''Birlikte çalışmak zorundayız''
TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, ''Daha zengin ülkeler olmak istiyorsak, daha huzurlu toplumlar olmak istiyorsak, birlik olmak ve birlikte çalışmak zorundayız" dedi
2013.02.05 14:42 - Son Güncellenme: 2013.02.05 14:42 - Ekonomi - HABER MERKEZİ
TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, yeni bir dünya düzenin oluşmasının mümkün hale geldiğine işaret ederek, "İslam ülkeleri olarak, bizim de küresel sistemdeki ağırlığımızı artırmamız mümkün. Önümüzdeki süreçte, aralarındaki işbirliğini geliştiren, ticaret ve yatırımlarını artıran ülkeler, yükselen ekonomiler olacaktır. O halde, daha zengin ülkeler olmak istiyorsak, daha huzurlu toplumlar olmak istiyorsak, birlik olmak ve birlikte çalışmak zorundayız" dedi.
İslam Ticaret, Sanayi ve Tarım Odası (ICCIA) 15. Yönetim Kurulu toplantısı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu'nun ev sahipliğinde, 13 ülkeden 50 işadamının katılımıyla İstanbul Hilton Otel'de gerçekleştirildi.
Toplantının açılış oturumunda, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı ile ICCIA Başkanı Şeyh Saleh Kamel birer konuşma yaptı. TOBB'dan verilen bilgiye göre, Hisarcıklıoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmaya, "Kıtaların ve medeniyetlerin buluşma noktası İstanbul'da sizleri ağırlamaktan şeref duyuyorum. Yüce Allah'tan, toplantımızın, bize ve bütün İslam dünyasına hayırlar getirmesini diliyorum" diyerek başladı.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Filistin Devleti'ne "üye olmayan gözlemci devlet" statüsü verildiğini söyleyen Hisarcıklıoğlu, "Bu vesilesiyle, fazlasıyla hak ettikleri bağımsızlık mücadelesinde, çok önemli bir başarı sağlayan, Filistin halkını yürekten kutluyorum" dedi.
Dünyanın iktisadi ve siyasi anlamda yeniden şekillendiği tarihi bir süreçten geçildiğine işaret eden Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:
"Küresel kriz, dünyadaki güç dengelerini değiştirdi. Dün güçlü olarak bilinen ülkeler, bugün eski güçlerinden çok uzakta. Dünyanın iktisadi ve siyasi ağırlık noktası, Atlantik'ten Pasifik'e doğru kayıyor. Dolayısıyla, yeni bir dünya düzenin oluşması artık mümkün hale geliyor. Doğu Asya ve hatta Güney Amerika ülkeleri, bu durumdan faydalanıp, küresel güçlerini artırmaya çalışıyorlar. İslam ülkeleri olarak, bizim de küresel sistemdeki ağırlığımızı artırmamız mümkün. Bizim de önümüzde yeni bir fırsat penceresi beliriyor. Ama şunu asla aklımızdan çıkarmayalım, talih sadece hazır olana güler. Önümüzdeki süreçte, aralarındaki işbirliğini geliştiren, ticaret ve yatırımlarını artıran ülkeler, yükselen ekonomiler olacaktır. O halde, daha zengin ülkeler olmak istiyorsak, daha huzurlu toplumlar olmak istiyorsak, birlik olmak ve birlikte çalışmak zorundayız."
