Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF) nedir? (ÖZEL HABER)
Etnik kökenli bir hastalık olan Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF), genellikle Akdeniz Bölgesi'nde yaşayan insanlarda görülüyor. Özel Esentepe Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elyasa Karaca, "Hastalığın üç ana bulgusu vardır. Bunlar; ateş, karın ağrısı ve eklem ağrısıdır. Bunun dışında birtakım deri döküntüleri de olabilir ama 39 derece kadar çıkabilen ateş, bu hastalıktaki en önemli bulgudur" dedi.
2021.07.12 08:49 - Son Güncellenme: 2021.07.12 15:18 - Bursa Bölge - HABER MERKEZİ
İLGİLİ VİDEO
Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF) nedir? Belirtileri nelerdir? (ÖZEL HABER)
ŞULENUR SARIKAYA / BURSADA BUGÜN
Altmış yıl önce tanımlanmış Ailevi Akdeniz Ateşi'nin teşhisi klinik bulgulara dayanıyor.
Belirtileri apandisit ile benzerlik gösteren hastalığın tedavisinde gerekli hassasiyet gösterilmezse, atak sayılarında artış gözlemlenebiliyor.

"EN ÖNEMLİ BELİRTİSİ OLAN ATEŞ, 39 DERECEYE KADAR ÇIKABİLİYOR"
Özel Esentepe Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elyasa Karaca, Ailevi Akdeniz Ateşi'nin belirtileri ve tedavisinden bahsetti.
Karaca, "Ailevi Akdeniz Ateşi, özellikle Sefarad Yahudilerde, Türklerde ve o bölgede yaşayan Araplarda daha sık görülen bir hastalıktır ve oldukça büyük bir önem taşır. En önemli belirtisi ateştir ve bu ateş 24-48-72 saat kadar sürebilir. 39 dereceye kadar çıkabilen ateşle birlikte, çoğu zaman karın ağrısı ve eklem ağrısı gibi belirtiler de görülür. Hastalık, içerisinde ileri derecede böbrek yetmezliğine sebebiyet verebilen bir komplikasyon olan amiloidozu da barındırır. 1972 yılında kolşisin ilacının bulunması, genetik özelliklerle taşınan bu hastalıkta çığır açmıştır. En önemli bulgularından biri de karın ağrısıdır. Karın ağrısının şiddeti, hafif şişkinlik hissinden tahta karın bulgusuna kadar gidebilir ve bu tehlikeli bir durumdur. Belirtileri apandisitle benzer olduğundan birbirleriyle çok sık karıştırılabiliyor. Benzer belirtilerle acil olarak hastaneye kaldırılan bazı hastalar, apandisit ameliyatı olabiliyor. Ailevi Akdeniz Ateşi, göğüs zarı tutulumuna bağlı olarak ortaya çıkan göğüs ağrısıyla da karşımıza çıkabilir. Bunun dışındaysa deride birtakım döküntüler, bu hastalığın oluşumuna işaret etmektedir. FMF eğer tedavi edilmezse, sonuçları yıllar içerisinde böbrek yetmezliğine kadar gidebilir ve başka bir hastalığa sebebiyet verebilir. Tedavisine dikkat edilmediği takdirde, sık sık ataklarla karşılaşılabilir ve bu ataklar 2-3 gün kadar sürebilir. Ataklar ne kadar artarsa, hastalık o kadar kontrolsüz ve komplikasyonlara açık halde demektir. Kolşisin denen bitkisel ilacını bulunması ile birlikte bu hastalığa karşı çok büyük başarılar elde edildi. Bu sebeple hastalığın tanısını koyar koymaz ister klinik olsun ister genetik olsun, hastamızı bu ilaca başlatıyoruz. İlacın dozu hastanın klinik bulgularına, durumuna ve hastalığın derecesine göre değişebiliyor. Tedavi sürecindeyse atak sayısı ne kadar azalırsa, hastalık o kadar iyiye gidiyor demektir. Bir ay içerisinde değerlendirdiğimiz atak sayılarının azalması, kişinin tedaviye uyumun iyi bir şekilde geliştiğini göstermektedir. Burada en önemli şey, tanıyı koymak oluyor. Devamındaysa tanıyı koyduktan sonra kolşisin dediğimiz ilacı hastanın hayat boyu, düzenli olarak kullanması gerektiğini ona anlatmak ve hastada güven yaratmak geliyor. Hasta, bu ilaçları düzgün bir şekilde kullanarak atak sayısının azaltıyor olmasının yanı sıra, hem yaşam kalitesi yükseliyor hem oluşabilecek bazı komplikasyonların gelişmesini de engellemiş oluyor" dedi.