Bir sonraki kriz: Su (ÖZEL HABER)
Türkiye nüfusunun 2030 yılında 100 milyona ulaşacağı ve kişi başına düşen su miktarının bin 120 m3'e gerileyeceği öngörülüyor. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Serkan Durmuş, yanlış politikalardan dolayı gelecekte su ve gıdanın krize girebileceği uyarısı yapıyor.
2022.03.21 14:35 - Son Güncellenme: 2022.03.21 14:38 - Ekonomi - HABER MERKEZİ
ELİF DİDEM DANACIOĞLU / BURSADA BUGÜN
Türkiye büyük bir değişimden geçiyor. Türkiye nüfusu ve kırsal bölgelerden şehirlere olan göç hızla artıyor. Küresel iklim değişikliğinin etkileri gün geçtikçe daha fazla hissediliyor. Tüm bu etkenler, doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı giderek artırıyor. Su, dünyayı etkileyen sorunların içerisinde en önemlisi olarak karşımıza çıkıyor. Suyun yönetiminde rekabet daha da fazla hissedilirken kişi başı kaliteli su miktarı her geçen gün azalıyor.
Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) projeksiyonlarına göre; Türkiye'nin nüfusu 2030 yılında yaklaşık 17 milyon artarak 100 milyonu bulacağı ve kişi başına düşen su miktarının 1.120 m3'e gerileyeceği öngörülüyor. Bu öngörüler, Türkiye'nin artan nüfusu ve büyüyen kentleriyle 'su fakiri' olma yolunda ilerlediğine işaret ediyor. Öte yandan, iklim değişikliği ile birlikte kuraklık da, Türkiye için çok önemli bir risk temsil ediyor.

"Suya önem vermemiz gereken bir dönemden geçiriyoruz. Yer altı su kaynaklarımızı korumalıyız. Gelecek gıda ve su krizine doğru gidiyor. Biz eğer kaynaklarımıza sahip çıkmazsak ve bugün nasıl tarım ve gıda yoksunu ülke olduğumuzu konuşuyorsak; su kaynaklarında da gelecekte bu riski görüyor ve buna karşın tedbir ve önlem alıyor olmamız lazım" diyen TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şube Yönetim Kurulu Başkanı Serkan Durmuş, tarım ve su kaynaklarının durumunu değerlendirdi.

"KRİZİ FIRSATA ÇEVİREBİLMELİYİZ"
Tarım ve gıda sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz? Rusya ve Ukrayna savaşı tarım ve gıda sektörünü nasıl etkileyecek?
Bu soruya sadece Rusya ve Ukrayna savaşının etkileri olarak değil de; birçok etkinin savaş ile birlikte büyüyen bir bileşke etkiye nasıl dönüştüğünün değerlendirmesiyle bakmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Maalesef son 30 yıldır Türkiye'de uygulanan yanlış tarım ve gıda politikaları, halkımızın ihtiyacı olan gıdanın yerli kaynaklar yerine dışa bağımlı hale gelmesinin yolunu açtı. Bu süreçte kendi kendine yetebilen bir toplum iken, daha az üreten bir toplum haline geldik. Bunun yanı sıra pandeminin de etkisi ile sağlık, ekonomi, tarım ve gıda sanayindeki bu olumsuz süreç daha da belirginleşti ve hem ülkemizi hem de tüm dünya ülkelerini etkiledi. Ülke olarak tarım ve gıda sanayinde geçmişten gelen kronik sorunlarımız varken, hızla değişen bu yeni sürece bence hazırlıksız yakalanmış olduk. Tüm bu gelişmelerin yanı sıra, Rusya ve Ukrayna savaşının ekonomik etkilerine tarım ve gıda arzına olan olumsuz etkiler de eklenince, birçok üründe Rusya ve Ukrayna'dan gıda tedariği sağlayan bir ülke olarak ciddi anlamda etkilendik. Maalesef etkilenmeye de devam edeceğiz. Özellikle ayçiçek yağı, buğday ve şeker gibi temel gıda maddelerimiz olmak üzere bunların kullanımı ile sofralarımıza ulaşan birçok gıda da sorun yaşar hale geldik. Tüm bu olumsuz sonuçlara rağmen ülke olarak, tarım ve gıda sanayimiz açısından krizi fırsata çevirebilmemiz gerektiğini düşünüyorum.
