Bursada Bugün Bursa haber bursa haberi bursa haberleri Bursa

Aşı zorunlu hale gelebilir mi?

Bir yanda aşı olmayı dört gözle bekleyen milyonlar, diğer yanda sırası geldiği halde randevu bile almayanlar... Aşı ikna timleri bu ikinci grubu aşı olmaya yönlendirmek için ellerinden geleni yapıyor. Peki insanlar neden aşı olmaktan kaçıyor? Bu sorun nasıl çözülebilir? Devlet aşıyı zorunlu kılıp ikna dışında yaptırımlara da başvurabilir mi? Tüm bu meseleleri konunun uzmanlarıyla birlikte masaya yatırdık.

Aşı zorunlu hale gelebilir mi?

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca'nın ilk kez 15 Nisan tarihinde Hürriyet'te yayımlanan röportajında duyurduğu aşı ikna timleri, Türkiye'nin birçok yerinde çalışmalarına başladı. Aşı hakkı olup sırası gelen ama aşı yaptırmayan vatandaşların evlerine gidip bu konuda tavsiyelerde bulunan aşı ikna timleri, ev ev gezip vatandaşlara neden aşı olmadıklarını soruyor, aşının koruyuculuğu ve önemi hakkında bilgi veriyor.

Toplum genelinde aşılanmış kişilerin sayısının oranının artırılmasını hedefleyen bu çalışma ilk olarak ilçelerde başlatıldı ve yavaş yavaş ülke geneline yayılıyor. Proje, İngiliz The Guardian gazetesinin manşetinde de yer aldı.

Bakan Koca 65 yaş üstünde aşı olanların oranının daha önce yüzde 76,4 olduğunu, yani yüzde 23,6'sının sırası geldiği halde aşısını yaptırmadığını bildirmişti. Koca, 28 Nisan'da yaptığı açıklamada ise aşı ikna timlerinin etkisiyle oranın arttığını söyledi: "Her geçen gün biz vatandaşımıza ulaşmaya çalışıyoruz. Yüzde 76'lardaydı biliyorsunuz, şimdi yüzde 83'e çıktı."

Peki aşı karşıtlığının temelinde ne yatıyor?

Aşı ikna timleri aşılanma oranlarına nasıl etki edecek?

İkna etmenin yanında aşı yaptırmak istemeyenlere yaptırım uygulanabilir mi?

Devletler pandemi dönemlerinde aşıyı zorunlu hale getirebilir mi? Yoksa anayasaya aykırı mı?

Akıllardaki bu soruları dünyaca ünlü Türk bilim insanı İmmünoloji Profesörü Dr. Derya Unutmaz, Tıbbi Mikrobiyoloji ve Medikal Biyoteknoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz ve Avukat Bilal Çelik'e yönelttik. İşte konunun uzmanlarından hurriyet.com.tr okurlarına özel açıklamalar...

Türkiye'de aşı kararsızlığı yaşayan ve olmak istemeyen kişi sayısı fazla. Bu kararsızlığın hatta karşıtlığın nedeni nedir?

Prof. Dr. Derya Unutmaz: Aslında burada aşıya güvenmeyenlerle ve aşı karşıtlarını ayırmak lazım. Aşı karşıtları gerçekten militan gibi aşı karşıtlığı yapıyorlar. Aşılar hakkında hiç doğru olmayan dezenformasyon dedikoduları yayıyorlar. Aşılara karşı bir tutum içindeler. Diğer taraftan aşıya güvenmeyen insanlar var. Bunlar aslında haklı sebeplerden, ilk defa ortaya çıkan bir virüse karşı ilk defa bir aşı yapılacak. Bunun için de belli bir güven gerekiyor.

