;
5 Nisan Avukatlar Günü'nde, deprem felaketinde kaybettiğimiz on binlerce yurttaşımızın ve 121 meslektaşımızın acısını bir kez daha yüreklerimizde hissediyoruz. Hayatlarını ve yakınlarını kaybeden; evleri, ofisleri yıkılan meslektaşlarımızı bir an bile unutmadan; enkaz altından çıkarılan avukatlık cübbelerini yeniden giyebilecekleri, adalet mücadelesini kaldığı yerden sürdürebilecekleri bir ortamın sağlanabilmesi için bizler canla başla çalışmaya devam ediyoruz.
"10 BİNE YAKIN MESLEKTAŞIMIZIN EV VEYA OFİSLERİNDE AĞIR HASIR MEYDANA GELMİŞTİR"
Mesleğimizin, geçtiğimiz yıl "Avukatlar Günü'nü kutla(ya)mıyoruz" dememize sebep olan sorunlarının çözümü için somut bir tek adım atılmamışken, mevcut sorunların üzerine deprem felaketinin yarattığı çok ağır ve yeni sorunlar eklenmiş durumdadır. Yaşanan afet sonrası depremden ağır şekilde etkilenen illerimizde avukatlık faaliyetini fiilen sürdürmek şimdi çok daha zor bir hale gelmiştir. Deprem bölgesindeki Barolarımıza kayıtlı 17.964 avukat ve 3.762 stajyer avukat meslektaşımız, depremin sonuçlarından doğrudan etkilenmiş; 10 bine yakın meslektaşımızın ev ve/veya ofislerinde ağır hasar meydana gelmiştir.

"MESLEĞİMİZE YANSIYAN MADDİ MANEVİ ÇOK AĞIR SONUÇLAR GÖRÜLMEKTEDİR"
Bu koşullar yanında, Cumhuriyetimizin 100.yılını kutladığımız bu yıl ülkemizin ve mesleğimizin içinde bulunduğu hukuki ahval ve şeraiti gözden geçirmek gerekirse;
2017 Anayasa değişikliğiyle devletin tüm kuvvetlerinin örtülü olarak yürütmede birleştiği,
TBMM nin fonksiyon kaybının arttığı, yürütmeyi denetleme fonksiyonunu artık yapamadığı, hatta tamamen yürütmenin etkisine girdiği, yasama fonksiyonunun şekli bir hal aldığı,
Sosyal medyanın linç, ihbar ve jurnal alanına dönüştüğü baskı ve yönlendirmelerle yargının ceza ve usul yasalarını alt üst eden kararlar verdiği,
Düşünce ve ifade özgürlüğüne, toplantı ve gösteri haklarına yönelik kısıtlamalar ve hukuka aykırı müdahalelerle ülkemizin daha baskıcı ve daha totoliter bir rejimin kıskacına alınmaya çalışıldığı,
Demokrasinin vazgeçilmezi siyasal özgürlüğe hukuka ve demokrasiye aykırı müdahalelerin olduğu,
Cumhuriyetin temeli olan laiklik ilkesinden uzaklaşıldığı, naslara, dogmalara göre yönetimsel kararları alındığı,
Kadın haklarını geriletmek isteyen çağdışı anlayışlara, tarikatlara prim verildiği,
Çevre ve doğa katliamlarının devam ettiği,
Çocuk istismarı, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri her geçen gün arttığı,
Kadını koruyan İstanbul Sözleşmesi'nden bir gece yarısı kararnamesiyle TBMM iradesi hiçe sayılarak Anayasa'ya aykırı bir şekilde çekilme kararı verildiği,
Cumhuriyet kazanımlarının, laik demokratik hukuk devletinin temelleri aşındırılarak kullanılmaz hale getirilmek istendiği,
Demokrasinin temeli olan ; demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların, meslek örgütlerinin bilimin, aklın ve adaletin sesi olarak bulundukları beyanlar ve itirazlar sebebiyle yürütme tarafından kriminalize edildiği ve düşmanlaştırıldığı,
Hukuk güvenliğinin kalmadığı, AİHM kararlarının tanınmadığı, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığının tartışılmaya açıldığı, hatta mahkemenin kapatılmasının dahi dillendirildiği
Tüm bunları üreten mevcut anayasal sistemin hukuki, sosyal ve ekonomik krize yol açtığı,
Ve bunun mesleğimize yansıyan maddi, manevi çok ağır sonuçları görülmektedir.
"ANAYASANIN DELİK DEŞİK EDİLDİĞİ GÜNLERİ YAŞIYORUZ"
Maalesef ki ülkemizde artık hukuk devleti ilkeleri yerle bir olmuştur. Hukukun üstünlüğü endeksinde 140 ülke arasında 116. Sırada olmamız da zaten bunun kanıtıdır.
