Belirsizlik kaygıyı derinleştiriyor: Uzman isimden kritik uyarılar...
Günümüzde artan ekonomik belirsizlikler, savaşlar ve aralıksız kötü haber akışı, bireylerin ruh sağlığını derinden etkiliyor. Nev Sağlık Grubu Klinik Psikoloğu Helin Ezgi Deniz, Bursada Bugün'e yaptığı açıklamada sürekli tehdit algısının kaygı ve kronik stresi artırdığına dikkat çekerek alınabilecek önlemleri anlattı.
2026.07.27 11:56 - Son Güncellenme: 2026.07.27 11:57 - Sağlık - MERVE DENİZ EKİCİ
MERVE DENİZ EKİCİ / BURSADA BUGÜN
Ekonomik belirsizlikler, savaşlar, doğal afetler ve şiddet görüntülerinin günümüzde yalnızca duygusal üzüntü yaratmakla kalmıyor, psikolojik olarak da kaygı ve strese sürüklüyor. Konu hakkında Bursada Bugün'e konuşan Nev Sağlık Grubu Klinik Psikoloğu Helin Ezgi Deniz, bu tür içeriklerin beynin tehdit algısını sürekli aktif tuttuğunu ifade etti.
"SORUN OLAYLARIN NE ZAMAN BİTECEĞİNİN BİLİNMEMESİ"
Deniz, "İnsan beyni, hayatta kalabilmek için olumlu bilgilerden çok tehdit içeren bilgilere dikkat etmeye eğilimlidir. Psikolojide "olumsuzluk yanlılığı" olarak adlandırılan bu eğilim, kötü haberlerin neden dikkatimizi daha hızlı çektiğini ve zihnimizde daha uzun süre kaldığını açıklar. Geçmişte bu mekanizma gerçek bir tehlikeyi erken fark etmek açısından koruyucuydu. Günümüzde ise aynı sistem, telefon ekranında art arda gördüğümüz kriz, savaş ve ekonomik çöküş haberleriyle gün boyu uyarılabiliyor. Sorun yalnızca kötü olayların varlığı değil, bu olayların ne zaman biteceğinin bilinmemesidir. Beyin, belirsizliği çoğu zaman doğrudan tehlikeden bile daha zor tolere eder. Çünkü sonucu belli bir tehdide karşı plan yapılabilir; ancak sonucu kestirilemeyen bir durumda zihin sürekli yeni senaryolar üretmeye başlar. "İşimi kaybeder miyim?", "Ekonomi daha da kötüleşir mi?", "Yeni bir savaş çıkar mı?" gibi düşünceler, kişiyi henüz gerçekleşmemiş olayların duygusal yükünü taşımaya iter" ifadelerini kullandı.

"YOĞUN KAYGI YAŞAYAN KİŞİLERDE MOTİVASYON KAYBI GÖRÜLEBİLİR"
Deniz, "Kişinin kötü hissetmesine rağmen olumsuz haberleri tekrar tekrar takip etmesi ise "doomscrolling" olarak adlandırılır. Doomscrolling sırasında kişi aslında kaygısını azaltmaya çalışır. Daha fazla bilgi edinirse kontrolü sağlayacağını düşünür. Ancak her yeni haber, yeni bir tehdit ihtimali oluşturduğu için kontrol hissi artmak yerine daha da azalır. Uzun süreli tehdit algısı yalnızca düşünceleri değil, bedeni de etkiler. Sinir sistemi sürekli alarm hâlinde kaldığında uyku bozulabilir, kas gerginliği artabilir, çarpıntı, baş ağrısı, sindirim sorunları ve tahammülsüzlük görülebilir. Bu sürekli fizyolojik yük, bilimsel literatürde "allostatik yük" kavramıyla açıklanır. Yani beden, uzun süre boyunca stres koşullarına uyum sağlamaya çalışırken giderek daha fazla enerji harcar.
Bu nedenle yoğun kaygı yaşayan kişilerde motivasyon kaybı görülmesi şaşırtıcı değildir" şeklinde konuşarak beyinin kendisini tehdit altında hissettiğinde enerjisini yaratıcılık, merak ve uzun vadeli planlamaya değil korunmaya ayırdığını ifade etti.

"GÜVENLİ İLİŞKİLER PSİKOLOJİK DAYANIKLILIĞI ARTIRIR"
Kaygı ve stresten uzaklaşmanın yolları hakkında konuşan Deniz, "Sosyal ilişkiler de bu süreçte güçlü bir koruyucu etkendir. İnsan beyni yalnızca bireysel olarak değil, ilişkiler aracılığıyla da sakinleşir. Güven duyulan biriyle konuşmak, birlikte vakit geçirmek ve destek görmek, tehdit sisteminin yatışmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle yalnızlaşmak kaygıyı büyütürken, güvenli ilişkiler psikolojik dayanıklılığı artırabilir. Kaygı; uyku, iş, okul, ilişkiler ve günlük sorumlulukları belirgin biçimde etkilemeye başladığında profesyonel destek düşünülmelidir. Sürekli kötü bir şey olacak hissi, sık panik belirtileri, yoğun kaçınma, aşırı haber kontrolü, karar verememe, sosyal hayattan çekilme ve yaşamdan alınan zevkin azalması önemli işaretlerdir. Modern insanın yaşadığı kaygı, yalnızca "fazla düşünmekten" kaynaklanmıyor. Beynimiz, günün büyük bölümünde tehdit sinyalleriyle karşılaşıyor ve çoğu zaman gerçek bir tehlike ile ekrandan gelen tehlike bilgisini birbirinden ayırmakta zorlanıyor. Psikolojik dayanıklılık ise hiçbir şeyden etkilenmemek değil; etkilenirken kendini yeniden düzenleyebilmek, dünyadaki belirsizliği fark ederken kendi iç dünyasında güvenli alanlar kurabilmektir" dedi.