Av. Şendoğan'dan cinsel taciz açıklaması: İnfaz sistemi cezayı kuşa çeviriyor (ÖZEL HABER)

Av. Şendoğan'dan cinsel taciz açıklaması: İnfaz sistemi cezayı kuşa çeviriyor (ÖZEL HABER)

Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi Sorumlusu Bursa Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Nazlı Ceren Şendoğan, son dönemde medyaya sıkça yansıyan cinsel taciz suçlarıyla ilgili açıklama yaptı. Şendoğan, infaz sisteminin yetersiz olduğunun altını çizerek İstanbul Sözleşmesi'nin geri getirilmesi gerektiğini ifade etti.

2022.06.22 08:55 - Son Güncellenme: 2022.06.22 09:01 - Bursa Bölge - HABER MERKEZİ
A
Av. Şendoğan'dan cinsel taciz açıklaması: İnfaz sistemi cezayı kuşa çeviriyor (ÖZEL HABER)

CANSU ÖZDEMİR / BURSADA BUGÜN

Bursa'da geçtiğimiz günlerde metroda meydana gelen taciz skandalının ardından Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi Sorumlusu Av. Nazlı Ceren Şendoğan Bursada Bugün'e konuştu.

Av. Nazlı Ceren Şendoğan, toplu taşıma araçlarında cinsel amaçla kadınların izinsiz fotoğraflarının çekilmesinin bir suç olduğunu, karşılığında bir ceza verilmesi gerektiğini söyledi. Cinsel taciz suçunda temasın bulunmadığını belirten Şendoğan, mağdurların haklarını savunabilmesi adına polise başvurabileceklerini aktardı.

'Cinsel taciz' ve 'cinsel saldırı' suçlarının azalması, suç işleyen kişilerin ıslah edilmesindeki çözümün infaz sisteminin değiştirilmesi, suçluların rehabilite edilmesi ve İstanbul Sözleşmesi'nin geri getirilmesi olduğunu ifade eden Av. Nazlı Ceren Şendoğan, konuyla ilgili açıklamalarını şu satır başlarıyla aktardı:

''BEDENSEL HAKLARIMIZ GÜVENCE ALTINDA''

Geçtiğimiz günlerde Bursa'da metroda yaşanan taciz olayı bir cinsel taciz suçudur. Türk Ceza Kanunu 105. Maddeye göre: Cinsel taciz suçu, cinsel arzu ve isteklerini tatmin etmek üzere bir kimsenin başka bir kimseye bedensel herhangi bir temasta bulunmadan rahatsız etmesidir. Bir kimseyi kendini cinsel anlamda güvensiz ve kötü hissettirecek, örneğin halk arasında ''laf atma'' diye tabir ettiğimiz gibi davranışlarda bulunması, temas olmasa dahi cinsel tacize girer. Temas olduğunda bu başka bir suç türüne giriyor. Eğer temas olursa cinsel saldırı olur. Bir kimsenin cinsel amaç güderek izin almadan görüntüsünü almak, cinsel amaç güdüldüğü için bir suçtur. Son zamanlarda gördüğümüz kadınların giyim kuşamlarını, altından üstünden fotoğraflarını çekmeye çalışmak, bazen görüntülerini aldıklarını fark etmeden bazen fark etseler bile devam edecek şekilde yaşanılan durum, elbette bir taciz suçudur. Peki böyle bir olayla karşılaşırsak herhangi bir yasal hakkımız var mı, tabii ki var. Bedensel anlamda bizim haklarımız yasalarla güvence altında. Bir kimse eğer vücudunuzun bir yerini çekiyorsa elbette burada haklarımız var. Öncelikle bir kimse sizi video alıyorsa o kaydı durdurmak zorunda. Görüntünüzü çekemeyeceğini söyleyeceksiniz. Bu kimseyi, polis çağırarak veya polise giderek şikayet edebilirsiniz. Cinsel taciz suçu zaten temas olmadan işlenir. Üstüne üstlük görüntü alarak izin almadan paylaşıma giderse ayrı bir suç işlemiş olacak. Bir kimsenin görüntülerini o kişinin izni olmadan basın yayın organlarıyla çoğaltmak bambaşka bir suç.

İNFAZ SİSTEMİ CAYDIRCILIĞI AZALTIYOR MU?

Bu şekilde cinsel taciz suçu son zamanlarda çok fazla gündeme gelmeye başladı. Bu suçu işleyen sadece kayıt dışı göçmenler diyemeyiz. Bu suç hep vardı. Bu suç şu anda da var. Bu suçu işleyenlerin sadece kayıt dışı göçmenler olduğunu söylemek en büyük yanlışlardan biri olur. Bu eser, yükselen göçmen düşmanlığının bir eseri. İnsanlar göçmenlerden hoşlanmadıkları için bu davranışların onlar tarafından işlendiğini görünce tepkileri 10 olacağına 100 oluyor. Ne olursa olsun, kim yaparsa yapsın bu suç. Ve sonuçta mağdur edilen kadınlar var. Karşı tarafın göçmen olması bir şey fark ettirmiyor.