Ancak hukuk devletinin vazgeçilmez ilkeleri, devletin istediği zaman eğip büktüğü; kimi zaman yok saydığı, kimi zaman "ben yaparım, hukuk arkadan gelir " anlayışı ile uygulanan kavramlar olamaz, olmamalıdır. 1980 ler de ülkeye egemen olmuş "bırakın yapsınlar bırakın geçşinler" zihniyetli yöneticilerin "anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz " anlayışına güçlü tepki koyulmaması sebebiyle gelinen noktada "anayasanın delik deşik edildiği" günleri yaşayıp duruyoruz.
"CUMHURİYET TARİHİNİN EN ALT SEVİYESİNDE İNDİĞİ GÖRÜLMEKTE"
Bunlara ilişkin itirazlarımız ise itiraz mercilerince dikkate bile alınmadan sadece durumun bizim tarafımızdan tarihe düşülen notları ve tespitlerinden öteye gidemiyor maalesef. Tüm bunların sonucunda hukukun en önemli fonksiyonu olan devletin temeli ve birlikte yaşama güvencemiz olan adalet fonksiyonun işlevini yerine getiremediği , birlikte yaşama güvencemiz olan ADALETİN ağır yara aldığı ve adalete güvenin Cumhuriyet tarihinin en alt seviyesine indiği görülmekte.
"ENGELLENEBİLECEK BİNLERCE ÖLÜM KADER PLANI DEĞİLDİR"
Adalet dediğimiz şey toplumun bir arada yaşamasına imkan sağlayan en kıymetli kavramdır. Adaletin olduğu yerde huzur, refah,sevgi, saygı, kalkınma , sükunet ve mutluluk vardır.
Ancak ; Adalet, devletin çıkarlarını korumak bahanesiyle haksızlık etmek değildir.
Adalet, tutuklamayı bir intikam aracı, toplumun sesini kesme aracı olarak kullanmak değildir.
Adalet, hak talep edenlere baskı uygulanmasına göz yummak değildir.
Adalet, yönetimin, egemen sınıfların istediği gibi yasaların eğilip bükülmesi demek değildir.
Adalet, önlenebilecek binlerce ölümü "kaza olarak", "kader planı" olarak tarif edip sorumluktan kurtulmak demek değildir.
Adalet, depremde yardım gitmeyen insanlara geç kaldık "hakkınızı helal edin " demek değildir.
Adalet, kör kayıkçının bile gördüğü hukuksuzluğa rağmen" İstanbul sözleşmesinden çıkmak " değildir.
"MESLEĞİN İCRA EDİLEMEZ HALE GETİRİLDİĞİ GÖRÜLMEKTEDİR"
İşte tüm bu hukuksal ve siyasal iklimin ve krizlerin yansımalarını mesleğimizde de görüyoruz ;
- Maalesef ki bu 5 Nisan ı da "avukatlara yönelik fiili saldırıların vahim boyutlara ulaştığı, bağımsız savunmayı temsil eden avukatların yok sayılmaya, yargının kurucu unsuru olduğunun unutturulmaya çalışıldığı, gerek yasal düzenlemeler gerekse de fiili uygulamalarla mesleğin icra edilemez hale getirildiği görülmektedir.

"AVUKATLIK MESLEĞİ SOSYAL KRİZ İÇİNDEDİR"
Avukatlık mesleği bugün;
- İtirazlarımıza rağmen açılan hukuk fakültelerinin yarattığı nicelik sorununa eklenen nitelik sorunları ile beraber büyük bir maddi ve sosyal kriz içindedir.
-Stajını bitiren meslektaşlarımızın büyük çoğunluğu ofis açamaz , açsa da yürütemez, bağlı çalışacak ofis bile bulamayacak haldedir.
-Baromuzca açılan Barohan gibi sosyal projelerle gençlerimize umut olmaya ve bu sorunlara çare bulmaya çalışmaktayız. Ancak hatırlatmak gerek ki bu görev aslında bu kadar hukuk fakültesi açan devletin sorumluluğunda olan bir görevdir.
-Halen bağlı çalışan avukatlar düşük ücretlere çalışmakta ve iş güvencesinden yoksun bulunmaktadır.
-Yıllardır tüm çabalarımıza rağmen biriken sorunlara çözüm bulmak yerine avukatı iş yaparken daha da etkisizleştiren gerek adliye de gerekse tapu, nüfus müdürlüğü gibi kamu makamlarında kısıtlamalar ve uygulamalarla avukatı adliye ve işlev dışı alana iten bir anlayışla mücadele etmek zorunda kalmaktayız.