"FİYATLAR DAHA DA ARTABİLİR"
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Serkan Durmuş, maliyet artışlarına dikkat çekerek; "Biliyorsunuz ki; gübre ve mazot maliyetleri yükselmeye devam ediyor. Tarım ve gıda piyasaları bu savaştan doğrudan ve olumsuz şekilde etkilenecektir. Artan gıda fiyatlarıyla mücadele edilemezken, savaşın gıda fiyatlarında yaşanan krizi daha da derinleştireceği aşikârdır. Daha fazla ekmemiz ve daha fazla üretmemiz gerekliliği gün gibi ortadadır. Artan girdi maliyetleri nedeniyle belki de, yazın bile yaş meyve ve sebze fiyatlarında bir gerileme olmayacağını hatta artabileceğini öngörmekteyim" dedi.
"ARZ - TALEP DENGESİNİ ORTADAN KALDIRIYOR"
Ayçiçek yağında kriz mi var? Yoksa stokçuluk krizi mi?
Tam anlamıyla bunu söylemenin doğru olduğunu düşünmemekle birlikte, özellikle spekülatif haberler ile krizi fırsata çevirmek isteyen bir kesimin olduğunu da belirtebilirim. Vatandaşımızda bu kaygı ortamının sonucu olarak, normal şartlarda bir hane ayda 5 LT ayçiçek yağı kullanıyorsa, yokluk kaygısından dolayı daha fazla talepte bulunarak, kendini garanti altına almak adına daha fazlasını talep edebiliyor. Bu durum zaten yetersiz olan ayçiçek yağını daha da bulunamaz hale dönüştürüyor ve fiyatlar giderek artıyor. Ayçiçek yağ hammaddesinin arzında ve lojistiğinde savaş dolayısıyla var olan sorun, bu etkilerle daha da kronik ve çözülmez hale getirmiş oldu. Tüm ürünlerde stok krizi, arz - talep dengesini ortadan kaldırıyor. Bırakın fiyat artışlarını bazen cebinizdeki para ile bile ürün bulmakta zorluk çektiğiniz bir süreci yaşıyoruz. Ülkemiz ayçiçek yağında yıllık gereksiniminin yaklaşık yüzde 60'ını savaş bölgesinden temin etmektedir. Yani ayçiçek yağında ciddi anlamda dışa bağımlılık söz konusudur. Buradan şunu çıkarabiliriz; ayçiçek yağı yoksunluğu bir stokçuğun sonucu değil, üretmemenin kendi kendine yetememenin bir bedelidir. Ülke olarak Nisan ayı ayçiçek yağı için ekim dönemi, fırsata çevirmeliyiz.

"ÖNÜMÜZDE İTHALATA DAYALI OLDUĞUMUZ CİDDİ BİR ZAMAN DİLİMİ VAR "
"Hükümet tedbir mekanizması kurarak, ekim sahaları için tarım teşviklerini arttırdı" diyen Başkan Serkan Durmuş, şöyle devam etti: "Bu yıl yağan kar ve yağmur yağışlarından, verimli topraklarımız ve su kaynaklarımızın beslendiğini düşünüyorum. Geçmiş yıllara göre kurak bir yıl geçirmeyeceğiz. Bu durumun tarımsal verimliliği ve üretimi bir miktar artıracağını ümit ediyorum. Ayçiçek yağında fiyat artışı sürekli gündemde olan bir konuydu. Kısa vade de fiyatlar düşmeyecek. Önümüzde ithalata dayalı olduğumuz ciddi bir zaman dilimi var."