"ZENGİNLİĞİMİZİ KULLANAMIYORUZ"
Sahip olduğu toprakları, doğal kaynakları, nüfusu ve üretim potansiyelini dikkate aldığında, İslam ülkelerinin çok zengin olduğuna işaret eden Hisarcıklıoğlu, "Ama bizler, bu zenginliği yeterince kullanamıyoruz" dedi. İslam dünyasının, dünya nüfusu içinde yüzde 23 paya sahip olduğunu ama dünya üretiminin sadece yüzde 11'ini sağladığına dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, "Dünya ticaret hacmi içindeki payımızsa ancak yüzde 12. Yani, olması gerekenin yarısı kadar üretiyor ve kazanıyoruz. Bu olumsuz tabloyu değiştirmenin ilk adımı olarak, kendi aramızdaki ticareti geliştirmeliyiz. İşte, Avrupa Birliği kendi arasındaki ticaret kurallarını ve malların serbest dolaşım esaslarını belirlemiş. Böylece Avrupa'da bir refah alanı meydana getirmiş. Ya biz ne yapıyoruz? Biz daha aramızdaki vize ve gümrük engellerini aşamadık. Ortak ticaret kurallarını çalıştıramadık. Ülkelerimiz arasında ticaretin artırılmasının önemli bir mekanizması olan İslam Ülkeleri Arasında Tercihli Ticaret Sistemi anlaşması (TPS-OIC) bile daha yürürlüğe girmedi. Üye ülkelerin bu anlaşmayı imzalamasını ve onaylamasını bekliyoruz. Kendi aramızda güçlü ekonomik işbirliğini oluşturamazsak, dünya ile nasıl entegre olacağız? Benzer bir sıkıntı vize konusunda yaşanıyor. Bizler kardeşiz diyoruz. Peki kardeşler birbirini ziyaret ederken önceden izin mi alırlar? Aramıza bariyerler koyarak bölünmenin zamanı değil, birlik olup güçlenmenin zamanıdır" şeklinde konuştu.
"HÜKÜMETLERİMİZİ SOMUT ADIMLAR ATMALARI İÇİN İKNA ETMELİYİZ"
İslam ülkeleri arasındaki ticaretin artırılması için engelleri kaldırmayı amaçlayan Tercihli Ticaret Anlaşmasının (TPS-OIC) tanıtılması ve teşvik edilmesi için, İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu'nun önerisi doğrultusunda, İslam Odası ve TOBB İşbirliğinde bir tanıtım toplantısı düzenlemeyi planladıklarını anlatan Hisarcıklıoğlu, "Dünyada ortak gümrük politikası uygulayan gelişmiş ve başarılı örnekler varken, biz neden korkuyoruz? Neden, ülkelerimizi birbirine entegre edip, üretimimizi, ticaretimizi arttıramıyoruz?" diye sordu. Hisarcıklıoğlu, halen İslam ülkelerinde uygulanan gümrük tarifesi oranının, dünya ortalamasının yüzde 26 üzerinde olduğuna işaret ederken şöyle devam etti:
"Yerli sanayimiz zarar görür diye korkuyoruz ve korumacı politikalarla olduğumuz yerde sayıyoruz. Bu nedenle rekabet gücümüz gelişemiyor. Türkiye 1980'de dışa açıldığında sanayimiz yeterli değil diye düşünüyorduk. AB ile Gümrük birliğine girdiğimiz de, Avrupa'nın sanayisi ile baş edemeyeceğimizi zannediyorduk. Ancak, son 30 yılda attığımız adımlarla ve son 10 yılda hayata geçirdiğimiz reformlarla, Türkiye ekonomisi adeta bir üst lige çıktı. 30 yıl önce 2 bin dolar olan kişi başına milli gelir, bugün 10 bin doları aştı. 30 yıl önce, yılda 3 milyar dolar ihracat yapıyorduk. Bunun yüzde 90'ı da tarım ürünüydü. Bugünse yılda 150 milyar dolar ihracat yapıyoruz ve bunun yüzde 92'si sanayi ürünü. Üstelik ihracatımızın yarısını dünyanın en rekabetçi piyasalarına, Avrupa ve Amerika'ya yapıyoruz. Bugün Avrupa'da satılan her 3 televizyondan biri ve her 4 beyaz eşyadan biri Türkiye'deki üretim tesislerinden temin ediliyor. İslam coğrafyasının en büyük 100 firmasının 23 tanesi Türk firmasıdır. Müteahhitlik sektöründeki en büyük şirketler arasında dünyada en çok şirketi olan ikinci ülkeyiz. Turizmde dünyada 6. büyük destinasyon haline geldik. İşte bu noktada, İslam Odası olarak öncü rol oynamalıyız. Burada bulunan Oda Başkanı kardeşlerime de bir çağrı da bulunmak istiyorum. İş aleminin kanaat liderleri olarak, bu konulardaki süreçlerin hızlandırılmasında sorumluluk ve inisiyatif almalıyız. Hem ülkelerimizdeki özel sektöre cesaret vermeli, hem de hükümetlerimizi somut adımlar atmaları için ikna etmeliyiz."