- Halen avukatlık asgari ücret tarifesinin 4 da biri gibi ücretlere CMK zorunlu müdafiliği yapmak durumunda kalmaktadır meslektaşlarım
- Üstelik devletimiz tarafından Barolara gönderilen adli yardım ödeneklerinde artış yapılacak vaadine rağmen yeterli artış yapılmamış avukatlar geçen yıla göre daha işsiz , vatandaşımız da hak arama güvencesinden daha çok yoksun bırakılmıştır. Avukat meslektaşlarımız adli yardımdan kaynaklanan avukatlık ücretlerini maalesef ki bu sebepten aylar hatta yıllar sonra alabilmektedir.
- Öte yandan avukatlık mesleğinin kamu hizmeti niteliği aşındırılmakta, temelinde 'savunma hakkı' ve 'hak arama özgürlüğü' olan avukatlık, toplumsal sorunlar ve etik değerlerden daha çok piyasa kuralları öne çıkarılarak yeniden yapılandırılmaktadır. Halkın yargıya erişim ve adil yargılanma hakkı da bu şekilde engellenmiş olmaktadır.
Bu ve benzeri bir çok sorunların ve bunların siyasi irade tarafından yasal ve ekonomik düzenlemelerle çözülemediği veya çözülmek istenmediği boğucu ve yakıcı bir ortam sebebiyle her ay bir meslektaşımıza yapılan bir saldırı veya bir meslektaşımızın intihar haberi ile karşı karşıya kalmaktayız.
"Yasalar örümcek ağı gibidir, sinekleri ve diğer küçük böcekleri yakalamak için yapılmıştır ama büyük kan emicilerin yolunu kesmez" diyor Daniel Drew.
"KAN EMİCİLERİN TOPLUMUN KANINI EMMESİNİ ENGELLEMEK İÇİN UĞRAŞIYORUZ"
Evet avukat olarak; Büyük kan emicilerin toplumun kanını emmesini engellemek için uğraşıyoruz. Ülkemizin arazilerinin, sularının , ağaçlarının, kamuya ait olan zenginliklerin çıkar uğruna yok edilmesine karşı duruyoruz biz,
Evet, avukat olarak; Var olan gerçeğe katlanmayı değil, ona itiraz etmeyi, değiştirmeyi; geçmişi unutmadan aydınlık bir geleceği hayal ediyoruz biz
Evet avukat olarak; Halkımızın , sadece avukatı değil, acısının dert ortağı, ufkunun rehberi, ekmek kavgasının yoldaşı, haklarının bekçisiyiz biz.
Evet avukat olarak; Hukukun halkın aleyhinde kullanılmasına , üstünlerin hukukuna karşı duruyoruz biz.
Evet avukat olarak; yasaların gerçeğe göre düzenlenmesini savunuyor, yasaların içinde olan fakat gerçekte bir türlü uygulanmayan herkes için eşitlik, özgürlük, adalet ilkelerini somut olarak insanımızla buluşturmak için çabalayanlarız biz.
Evet avukat olarak, önlenebilir ölümlerin önüne geçemeyenlerin, neden oldukları sonuçlar için cezalandırılmalarını sağlamak için mücadele veren avukatlarız biz.

"TÜM HUKUKSUZLUKLARA KARŞI MÜCADELE ETMEK İÇİN ÖRGÜTLÜ OLMAK ZORUNLULUKTUR"
Tüm hukuksuzluklara karşı mücadele etmek için örgütlü olmak zorunluluktur. Bireysel bir çaba ile hiçbir şeyi nihayetlendiremez, toplumsal bir değer yaratılamaz. Bunu bilen iktidar sahipleri kendi değerlerini topluma dayatmak için tüm örgütlü yapıları tasfiyeye ve etkisizleştirmeye girişmiştir.
Meslek örgütümüz olan Barolar da önce bölünmeye çalışılmış ancak güçlü dirençle karşılaşılınca ,bu seferde Baroları ekonomik olarak zorda bırakıp, adalet ve hukukun üstünlüğü gibi değerleri savunan Baroların bu değerleri yeterince savunamaması amaçlanmıştır.
0/5 yaş kıdemindeki avukatlardan aidat alınmaması yasasının altında tam da bu yatmaktadır. Genç avukatların maddi hiç bir sorununu çözmeyen onlara yeni iş alanları ve refah yaratamayanlar onları açlıkla başbaşa bırakıp , Baro ile genç avukatın bağlarını iyice koparıp , onları örgütsüzleştirmeye ve yalnızlaştırarak tamamen kendine biat edecek bir hale dönüştürmeye, genç avukatları güvensiz ve etkisiz kılmaya çabalamaktadır.