Bu suçun karşılığındaki cezaya gelecek olursak Kanun'nda şöyle diyor; 'Basit cinsel taciz suçunun cezası: Bir kimseyi cinsel amaç olarak taciz eden kişi hakkında mağdurun şikayeti üzerine 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına veya adli para cezasına; fiilin çocuğa karşı işlenmesi halinde 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasına hükmü olunur.'Burada suç ve ceza tanımlamış fakat ''caydırıcılık'' kısmı bambaşka bir mesele. Bizim bir Ceza Kanunu'muz var. Bu kanunda tanımlanmış davranışlar suç olarak kabul ediliyor. Örneğin cezanın 5 yıl yazması mahkemeye gittiğinde kişinin mahkemede 5 yıl ceza alsa bile karşılığında 5yıl cezaevinde kalacağı manasına gelmiyor. Cezaların verilmesi ayrı bir sistem, uygulanması ayrı bir sistem. Uygulanması infaz sistemine ait. İnfaz sistemi ise çoğu kadın hakları savunucularının oldukça sert bir şekilde eleştirdiği bir sistem. Çünkü bu sistem cezaları kuşa çeviriyor. Örneğin bir cinsel saldırı suçundan mağdur oldunuz, gittiğiniz ve mağduriyetinizi ispat edebildiniz, suçu kanıtladınız. Size burada 3 aydan 2 yıla kadar( yaşanılan mağduriyete göre, davranışa göre)alt ve üst sınır var. Üst sınırdan bir ceza verilse bile şu an 2 yıl ceza alan birinin cezaevinde geçireceği süre 1 gün bile değil. Bu cezanın maksimumunu alsa bile sürenin tamamını cezaevinde geçirmeyecek bu kimse. Anca siciline böyle bir ceza yazılacak, o da belki. Çünkü ispat edemeyebilirsiniz. Çok düşük bir cezaverilebilir, ceza ertelenebilir, ceza açıklanması geri bırakılabilir. Geri bırakılma da suçlu olduğuna kanaat getilir ancak cezası açıklanmaz, 5yıl boyunca da suç işlenmezse kişinin cezası silinebilir. Yani ceza uygulanmadı, siciline işlenmedi, 5 yıl sonra tertemiz devam edebilir. İnfaz sistemimiz maalesef cezaların caydırıcılığını yok eden bir sistem. Kimseyi de ıslah etmiyor.

KADIN BAKANLIĞI ÇÖZÜM OLABİLİR Mİ?

Eğer suçlu iki sene boyunca cezaevinde kalabilseydi, 2 sene o cezaevinde ne gibi rehabilitasyona maruz kalacaktı? Ne gibi bir iyileştirme politikası izlenecekti o kişi üzerinden? Biz şunu bekliyoruz: biri suç işlediyse suçu ispat edilsin, ceza alsın, cezaevine gitsin. Ama cezaevinde neler olduğundan kimsenin bilgisi yok. Dışarı çıktığında artık bir daha asla suç işlememesini bekliyoruz ya da pişman olmasını bekliyoruz. Bunun olması ne yapılıyor? Tam tersi uzun soluklu cezalarda insanların cezaevinden çıktıktan sonra tekrar suç işleme ihtimalleri daha yüksek. Vatandaşın talep etme hakkı var. Biz toplumda güvenlik ihtiyacının bir eksiklik olduğunu anlatmalıyız ki yetkililer de o eksiklikleri tamamlamak için birtakım vaatlerde bulunsunlar. İnfaz sistemimiz hatalı bir sistem. 100 sene ceza almak zorunda değil. Bu süre 10 sene olsun ama bir kişi suç işlediğinde 10 sene yatacağını bilsin. Cezalar kuşa dönmesin. İnfaz sistemi değişikliği, rehabilitasyon, İstanbul sözleşmesi bu suçların önüne geçmesindeki çözümler olacaktır. İnsanlar cezaevine girdiğinde daha azılı suçlular olarak çıkmasınlar. Topluma karışabilecek, pişman olan insanlar olarak çıkabilsinler.

İstanbul Sözleşmesi'nin önemini bu açıdan vurguluyoruz. Bize bir yol haritası çiziyordu aslında. Kurumları ne yapması gerektiği, kurum ve kuruluşların kendi arasındaki koordinasyonları, destek birimleri, yargılamaların nasıl olması gerektiği gibi yön verici uygulamalar mevcuttu. Ne yapılması gerektiği İstanbul Sözleşmesi'nde yazıyordu aslında. Ama biz o sözleşmeden çıktık. Öncelikle sözleşmenin geri gelmesi gerekiyor. Kadınların seslerinin duyurulması gerekiyor.

''Kadın Bakanlığı'' olmayacak bir şey mi? Dünyada örneği mi yok? İki ileri üç geri giderek bir şeyler düzelmiyor. Öncelikle İstanbul Sözleşmesinin geri gelmesi, sonrasında da uzun soluklu politikalar, kadınların ihtiyaçlarının tespit edilmesi, kadın örgütlerinin hepsinin bir araya gelerek sorunları dile getirmesi gerekiyor. Yoksa 10 erkeğin bir araya gelerek kadın problemlerini dile getirdiği çalıştayın hiç kimseye hiçbir faydası yok.

Diğer Bursa Haberleri - Bölge Haberleri için tıklayın


2022.06.22 08:55 - Son Güncellenme: 2022.06.22 09:01 - HABER MERKEZİ
A