Aslında bu güvensizliğin bir sebebi de insanların bu konuda yeterince aydınlatılmaması. Maalesef bazı konularda algı yaratılmaya çalışılıyor, gerçek veriler paylaşılmıyor. Hatta bazı hekimler mesela "BioNTech aşısını alerjisi olan kişiler, kanser hastası olanlar yaptırmasın" diyorlar. Ancak bunlar hiçbir şekilde bir veriye dayalı öneriler değil.

Bu aşıları alerjisi olanlar da olabiliyor, hamileler de, kanser hastası olanlar da yaptırabiliyorlar. Bunu nasıl biliyoruz? Çünkü şu anda dünyada 1 milyar doza yakın aşı yapıldı. Bu da aşıların herhangi bir sıkıntısı olmadığına dair sayısız veriyi ortaya koyuyor. Güvensizlik yaşayan kişilere bunları çok net bir şekilde anlatmak gerekiyor. Ancak aşı karşıtları için yapacak bir şey yok.

Prof. Dr. Tanıl Kocagöz: Aşı kararsızlığı veya karşıtlığının en büyük nedeni bilimsel hiçbir temeli olmayan söylentiler ve kişilerin bunlarda mantık aramaksızın inanması. Biz bunu sadece Covid-19 aşıları için görmedik. Benim 36 yıllık hekimlik yaşamım boyunca çocukluk çağında yapılan aşılar için bile bu söylentiler sürekli ortalıkta dolaşmakta.

Aşıların kısırlık yaptığı, neslimizi kurutmak için kullanıldığı, bize çip takıp uzaktan davranışlarımızı kontrol etmeyi amaçladığı gibi akla hayale gelmesi çok zor safsatalar dolaşıyor ortalıkta. Bilim insanları için çok komik olarak algılanan bu söylentilere inanan vatandaşlarımız maalesef olabiliyor.

Aşı karşıtlığının ikinci nedeni altta yatan psikolojik bir dürtü de olabilmekte. Birçok insanda iğne olmaya karşı önemli bir korku bulunabilmekte. Ayrıca yine aşı yan etkilerine dair bazı abartılı ve gerçek dışı haberler de bu tür duyarlı insanların fobilerini derinleştirmekte.

Aşı olmak istemeyenler için aşı ikna timleri kuruldu. Böyle bir uygulama aşı oranlarına nasıl etki eder?

Prof. Dr. Derya Unutmaz: Böyle bir uygulamaya şu an ihtiyaç var mı bilemiyorum. Çünkü şu an için milyonlarca aşı olmak isteyen insan var ama yeterince aşı yok. Bence bu ikna ekibi, bir sonraki safhada yapılabilecek bir şey. Aşı ikna ekipleriyle çok fazla vakit kaybetmek yerine aşılama popülasyonunu arttırmak lazım. Aşılamada yaş sınırını azaltmak lazım.

Ülkemizde 16 yaşın üzerindeki herkesin istediği zaman aşı olabilecek duruma gelmesi lazım. Ondan sonra eğer yine aşı olmaya güvenmeyenler çıkarsa o zaman ikna kampanyaları başlatmak gerekiyor. Şu an için aşırı bir ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Bir de ne kadar çok kişi aşı olursa o kadar çok güven de artacaktır. Çünkü bazı insanlar bekleyip görmek istiyorlar. Komşusu ya da herhangi bir yakını aşı olmuş ve sıkıntı yaşamamış kişilerde güven de artıyor.

Prof. Dr. Tanıl Kocagöz: Aşı karşıtlığı olan kişiler zaten sağlık kuruluşlarından uzak durmaktalar. Bu kişilere aşı, gezici ekipler ile evlerinde yapılabilir. Tabii aşı olmamış kişinin evine gitmek yeterli değildir; asıl olan o kişinin aşı konusunda ikna edilmesi gerekliliği. Bu gezici aşı ekiplerine bu konuda eğitim verilmesinin aşı oranlarının artırılmasında rol oynayabileceği kanısındayım.

Aşı olmayanları ikna etmek mi, yoksa aşı bekleyenleri hızlıca aşılamak mı? Öte yandan herkesin ikna olması toplumsal bağışıklık açısından önemli. Bu konu nasıl yorumlanabilir?

