Asıl suçlu genlerimiz mi? Katil gen var mı? (ÖZEL HABER)

Asıl suçlu genlerimiz mi? Katil gen var mı? (ÖZEL HABER)

Asıl suçlu genlerimiz mi? Bir insanı katil yapan geçmişinde yaşadığı travmatik olaylar mıdır yoksa katillik doğuştan mı gelir? Katil gen var mı? Bursa'da Doç. Dr. Özden Çobanoğlu, suçla bağlantılı olabilecek bazı genlerin var olduğunu ifade ederek, konuyla ilgili geçmişte yapılan çalışmaları ve deneyleri anlattı.

2022.04.16 10:53 - Son Güncellenme: 2022.04.16 12:17 - Bursa Bölge - HABER MERKEZİ
A
Asıl suçlu genlerimiz mi? Katil gen var mı? (ÖZEL HABER)
16:20 Asıl suçlu genlerimiz mi? Katil gen var mı? (ÖZEL HABER)

İLGİLİ VİDEO

Asıl suçlu genlerimiz mi? Katil gen var mı? (ÖZEL HABER)

GÜLİN ÖZDEMİR / BURSADA BUGÜN

Genlerimiz bizim özelliklerimizi, kim olduğumuzu kodlayan kimyasal moleküllerdir. Genlerimiz ile yaşadığımız çevre arasında büyük bir ilişki vardır ve bu durum ileride nasıl biri olacağımızı büyük ölçüde etkiler.

Ailelerini katleden insanlar, çocukları öldüren caniler, kan donduran olaylara sebebiyet veren kişiler... Peki katil olmak da genetik midir? Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Genetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özden Çobanoğlu, insanın genetik olarak suça meyilli doğmayacağını fakat suçla bağlantılı olabileceği düşünülen bazı genlerin var olduğunu ifade ederek katil gen ile ilgili yapılan çalışmaları ve deneyleri anlattı.

Doç. Dr. Özden Çobanoğlu, "Son yıllarda yoğun olarak insanların suç işleme, şiddet, inanç, intihar, kötümserlik, sadakatsizlik veya uyku problemi, travma, psikopatlık gibi pek çok kişisel özelliklere ilişkin sahip olduğu genlerden kaynaklanan bir kodlama var mı diye merak ettiği görülmektedir. Bu tür soruların temel alanı olan davranış genetiği, insanların olumlu veya olumsuz sergiledikleri tüm davranışlarının ne kadarının genetik ne kadarının da toplumsal etmenlerden kaynaklandığını inceleyen bir bilim dalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu alan içerisinde toplum tarafından istenmeyen ve kabul görmeyen davranışları tek bir kavramda toplayacak olursak; suç, toplumsal düzenin korunması ve sürekliliği adına ortaya konulmuş hukuki kural ve kaidelerin her türlü ihlal edilmesiyle sonuçlanan ve özünde haksızlık barındıran bir davranış biçimi olarak değerlendirilebilir" dedi.

Suç işleme dürtüsünün altında yatan sebeplerin 4 başlıkta toplanabileceğini ifade eden Dr. Özden Çobanoğlu, "Suç işleme dürtüsü; biyolojik, psikolojik, sosyolojik ve biyokimyasal dengesizliklere dayanan sebepler olarak sayılabilir. Bunların suça ilişkin bir davranış eğiliminin artmasıyla olan bağlantısı irdelenecek olursa ilk başta biyolojik olarak suça bulaşma teorilerinde ön plana çıkan İtalyan Kriminolog Cesare Lombroso'nun 1876 yılında ortaya attığı 'doğuştan suçlu' kavramı ele alınmalıdır. Bu konuda yapılan araştırmalarda suçluların belirli fizyolojik özelliklere ya da biyolojik yapılarında gözlenen belirli anormalliklere, özellikle de suçluların yüz ve kafatası anatomileriyle ilgili çıkarımlara dayanarak mahkûmların içlerinde irsi olarak karşı gelemeyecekleri ve doğuştan itibaren suçlu olarak dünyaya geldikleri tezi iddia edilmiş ve bu tez biyolojik gerekircilik ya da nedensellik kavramlarıyla desteklenerek suç işleme davranışının özgür bir irade ile değil, tamamen bireyin davranış ve özelliklerinin, genetik konstrüksiyon gibi biyolojik sebepler ile belirlendiği savına vurgular yapılmıştır" açıklamasında bulundu.