"PLAN DÂHİLİNDE ÜRÜN AĞACIMIZI ÇIKARMAMIZ LAZIM"
Tarım politikaları bundan sonraki süreçte nasıl ilerler?
Bitki türleri açısından da oldukça zengin olan Anadolu topraklarımız, geniş bir tarımsal alt yapıya sahip. Covid-19 salgını ve sonrasında Rusya - Ukrayna savaşı dünyadaki herkesi tedirgin ederek, gelecek kaygısı içine düşürmüştür. Türkiye'de beslenme ve gıdada kendine yeterlilik konusunda bir korku ve kaygı yaratmıştır. Her toplum bugünlerde tarımı, gıdayı, suyu kendine yeterliliğini daha çok konuşur hale geldi. Tarım ve gıda sektörü kapsayıcı önlemler alındığında krizlerden en az etkilenecek olan sektörler olacaktır. Türkiye, mevcut haliyle kaynaklarını ve potansiyelini iyi değerlendirebilirse; tarım ve gıdada problem yaşamayabilir. Bunun içinde ülke olarak plan dâhilinde ürün ağacımızı çıkarmamız lazım. Örneğin; 'hangi bölgeye, hangi ürünü ekeceğiz?' ya da 'toplamda şu kadar buğdaya, şu kadar ayçiçek yağına ihtiyacımız var.' gibi... Bunun için karar vericilerin ve üretici örgütlerinin üretim, tedarik ve lojistik konularında ortak hareket etmeleri ve arz-talebe dayalı bir planlama ile geleceği tasarlamaları gerekmektedir. Teşvik verilecekse eğer, çiftçilere ürün verimliliği üzerinden prim sistemiyle destek verilmesi lazım.

"BÖLGESEL TEŞVİKLERİ ARTTIRMALIYIZ"
"Tarım ve gıda herkes için önemlidir" diyen Başkan Serkan Durmuş, "Sadece bugünler için değil, uzun vadeli gelecek açısından da bölgesel teşvikleri arttırmalıyız. Türkiye de tarım politikalarımızı yerli üretim ve kendine yeterlilik çerçevesinde oluşturmak zorundayız. Gıda güvencesi ve sürdürülebilir tarım için; bundan sonra daha korumacı, kendine yeterli üretim mekanizmalarının geliştirilmesi, modern tarıma geçilmesi, küçük aile çiftçilerinin desteklenmesi ve kendi bölgesinde kalarak üretmeye devam etmeleri, teşvikler ve destekler ile kalkınmayı gözeten yaklaşımları benimseyen politikalar hayata geçirilmelidir. Küçük aile işletmesi çiftçilerimizi desteklemeli, bulundukları bölgelerde refah ortamlar yaratmalıyız" dedi.
"HAYVANCILIK SEKTÖRÜ SIKINTIYA GİRMEYE BAŞLADI"
Başkan Serkan Durmuş, "Toprak yetersizliği, coğrafi ve doğal koşulların yetersizliği ve kırsalda altyapı yetersizliği gibi günümüze kırsaldan kente iç göç arttı. Şehir merkezlerinde nüfus artışı yoğunlaşırken, kırsalda nüfus azaldı. Tarım toprakları yavaş yavaş kaderine terk edilmeye başlandı. Tarım ve hayvancılık sektöründe çözüm bekleyen sorunlar var. Hayvancılık sektörü sıkıntıya girmeye başladı. Buğday, arpa, mısır gibi ürünlerin ithalatında sorun yaşanması durumunda yem sektörü dolayısıyla hayvancılık sektörü sekteye uğrayacaktır" dedi.

