28 Şubat davasının görülmesine devam edildi

28 Şubat davasının görülmesine devam edildi

28 Şubat dönemine ilişkin, "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak" suçundan 103 sanığın yargılandığı davada eski Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu ile eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Dervişoğlu tanık olarak dinlendi. Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu: "(28 Şubat bin yıl sürecek açıklaması) Türkiye'nin çağdaşlaşmasına karşı olan gruplar var oldukça Türk halkı buna tepki gösterecektir. Bu tepkiyi Türk halkı gösterecektir. Söylediğimin manası budur"

2016.07.18 18:50 - Son Güncellenme: 2016.07.18 18:50 - Güncel - HABER MERKEZİ
A
28 Şubat davasının görülmesine devam edildi

28 Şubat dönemine ilişkin, "Türkiye Cumhuriyeti  hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak" suçundan 103 sanığın yargılandığı  davaya devam edildi. 
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görüşülen davanın 85. duruşmasına  sanıklar Çetin Saner, Alican Türk, Selman Yazıcı, Cemal Hakan Pelit, Lokman  Ekinci, Ünal Akbulut, Ersin Yılmaz, Erkan Yaykır, Erol Özkasnak ile mağdurlar ve  tarafların avukatları katıldı. Daha önce üç kez "tanık" sıfatıyla çağrılan ve yarın dinlenmesi  planlanan eski Başbakan Tansu Çiller için mahkemeye sağlık raporu gönderilerek,  mazeret dilekçesi sunuldu.
Bugünkü duruşmada, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hüseyin  Kıvrıkoğlu ile eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Salim Dervişoğlu,  Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden tanık olarak İstanbul'dan  dinlendi. Kıvrıkoğlu, mahkeme başkanının soruları üzerine, 28 Şubat döneminde  İstanbul'daki 1. Ordu Komutanlığı görevini yürüttüğünü, aynı yıl 30 Ağustos'ta  Kara Kuvvetleri Komutanı olduğunu anlattı.
Bir müdahil avukatın eski Başbakan Mesut Yılmaz'ın "Demokrasi laikliğe  feda edilemez, Batı Çalışma Grubu (BÇG) lağvedilmelidir" açıklamasının ardından  neden ona karşı bir muhtıra yayımlandığını sorması üzerine Kıvrıkoğlu, "Mesut  Yılmaz'ın daha önce Meclis'te bazı sivri cümleler içeren açıklamaları vardı.  Bizim demokrasiye inancımız olmadığı manasına gelecek cümleler sarfettiği için  demokrasiye bağlı olduğumuzu gösteren bir açıklamadır o, muhtıra değildir." dedi.