"İŞTE TÜRKİYE ÖRNEĞİ ORTADA"
Zenginleşmek için, yatırım yapacak, üretim yapacak ve ticaret yapacak girişimciye ihtiyaç olduğuna değinen Hisarcıklıoğlu, "Zira bu çağda ülkeleri zenginleştiren esas güç, müteşebbisleridir" şeklinde konuştu. "Bakın Almanya'ya, Japonya'ya. 2. Dünya Savaşı'ndan tamamen yıkılmış bir vaziyette çıktılar. Ama güçlü bir özel sektörleri, köklü bir müteşebbis kültürleri vardı. Bu sayede toparlandılar" diyen Hisasrcıklıoğlu, "Aynı başarıyı bizler bu coğrafyada niye göstermeyelim. İşte Türkiye örneği ortada. Petrol yok, doğalgaz yok. Ama buna rağmen, İtalya ile Çin arasındaki geniş coğrafyada, en güçlü özel sektör, en büyük sanayi üretim kapasitesi ve ihracatı Türkiye'de. Bunu, Türk özel sektörü, Türk müteşebbisleri sağladı. Nasıl başardık; iç piyasamızı rekabete açtık. İş ve yatırım ortamını iyileştiren reformlar yaptık" ifadelerini kullandı.
İslam ülkeleri olarak, sıkıntı yaşanılan önemli bir konunun da işsizlik olduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, 57 İslam ülkesindeki işsizlik oranının yüzde 10 civarında ve diğer gelişen ülkelerin üzerinde olduğuna işaret etti.
"İZMİR İÇİN DESTEKLERİNİZİ BEKLİYORUM"
Geçen yıl Nisan ayında yine İstanbul'da düzenlenen İslam Odası toplantılarının açılış töreninde, İslam İşbirliği Teşkilatı ile İşbirliği Mutabakat Zaptı imzalandığını söyleyen Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:
"Bu anlaşma sayesinde İslam ülkeleri arasında; girişimciliğin teşvik edilmesi ve özel sektörün geliştirilmesi, ticaretin artırılması ve yatırımların teşvik edilmesi, tarım, gıda güvenliği ve kırsal kalkınmanın geliştirilmesi, ulaştırma sektörünün geliştirilmesi, kapasite geliştirme, bilgi ve uzmanlık transferi, alanlarında işbirliği sağlayarak, İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin özel sektörleri arasında işbirliğini geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu hedeflere ancak sizlerle birlikte ulaşabiliriz. İslam Odasının bu hedeflerin gerçekleşmesinde öncü olmasını istiyoruz."
Hisarcıklıoğlu ayrıca 2020 yılındaki EXPO'nun yapılacağı şehir için yakında seçim yapılacağını anımsatarak, "Türkiye'nin en büyük ve gelişmiş şehirlerinde İzmir buna aday. İzmir'in EXPO'yu layıkıyla gerçekleştireceğine yürekten inanıyor ve desteklerinizi bekliyorum" dedi.
AYNI COĞRAFYANIN İNSANLARIYIZ
Toplantıda konuşan Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, dünya gayrisafi milli hasılası 70 trilyon olarak kabul edildiğinde İslam ülkelerinin bu hasılasının onda birini ürettiğini belirterek, "Ancak en zengin İslam ülkesi ile en fakir olanı arasındaki 220 katlık gelir dağılımı uçurumu bulunmaktadır" dedi.
Yazıcı, işbirliğinin sadece ekonomik bağlamda olmadığını belirterek, şöyle konuştu:
"Buradaki sinerji, gönül birliğinden doğmaktadır. Bizim 1250 yıllık kardeşlik hukukumuz var. Bizim akrabalarımız bu coğrafyadadır. Biz kültürümüzden, geleneklerimizden, tarihimizden söz ederken bu coğrafyadan kendimizi ayrı düşünmemiz mümkün değildir. Anadolu halkına ağıtlar, türküler söyleten bu coğrafyadır. Ortadoğu'da Arap Yarımadası'nda, Afrika'da bizim şehitliklerimiz vardır. Anadolu'da çok bilinen ve çok duygulu bir türkü vardır. Yemen için söylenir, 'Giden gelmiyor, acep nedendir' der türkü. Bu coğrafyanın kaderi, bizim kaderimizden ayrı değildir. Bu coğrafyanın huzuru bizden ayrı değildir. Batının sömürgeci politikalarının başlamasıyla, bu coğrafyada kardeşlik yerine rant elde etme kaygısı başlamıştır. Kan ve göz yaşı da bu süreçle beraber akmaya başlamıştır."