"SADECE MESLEĞİMİZİ DEĞİL YAŞAMIN EN TEMEL HAKLARINI DA KAYBEDİYORUZ"
Çiçero "savaşta yasalar susar" diyor. Sanırım bunca yasa tanımazlığın temelinde bu yatıyor. Çünkü laik , demokratik, sosyal hukuk devleti ile savaş edenler var. Ve bu savaşta yasalar bile bazen susuyor, susturuluyor.
Ve bizler bu suskunluk içinde sadece mesleğimizi, özgürlüklerimizi değil sağlıktan eğitime, barınmadan , yaşamın en temel haklarını kadar olan haklarımızı da birer birer kaybediyoruz.
Buna bir turnusol kağıdı isterseniz Baroda son 20 yıldan önce avukat olanların %90 nin devlet üniversitelerinden gelenlerin oluşturduğunu şimdi ise neredeyse bu durumun tam tersi olduğunu yani parası olmayanın artık okuyamadığını, avukat ile hakim savcı arasındaki maddi ve sosyal hak uçurumunun yıllar içinde avukat aleyhine nasıl gerilediğini de hatırlatmak yeterlidir sanırım.
"HUKUK DEVLETİN EN TEMEL GÜVENCESİDİR"
Avukatlar; hak arama özgürlüğünün, savunma hakkının ve hukuk devletinin en temel güvencesidir. Her fırsatta dillendirdiğimiz üzere bağımsız savunma, halkın savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının güvencesidir.
Avukatların tam bir özgürlük ve bağımsızlık ve geçinme kaygısı olmadan mesleğini icra edemediği, yargılama faaliyetine katılamadığı bir ortamda bağımsız ve tarafsız yargıdan, adil bir yargılamadan ve adil bir devlet düzeninden söz edilemez.
Ancak herkes bilmelidir ki tüm bunlara rağmen ; Hukukçu-avukat" adaletsizliğe, hukuksuzluğa tüm gücüyle itiraz eden kişidir. Onun karakteri uzlaşı üzerine kurulamaz. Çünkü "haksızlıkla uzlaşı " adaletsizliğe kısmen de olsa boyun eğmektir.
Çünkü avukat adaletsizliğe ,hukuksuzluğa direnmezse eninde sonunda bu hukuksuzluğun kapısına dayanacağını bilen mesleki varoluşunun anlamını ve mesleki sürdürülebilirliğini ancak hukukun üstün olduğu yerde gerçekleşeceğini bilen insandır. Bunu bilmeyenler zaten hukukçu değil iş takipçisidir.
Yaklaşan seçim sebebiyle Bursa Barosunca seçim hukuku ve güvenliği merkezi kurulmuş olup seçimlerde görev almak isteyen, seçimin hukuka uygun gerçekleşmesini takip edecek avukatlar, STK üyeleri ve vatandaşlarımıza yönelik eğitimler verilecek ve böylece seçimlerin adil, şeffaf , hukuka uygun gerçekleşmesine de Baromuzca katkı koyulacaktır.
"TÜM HUKUKSUZLUKLARA KARŞI MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ"
Tüm bu olumsuz koşullara rağmen bizler hak ve hukukun üstünlüğü mücadelesine devam edeceğiz. Çünkü bu mücadele sahip olduğumuz hem insani hem mesleki hem de tarih bilincinin bir sonucudur.
Biz hak mücadelesi verenler olarak tarihi izlemiyor bu bilincin sonucu olarak bizzat tarihin hukukun üstün olduğu mecrada akması için çalışıyoruz.
Meslekten çıkar sağlamak ve yükselmek için hukuk ve meslek ilkelerini hiçe sayan, siyasi iradenin dümen suyuna göre hareket eden, mesleki dayanışmadan, birikimden uzak, kendi alanına yabancılaşmış hukukçulardan değiliz çünkü biz.
Avukatlık Kanunun ikinci maddesinde ifade olan "Avukat her türlü hukuki meseledeki anlaşmazlıkları adalete ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini sağlamalıdır. " diye tanımlanan " Adaletin hizmetinde, adalet ve hakkaniyete uygun olarak" mesleğini yapanlarız çünkü biz.
Tüm bu sebeplerle;
Bursa Barosu olarak haksızlığa boyun eğmeden, susmadan, cübbelerimizi kimsenin önünde iliklemeden kutsal savunma mesleğinin temsilcisi olan meslektaşlarımızın, 5 Nisan Avukatlar Günü'nü kutluyor,
Umudun ve mücadelenin hizasına yazdığımız adımızla Gazi Mustafa Kemal Atatürk 'ün dediği gibi "hak kuvvetten üstündür" diyoruz.