Prof. Dr. Tanıl Kocagöz: Salgını durdurabilmek için hedef, toplumdaki bireylerin en az yüzde 70'inin aşılanması. Doğal olarak bu yüzde 70 içerisine aşı olmadan kendiliğinden hastalığı geçirip bağışıklık kazananları da katabilirsiniz. Bu nedenle ne kadar çok kişiyi en hızlı aşılayabilirseniz salgını o kadar çabuk durdurabilirsiniz.

Sanırım şu anda aşı yapmada hız kısıtlılığı aşının yeterince hızlı tedarik edilememesinden kaynaklanıyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye'de günde 1 milyon kişiyi aşılayacak iş gücü kapasitesi var. Türkiye'nin yüzde 70'ini yani 56 milyon kişiyi aşılamak aslında iki ay sürer. Yani aşı varsa her isteyeni hızla aşılamak daha doğru bir yaklaşım.

Tabii Covid-19'un özellikle yaşlılar ve altta yatan bağışıklık sistemini zayıflatan hastalığı bulunan kişilerde daha ölümcül seyrettiğini bildiğimiz için bu kişilerin aşı konusunda ikna edilmeleri önemli. Bir de öğretmenler, fabrikada çalışanlar gibi işi gereği çok kişi ile temasta bulunan kişilerin de toplumu korumak açısından aşı olmaları çok önemli.

Prof. Dr. Derya Unutmaz: Şu anda aşı olmak isteyenlere odaklanılması gerektiğini düşünüyorum. Toplumsal bağışıklık için toplumun yüzde 100'ünü aşılamanız gerekmiyor. Şu anda aşıdan aşıya değişse de toplumun yüzde 60-70'ini aşıladığınız zaman bu toplumsal bağışıklığa ulaşıyorsunuz. Virüs tamamen bitmemiş oluyor ama çok kısıtlı bir kesimde kalıyor.

Zaten aşı olmayanların bazıları da bir süre sonra korona olup ve zorunlu aşılanmış olacaklar. 

Aşı karşıtlarını ikna etmenin yanı sıra belli yaptırımlar uygulanması aşılanma oranını artırabilir mi?

Prof. Dr. Tanıl Kocagöz: Öncelikli hedef devletin aşı olmak isteyen herkesin aşılanmasını sağlamak olmalıdır. Bu tamamlandıktan sonra salgın hala devam ediyorsa bu durumda aşı olmamış kişilerin hastalığı başkalarına taşımamaları için restoranlar, sinema, tiyatro, konser salonları gibi kalabalık yerlere girmeleri, toplu taşıma araçlarına binmelerinin engellenmesi gibi bazı yaptırımlar uygulanabilir.

Her bireyin aşı olmama hakkı vardır ama ölümcül olabilecek bir hastalığı başkalarına bulaştırma hakkı yoktur.

Prof. Dr. Derya Unutmaz: Evet, bazı yaptırımlar aşı oranını artırabilir. Aşıları zorunlu yapmak sıkıntılı bir durum olur. Herkese aşı olma şartı koymak demokratik şartlar altında pek mümkün değil. Ama örneğin ABD'de birçok üniversite aşı olmayan öğrencileri bu yıl okula kabul etmeyecek. Okula devam etmek istiyorsanız aşı olmak zorundasınız.

Üniversitelerin yanı sıra bazı şirketler, enstitüler, hastaneler aşı olmayan ve daha önce Covid-19 geçirmemiş olanları yani bağışıklığı olmayanları bir süre sonra kabul etmeyebilir. Buna da hakları var. Çünkü o kişiler tehlike yaratıyorlar, başkalarının sağlığına zarar veriyorlar. Nasıl ki kapalı alanlarda sigara içmek yasaksa bu da böyle bir yasak olabilir. Bu tarz yaptırımlar aşı olma oranını artıracaktır.