''GAZZE ABLUKA ALTINDAYKEN, BÖLGEYE BARIŞ VE İSTİKRAR GELEMEZ''
Yazıcı, Filistin'deki katliam ve insanlık dışı uygulamaların, bu sürecin en uzun ve en acı hali olduğunu ifade ederek, "Yıllarca uluslararası örgütler, bu insanlık dışı uygulamalara göz yumdular. Bu süreç artık bu şekilde devam edemez. Gazze abluka altındayken, bölgeye barış ve istikrar gelemez. Biz doğru bildiğimiz yoldan, inandığımız ilkelerden taviz vermeyeceğiz" diye konuştu.
Bu noktada Arap ülkelerinin de meselenin barışçıl yollardan çözümü için artık daha fazla inisiyatif almalarını beklediklerini vurgulayan Yazıcı, "Biz bu çağda şahit olduğumuz olaylara kayıtsız kalamayız. Şahit olduğumuz her şeyden sorumluyuz. İyiliği yaymak, kötülüklerle mücadele etmek bizim en büyük gayemiz ve yükümlülüğümüzdür" dedi.
Filistin-İsrail sorunu orada öylece dururken, hiçbir ülkenin tam anlamıyla refah ve istikrarı tesis edemeyeceğinin acı tecrübelerle sabit olduğuna vurgu yapan Yazıcı, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Gün, ihtilafları çoğaltma değil, ittifakları güçlendirme günüdür. Gün, barış adına daha fazla emek sarf etme günüdür. Biz, yaşanan acıların, yaşanan trajedilerin, hukuksuzluğun, tüm bölge ülkelerine, bu coğrafyaya ağır zarar verdiğine inanıyoruz. Daha fazla acı yaşanmaması için samimiyetle gayret sarf ediyoruz. Silahlar sustuğunda, kan ve göz yaşı dindiğinde, her ülkenin bundan fayda sağlayacağına, Türkiye'nin de bundan yarar göreceğine inanıyoruz. Sadece bu gaye doğrultusunda gayret sarf ediyoruz. Biz gördüğümüz, duyduğumuz, şahit olduğumuz her zulümden, her Müslüman kardeşimizin derdinden ve insanlığın huzurundan refahından sorumluyuz. Biz işbirliği, güç birliği yapmakla sorumluyuz."
''İSLAM ÜLKELERİNİN TOPLAM MİLLİ GELİRİNDE DÜZENLİ ARTIŞ VAR''
Yazıcı, İslam ülkelerinin toplam milli gelirinde, 2002-2011 arasında düzenli bir artış görüldüğünü vurgulayarak, 2002 başında 1,7 trilyon dolar olan milli gelirin, 2011'de 5,7 trilyon dolara yükseldiğini söyledi.
İslam ülkelerinin bugün, dünya nüfusunun beşte birinden fazlasını oluşturduğuna vurgu yapan Yazıcı, "Dünya gayrisafi milli hasılası 70 trilyon olarak kabul edildiğinde İslam ülkeleri bu hasılanın onda birini üretmektedir. 2007-2011 arasında İslam ülkelerinde kişi başına milli gelir 4 bin 724 dolardan, 5 bin 507 dolara çıkmıştır. Bu, beş senede ortalama yüzde 20'lik bir artış yaşandığını göstermektedir. Ancak en zengin İslam ülkesi ile en fakir olanı arasındaki 220 katlık gelir dağılımı uçurumu bulunmaktadır. Kişi başına 53 bin dolar gelirin düştüğü Katar en zengin İslam ülkesidir. Kişi başına sadece 177 dolar milli gelir düşen Etiyopya ise en fakir ülkedir" şeklinde konuştu.