DOYUMSUZ VE HEP TALEPKÂR DÜRTÜLER

Çobanoğlu, "Suç işlemeye yatkınlığın altında yatan diğer bir sebebin psikolojik olgulara dayandığını savunan Sigmund Freud'un çalışmalarında ise insan doğasının bir 'id'e yani doyumsuz ve hep talepkâr olan içgüdüsel dürtüler ya da içtepilerin olduğu öne sürülerek Freud'un yaptığı araştırmalarda zihinsel davranışı ve sonuçlarını daha iyi analiz edebilmek veya kavrayabilmek için altbenlik ve üstbenlik kavramlarını ortaya atıldığı görülmektedir. Bununla birlikte çok miktarda kriminolojik bakımından suç davranışının nasıl şekillendiği konularında yapılan sosyolojik araştırmalarda önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmaların sonunda ortaya çıkan gerekçe ise biyolojik ve psikolojik olarak normal bireylerin bile belirli türdeki yapısal, sosyal, ekonomik ve ekolojik gibi sınıflandırılabilecek sosyal koşullara karşı bir tepki olarak suç davranışı sergilemeleridir" dedi.

HAPİSHANE DENEYİ YAPILDI

"Tarihte konuyla ilgili pek çok film ve belgeselin çekildiği 1971 yılında Psikolog Philip Zimbardo'nun öncülüğünde yapılan ve hapishanede mahkûm ve gardiyan olarak bulunmanın psikolojik etkilerinin incelendiği Stanford hapishane deneyi önemli yer tutmaktadır" diyen Çobanoğlu sözlerine şöyle devam etti; "Deney planına göre 24 lisans öğrencisi gardiyan ya da mahkûm rollerini oynamak üzere seçilip Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nün bodrumunda hazırlanan sahte bir hapishaneye yerleştirildiler. Deney sırasında mahkûmlar ve gardiyan rolünde oynayan öğrencilerin rollerine çok kısa zamanda adapte oldukları ve deneyde öngörülen sınırların bu kısa süre içerisinde aşılarak öğrencilerin psikolojik davranışlarında ciddi problemlerin ortaya çıktığı gözlenmiştir. Yaşanan davranış bozuklukları neticesinde mahkûm pozisyonunda ki öğrencilerin duygusal olarak travma geçirdikleri, gardiyan rolündeki öğrencilerin neredeyse yarısının da 'gerçek' sadisttik eğilim sergiledikleri gözlenmiştir. Zimbardo'da dahil olmak üzere herkesin üstlendiği rolüne kendisini iyice kaptırması sebebiyle deneyin planlanan zamanda tamamlanması beklenmeden altıncı günün sonunda deney sonlandırılmıştır. Hatta gardiyan rolünde olup da mahkûm rolündeki öğrencilere karşı fiziksel ve psikolojik şiddet uygulamaya kadar giden kötü ve şiddet davranışlarından dolayı da bazı öğrenciler yargılanıp ceza almışlardır. Yani bu deney sonucunda en masum halleriyle birbirinin yaşıtı ve arkadaşı olan normal ve sağlıklı öğrencilerin kurgusal dahi olsa içinde bulundukları sosyal ortam ve şartlara ne kadar kısa sürede adapte olup psikopatik ve travmatik kişiliklere büründükleri gözler önüne serilmiştir."

"SUÇLA BAĞLANTILI BAZI GENLER VAR"

"Özellikle, 1980'ler den sonra hızla artan biyokimyasal çalışmalarla araştırmacılar, bazı biyokimyasal faktörlerin bireyin suça bulaşma olasılığını tetiklemesi yönünde etkileri olabileceğini savunmuşlardır" diyen Çobanoğlu, bazı genlerin suça suçla bağlantılı olduğunu ifade ederek konuyu şu şekilde açıkladı; "Bu konuyla ilişkili olarak özellikle beyinde nöronlar arasında bilgi akışını sağlayan küçük kimyasal iletkenlerden olan belirli nörotransmitterler de gözlenen dengesizliklerin; özellikle, düşük serotonin ve dopamin seviyelerinin, hormonal düzensizliklere bağlı olarak yüksek testosteron düzeylerinin ya da Otonom Sinir Sistemi'nin (OSS) daha yavaş reaksiyon göstermesinin, toplumda bireylerin artan suç ve şiddet davranışları üzerinde etkili olabileceği ifade edilmiştir. Daha sonraları ise hukuki davalarda suça bulaşmış kişilerin gösterdiği şiddet davranışlarının gerçek sebebin kişinin sahip genetik konstrüksiyonla ilgili olma olasılığı, özellikle de toplum nezdinde ön plana çıkan şahsiyetlerin davalarında ortaya atılan suça bulaşma, şiddet sergileme ve psikopatik davranış gösterme gibi haller ile ilintili genlerin varlığının araştırılmasını gündeme taşımış ve bu süreçte suçla bağlantılı olabileceği düşünülen 4-5 adet genin varlığına yönelik saptamalar yapılmıştır. Bunların içerisinde, Amerikan Nöro-Fizikçi James Fallon'un, 'psikopat geni' olarak tanımladığı Monoaminoksidaz A enzimini kodlayan MAO-A genin ve Nöronal zar adhezyon (yapışma) proteinini kodlayan Kadherin 13 veya CDH13 genlerinin suça meyil etme durumlarında kişilerin beyin kimyasını ve sinir sistemi fonksiyonlarını bozacak şekilde etkileri olduğu yapılan çalışmalarda belirlenmiştir. Diğer genler ise Katekol-o-metil transferazdır (COMT), Dopamin transport geni (DAT) ve Dopamin reseptör genleridir. (DRD) Yıllarca katillerin beyinlerini araştıran Nörolog Fallon, kendisinde de böyle bir genin varlığını gözlemledikten sonra 2005 yılında yazdığı 'İçimdeki Psikopat: Beynin Karanlık Tarafına Yolculuk' adlı kitabında insanın içinde var olan farklı 'benlere' yolculuk yaparak sahip olabileceği psikopatlığı ortaya koymaya çalışmıştır."