"YERLİ KAYNAKLARIN BENİMSENDİĞİ TARIM POLİTİKALARI GELİŞTİRMELİYİZ"
Başkan Durmuş, şöyle devam etti: "Son günlerde sıvı yağlardaki fahiş fiyat artışı ve ayçiçeği yağındaki kriz sürerken; kırmızı et ve süt ve süt ürünlerinde de yüzde 70'e yakın fiyat artışları var. Türkiye ihracat yapabilecek bir ülkeyken işin kolayını tercih edilerek, üretim yerine ithalatı tercih ediyoruz. Ama artık öyle bir noktaya geldik ki, paranız olsa bile alamayacağınız dönemler yaşanıyor. Bu nedenle önce kendine yeterlilik ve yerli kaynakların benimsendiği tarım politikaları geliştirmeliyiz. 'Türkiye tarım ve gıda üretiminde fasoncu bir ülke' demek doğru bir yaklaşım değildir. Türkiye'de yaş meyve ve sebze veya işlenmiş gıda ürünlerinde ciddi bir alt yapı var. Bana göre, ihracata yönelik olan bazı ürün çeşitlerine kota konmalı. Ekonominin verdiği baskı ile beraber ciddi fiyat artışları yaşıyoruz."
"UZUN VADEDE GIDA SANAYİNE YATIRIM YAPAN KAZANACAKTIR"
"Çiftçimizi doğru ürüne yönlendiren ve alım garantisi veren teşviklerle desteklemeliyiz" diyen Serkan Durmuş, "Bugüne kadar tarım ve tarıma dayalı gıda sanayi, hep çiftçinin inisiyatifinde devam eden bir sektördü. O günkü şartlarda kârlılığı hangi üründe ise, çiftçi canının istediğini ekti. Maalesef bizi; plansızlığa, programsızlığa ve katma değerli üretimden yoksun bir üretim anlayışına soktu. Destekleme politikalarıyla daha fazla üretim alanları açarak, iklim koşullarına göre kontrollü bir şekilde çiftçimizi doğru ürünleri üretir hale teşvik etmeliyiz. Her geçen gün gıda endüstrisi gelişmeye devam ediyor. Uzun vadede gıda sanayine yatırım yapan kazanacaktır" dedi.
"DÜNYADA ENERJİ ÇOK MALİYETLİ BİR HAL ALDI"
Tarımsal emtia fiyatlarındaki artışı nasıl değerlendiriyorsunuz? Risk var mı?
Dünya, gıda fiyatlarındaki artışı konuşuyor. Kısacası, savaşın dünya ekonomisi üzerindeki baskısından dolayı tüm sektörlerin hammaddelerinde etkili olan bir risk var. Tüm hammadde maliyetlerinde ciddi bir fiyat artışı var. Dünyada enerji çok maliyetli bir hal aldı. Rusya'nın Ukrayna'ya askeri müdahalesiyle tarımsal emtia fiyatlarındaki yükseliş ivme kazanırken, artan fiyatlar küresel gıda enflasyonu için yukarı yönlü risk oluşturuyor.
"HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ BENİMSEMİŞ BİR ÜLKEYİZ"
Zeytinlik alanlarının maden sahasına dönüştürülmesi ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Hukukun üstünlüğünü benimsemiş bir ülkeyiz. 1939 yılında açıklanmış olan bir zeytincilik yasası var. Bir kanun ancak bir kanunla değiştirilebilir. Büyük ihtimalle de açılan dava yargıtaydan geri dönecek. Umarız ki; dava sonuçlanasıya kadar, farklı amaç ve emel doğrultusunda birçok alan gasp edilmiş olmaz.
"AVRUPA'DA BİR İL OLSAYDI, DÜNYANIN GIDA MERKEZİ OLABİLİRDİ"
Bursa'yı nasıl görüyorsunuz?