Yazıcı, bunun temel sebeplerinden birinin İslam ülkeleri arasındaki ticaret hacminin yeterince gelişmemesi olduğunu ifade ederek, İslam ülkelerinin birbirleriyle olan ticaretinin toplam dış ticaretlerinin ancak yüzde 17'sine karşılık geldiğini kaydetti.
İSLAM ÜLKELERİ, PETROLÜN YÜZDE 65'İNİ ÜRETİYOR
Bakan Yazıcı, İslam ülkelerinin dünyada, petrolün yüzde 65'ini, doğalgazın yüzde 51'ini, doğal kauçuğun yüzde 70'ini, kalayın yüzde 52'sini, hurmanın yüzde 93'ünü, Hindistan cevizinin yüzde 33'ünü, buğdayın yüzde 15'ini, pirincin yüzde 17'sini ve baharatın yüzde 39'unu ürettiğini söyledi.
Sektörel olarak bakıldığında sanayi sektörünün İslam ülkelerinin toplam gayrisafi milli hasılasının yüzde 42,8'ni oluşturduğunu anlatan Yazıcı, şöyle konuştu:
"Bunun da toplam gelirlere katkısı yüzde 37,4'tür. Buradan üç sonuç çıkarabiliriz; İslam ülkeleri toplam milli gelirinin yarısına yakınını sanayi sektörü eliyle elde etmektedir. Toplam gelirlerinin yaklaşık yüzde 40'ını sanayi sektörü oluşturmaktadır. Milli gelire katkısı bakımından sanayi sektörü ilk sırada yer almaktadır. 2008 Küresel Gıda Krizi ve 2009 Küresel Mali Krizi sonrasında, İSEDAK Ekonomik Zirvesi, tarım alanında işbirliğine öncelik verilmesini kararlaştırmıştır. Bu ekonomik zirve neticesinde İSEDAK (İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi) bünyesinde, tarım sektörüne yönelik bu alanda gıda güvenliği programları geliştirmek üzere bir Görev Gücü oluşturulmuştur.
İSEDAK Görev Gücü, yetkilerine paralel olarak, şimdiye kadar sekiz kez toplanmıştır. Görev Gücü, üye ülkeler arasında tarım, kırsal kalkınma ve gıda güvenliği konusunda işbirliği için taslak çerçeve oluşturmuştur. Söz konusu çerçeve belgesi İSEDAK çatısı altında tarım alanında işbirliği için önemli bir belge olarak memnuniyetle karşılanmıştır."
YOKSULLUKLA SAVAŞMADA ÖNEMLİ ADIMLAR ATILDI
Yazıcı, bunun yanı sıra 2012 içerisinde gıda güvenliği programına yönelik olarak İslam Kalkınma Bankası, Uluslararası Gıda Örgütü ve Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonunun arasında 1,5 milyar dolarlık finansman anlaşması imzalandığını kaydetti.
Bu imzalanan finansman anlaşması ile yoksullukla savaşmada ve gıda güvenliğini sağlamada önemli adımlar atıldığını vurgulayan Yazıcı, "Bu noktada şuna dikkati çekmekte fayda var, dünyada 'en az gelişmiş ülkeler' olarak sınıflandırılan 48 ülkeden 22'si İslam coğrafyasında yer almaktadır. 'Düşük gelirli gelişmekte olan ülkeler' olarak sınıflandırılan 60 ülkeden 28'i, 'ağır şekilde borçlu yoksul ülkeler' olarak sınıflandırılan 40 ülkenin 22'si, 'düşük gelirli yiyecek sıkıntısı çeken ülkeler' olarak sınıflandırılan 70 ülkenin 33'ü İslam coğrafyasındadır" diye konuştu.
Yazıcı, bunun yanında 'gelişmekte olan ülkeler' kategorisinde bulunan ama başlıca petrol ve gaz ihracatçısı olan 12 ülkenin 10'unun da tezat teşkil edecek şekilde İslam coğrafyasında yer aldığının altını çizerek, "Bu da İslam ülkeleri arasında dayanışmanın geliştirilmesi ve dolayısıyla yoksullukla mücadeleye katkı sağlanması için daha yakın işbirliği ortamının oluşturulmasının önemini ortaya koymaktadır"dedi.