Aşı olmak istemeyenlerin fikrini değiştirmek için devlet 'ikna ekibi'nin yanı sıra başka neler yapabilir?

Prof. Dr. Tanıl Kocagöz: Toplumun genel olarak eğitim düzeyinin yükseltilmesi aşı karşıtlığını yıllar içinde çözecek temel unsurdur. İlköğretimden başlamak üzere bulaşıcı hastalıkların nedenleri ve korunma yolları daha etkin bir şekilde ders programlarında yer almalı. Basına da burada çok önemli görev düşüyor. İnsanları aşıdan ürkütecek haberlerin doğruluğunun çok iyi araştırılması, yanlış bilgiler içeren haberlerin doğrusunu anlatan haberlerin yapılması gerekmekte.

Prof. Dr. Derya Unutmaz: Burada çok önemli bir konu var: Şeffaf olmak lazım, insanlara gerçekleri anlatmak lazım. Bazı şeyleri abartmamak gerekiyor. Dünyadan örnekler vererek anlatmak daha etkili olacaktır. Önümüzde çok önemli, kritik örnekler var; İsrail, İngiltere, ABD ülkeleri aşı ile nasıl insan hayatının kurtarıldığını bizlere gösteriyor. Aşıların risklerinin milyonda bir kadar çok düşük oranlarda olduğunu anlatarak ve dünyadan verilere dayanarak, örnekler vererek iknalar yapılabilir.

Olası bir aşı zorunluluğu Anayasa'ya aykırı mı? Pandemi dönemlerinde devletler aşıyı zorunlu hale getirebilir mi?

Avukat Bilal Çelik: Anayasamızın 17'nci maddesinde "Herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir" demekle birlikte madde devamında; "Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz" şeklinde hüküm getirilmiştir. Yani anayasamızda tıbbi zorunluluk durumlarında ve kanunda yazılı olan hallerde zorunlu aşı uygulaması getirilebileceği belirtilmiştir.

Anayasada belirtilen tıbbi zorunluluk halinde başka bir kıstas olan ölçülülük ilkesi ile birlikte değerlendirme yapılmasıdır. Ölçülülük ilkesi dikkate alındığında kamu yararı ve kişi hakları, hürriyeti bir arada değerlendirilerek kanaat getirilecektir. Aşı yapılmamasının kamuyu tehlikeye atması aranan bir şart olacaktır. Müdahalenin kapsamı, zaruriyeti ve sınırları belirtilerek kanunilik şartı da sağlanması halinde meydana getirilecek bir düzenleme ile aşı zorunlu hale getirilebilir.

Diğer devletlere baktığımızda özellikle salgın hastalık dönemlerinde zorunlu aşılama yoluna gidilebildiğini ve AİHM'nin de vermiş olduğu kararlarda bunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olarak değerlendirilmediği görülmüştür.

1930'da yürürlüğe giren Hıfzıssıhha Kanunu (mevcut yasa) ile devlet aşıyı zorunlu tutabilir mi? Yasalar değiştirilebilir mi böyle dönemlerde?

Bilal Çelik: 1593 sayılı Hıfzıssıhha Kanunu gereği zorunlu aşı uygulaması getirilmesi mümkündür. Ancak uygulamanın nasıl meydana getirileceği, vatandaş öncelik durumları, kontrol mekanizmasında bulunan eksiklikler dolayısıyla net değildir. Hıfzıssıhha Kanunu ile hareket edilmesi halinde uygulamada eksiklikler meydana geleceği açıktır. Bu sebepledir ki yeni bir kanuni düzenleme ile aşılamanın nasıl olacağı, erişimi, içeriği belirtilmelidir.

Şahsi fikrim ve desteklediğim hukuki görüş bakımından zorunlu aşı uygulaması yapılabilmesi için yeni bir kanuni düzenleme meydana getirilmelidir.

Kalan karakter : 450

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!