MAO-A GENİ

Suça teşvik eden MAO-A geni hakkında bilgiler veren Çobanoğlu, "İnsanlarda X kromozomu yani cinsiyet kromozomu üzerinde yer alan MAO-A geni özellikle beyin fonksiyonlarında görev alan seratonin, dopamin, epinefrin ve noradrenalin gibi nörotransmitterlerin düzenlenmesinde önemli rol oynamaktadır. MAO-A geninin düşük aktivite gösterdiği durumlarda ortaya çıkan Brunner Sendromuyla söz konusu metabolitlerinin aktif formlarının parçalanamayıp beyinde birikmesi, kişinin özellikle çocukluk yaşlarında anne sevgisi ve baba şefkati görmeyip aksine şiddete ve kötü muamelelere maruz bırakılmasıyla birleşince ileri yaşlarda özellikle erkeklerin şiddet içerikli davranışlara yönelip suç işleme potansiyeli yüksek bir ruh hali sergiledikleri, buna karşın MAO-A geninin yüksek aktivite gösterdiği hallerde ise bireylerde anksiyete bozuklukları gibi bir psikopatolojik durumun meydana geldiği görülmektedir. Daha sonra ki yapılan çalışmalarda ise MAO-A geninin sekizinci ekzonunda meydana gelen bir nokta mutasyonun, glutamin aminoasidini(GAG) bir terminasyon kodonuna(UAG) dönüştürmesi neticesinde Monoaminoksidaz A enziminde bir eksiklik meydana geldiği bununda özellikle erkeklerin fenotipik karakterlerinde farklı ve keskin bir davranış şekli göstermelerine sebep olduğu belirtilmiştir" açıklamasında bulundu.

CDH13 GENİ

"Suç davranışı sergileme konusuyla ilişkili ikinci gen ise insanlarda 16. kromozomda lokalize olan nöronal zar adhezyon proteinini kodlayan, Kadherin 13 (CDH13) genidir" diyen Çobanoğlu, "Moleküler psikiyatri alanında yapılan pek çok çalışma bu genin ekspresyonu sonucu meydana gelen Kadherin 13 enziminin beyinde sinir hücrelerinin arasındaki bağlantıların kurulmasında ve devamlılığının sağlanmasında görev aldığı ve bu sentezlenen proteinin eksikliği durumunda da kişilerde nörogelişimsel hastalıklara yol açtığı bildirilmiştir. Hatta CDH13 gen ekspresyonu eksikliğinin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve alkol ya da madde bağımlılığıyla güçlü bir bağı olabileceği de ifade edilmiştir" dedi.

"YETİŞTİRİLME KOŞULLARI DA ETKİN FAKTÖRDÜR"

Çobanoğlu, sözlerini şu şekilde sonlandırdı; "Sonuç olarak olursak suçun rahatlıkla işlendiği ortamlarda yetişen bireylerin suça bulaşma ihtimalinin olması kadar bulaşmama ihtimali de söz konusudur. Diğer taraftan hiçbir suç ve şiddet içeren davranışa meyil etmeyen normal ailelerde büyüyen çocuklarda ebeveynlerinin aksine suça karışabilmektedirler. Bununla birlikte herhangi bir kişinin şiddet içeren davranışlar sergilemesinde sadece belirli bir gen sorumludur demek ne kadar yanlış ise bu kişide suça ve şiddete karşı bir genetik yatkınlıkta kesinlikle yoktur demekte o kadar yanlış ve yetersiz bir tanımlama olacaktır. Esasen sahip olduğumuz kalıtsal yapımız kadar içinde yaşadığımız toplumsal ve çevresel etmenler ile yetiştirilme koşulları ve şartları da ortaya koyduğumuz davranışlarımızın şekillenmesinde çok önemli rol oynamaktadır ve etkili olmaya da devam edecektir."

 

                                                                                         

Diğer Bursa Haberleri - Bölge Haberleri için tıklayın


2022.04.16 10:53 - Son Güncellenme: 2022.04.16 12:17 - HABER MERKEZİ
A