Bursa'yı Avrupa'nın merkezinde bir il olarak düşünürsek; mesela Hollanda'nın bir şehri olsaydı acaba sanayiye mi doğru evrilirdi yoksa tüm Avrupa'nın gıda ihtiyacını karşılayacak olan bir ovamı olurdu? Bence Bursa, Avrupa'da bir il olsaydı, dünyanın gıda merkezi olabilirdi. Nüfus bu kadar artmaz, kentleşme yoğun olmazdı. Çünkü çok değerli topraklarımız var. Bursa'da gıda ve tarım, otomotiv ve tekstilden sonra hatırlanmayan bir sektör haline geldi. Tüm olumsuz koşullara rağmen Bursa, yaş sebze ve meyve de çok büyük paya sahip. Bursa'nın tarım ve gıda sanayinde çok büyük önemi var. Bursa, Türkiye'ye mal olmuş birçok marka değerini bünyesinde barındırıyor. Bursa, gıda sanayinin başkenti konumundaki önemli bir şehirdir. Buna yakışır bir şekilde bu üretimin devam etmesi lazım.
GIDA GÜVENLİĞİ...
Gıda güvenliğine değinen Serkan Durmuş,"Günümüzün temel sorunlarından biri de gıda güvenliği. Vatandaşların güvenli gıdaya ulaşabilmesi için çeşitli kurum ve kuruluşlar çalışmalarını sürdürüyor. Ülkemizde gıda üretim yeri ve tüketim yerlerinin gıda güvenilirliği ve insan sağlığı açısından denetim ve kontrol edilmesi konusunda tek yetkili kurum Tarım ve Orman Bakanlığımızdır. İçerisinde bulunduğumuz süreçte öncelikli olarak denetim sıklığı arttırılmalı, halk sağlığını tehdit eden gıdalarda taklit ve tağşiş yaparak halkın hem sağlığına hem de cebindeki parasına göz diken, toplum olarak birlik ve beraberlik içerisinde birbirimize destek olarak atlatabileceğimiz bu süreci, kendine fırsat olarak gören kötü niyetlilere pirim verilmemeliyiz" dedi.

"SU YOKSUNU BİR ÜLKE HALİNE GELDİK"
Serkan Durmuş, şöyle devam etti: "22 Mart günü Birleşmiş Milletler tarafından 1993 yılında "Dünya Su Günü" olarak ilan edilmiştir. Ülke olarak su kaynakları fazla gibi görünen, fakat su yoksunu bir ülke haline geldik. Özellikle küresel iklim değişikliği ve kuraklık sonucunda derelerimiz, topraklarımız kurudu, verimsizleşti. Suya önem vermemiz gereken bir dönemden geçiriyoruz. Suya dayalı politikaları ve alt yapı çalışmalarını destekliyor olmamız lazım. Sanayi ölçekli bir il yapımız var. Özellikle tekstil boyahaneleri ve suya çok gereksinim duyan bir takım sanayi fabrikalarımız var. Bu yüzden Bursa'da su tüketimi çok fazla ve su kaynaklarına ihtiyaç çok fazla var. Su, hem günümüz hem de gelecek nesiller adına her türlü kirletici ve tehlikelerden korunması gereken bir madde ve varlıktır. Doğa susuz kalırsa denge kaybolur. Su günü; artan su krizini, sosyal ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirliğini tehdit eden bir olgu olduğunu vurgular. Yer altı su kaynaklarımızı korumalıyız. Gelecek gıda ve su krizine doğru gidiyor. Biz eğer kaynaklarımıza sahip çıkmazsak; bugün nasıl tarım ve gıda yoksunu ülke olduğumuzu ve dışa bağımlı olduğumuzu konuşuyorsak, su kaynaklarında da gelecekte bu riski görüyor ve buna karşın tedbir ve önlem alıyor olmamız lazım. Sonuç olarak; tüm gelişmeler ve değişimler bize gösterdi ki, tarım ve gıda sanayi ülkemiz için 'Bir Milli Güvenlik Unsuru' haline gelmiştir. Tarımına, gıdasına, suyuna sahip olamayan ve bu alanda kendi kendine yetemeyen toplumlar bugününü değil, yarınını kaybetmektedir."