Kıvrıkoğlu, bir başka soru üzerine BÇG'nin Kara Kuvvetleri Komutanlığı  içinde faaliyet gösterdiği bir yer bulunmadığını, Genelkurmay Başkanlığı içinde  kuvvet komutanlıklarından birer veya ikişer kişinin BÇG'de görev yaptığını  söyledi. Hüseyin Kıvrıkoğlu, grubun ne zaman çalışmaya başladığını bilmediğini  belirtti.
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Güven Erkaya'nın  yazdığı kitapta, 28 Şubat'ın temellerinin Gölcük'teki toplantıda atıldığını  söylediği belirtilerek, o toplantıya katılıp katılmadığı sorulan Kıvrıkoğlu, söz  konusu toplantıda bulunmadığını aktardı. Kıvrıkoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanlığı  yaptığı 1997 ve 1998 yıllarındaki ordudan atılmaların irticai faaliyet veya  disiplinsizlik nedeniyle yapıldığını bildirdi. 
Kıvrıkoğlu, Genelkurmay Başkanlığı döneminde, Fetullahçı yapılanmayla  etkin şekilde mücadele ettiklerini, örgütle bağlantılı, orduda emir komuta  zincirini bozarak, başka yerlerden ya da astlarından emir alan çok sayıda subayın  ordudan ihraç edildiğini kaydetti.
Bir başka soru üzerine Kıvrıkoğlu, BÇG'nin Genelkurmay Başkanının  bilgisi dahilinde kurulup kurulmadığını bilmediğini, ancak bir emirde imzası  varsa haberinin olduğunun söylenebileceğini kaydetti. Kıvrıkoğlu, önemli  konuların mutlaka Genelkurmay Başkanına arz edildiğini, bunlarda da imzasının  bulunduğunu, ancak daha az önem arzeden konuların İkinci Başkanın bilgisi  dahilinde olabileceğini dile getirdi. 
Bir avukatın, "28 Şubat bin yıl sürecek" şeklindeki açıklamasını  sormasına karşılık Kıvrıkoğlu, "Türkiye'nin çağdaşlaşmasına karşı olan gruplar  var oldukça Türk halkı buna tepki gösterecektir. Bu tepkiyi Türk halkı  gösterecektir. Söylediğimin manası budur. O dönemde bazı siyasiler,  milletvekilleri, belediye başkanları, sokakta şeriat isteyenler, camilerde şeriat  isteyenler, Türk halkını huzursuz etmiş ve aydınlık için bir dakika karanlık  protestoları yapılmıştır. Bu her zaman Türk halkı tarafından yapılacak bir  harekettir." ifadelerini kullandı.
Bir müdahil avukatının, "İrtica tehlikesinden ne anlıyorsunuz?  Öğrencilerin başörtülü olarak okula gitmeleri irtica mıydı?  Şu anda biz de  başörtülü olarak burada avukatlık yapıyoruz. Bu tanımlara göre biz de irtica  görüntüsü mü veriyoruz?" sorusu üzerine Kıvrıkoğlu, "Hayır canım. Başörtüsü  konusu değil sadece, kılık kıyafet bu işin içerisine girmiş olabilir, onu  bilemem." dedi. Avukatın, "İnsanların düşüncelerini nereden biliyorlar?" diye sorması  üzerine Kıvrıkoğlu, "Hareketlerinden. Biz, irticayı gericilik olarak kabul  ediyoruz. İnkılap kanunları Türkiye Cumhuriyetini modernleştirmek maksadıyla  kabul edilmiştir. Bunları kabul etmemek gerici bir sistemi benimsemek anlamına  gelir." ifadesini kullandı.

"Yasalara uygun olması gerekir"
Emekli Oramiral Dervişoğlu da BÇG kurulduğunda Gölcük Donanma Komutanı  olarak görev yaptığını, 1997-99 yıllarında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini  yürüttüğünü anlattı.
Genelkurmay Başkanlığının içerisinde çeşitli konularda kurulan çok  sayıda çalışma grubu olduğunu belirten Dervişoğlu, BÇG'nin de diğerleri gibi  belirli bir konuyu incelemek üzere kurulduğunu ancak kimin başkanlığında  olduğunu, çalışma şeklinin ne olduğunu, odasının nerede yer aldığını bilmediğini  bildirdi. Dervişoğlu, prosedür olarak grubun yasalara uygun bir çalışma grubu  olması gerektiğini dile getirdi.
Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın "Laiklik için demokrasi feda  edilemez, BÇG lağvedilmelidir." açıklamasının ardından Genelkurmay Başkanlığınca  yapılan açıklamanın hatırlatılması üzerine Dervişoğlu, şunları söyledi: "Sayın Yılmaz, isim vermeden 4 yıldız işareti yaparak çok genel bir  ifadede bulundu. Tam olarak hatırlamıyorum ama demokrasiye vurgu yaparak görev  uzatılması gibi bir beklentiden bahsetti. Şahıs belli değildi, bizler de 4  yıldızlıydık. Sayın Karadayı ile bir cumartesi günü, bahçesinde oturarak  konuştuk. Dedik ki, 'bu bir ithamdır, muhatabı belli değil ama bizler demokrasiye  bağlılığımızı, olmazsa olmaz bir şey olduğunu, anayasanın hükmü olan laikliğe  sadık olduğumuzu belirten açıklama yapalım.' dedik. Neticede Genelkurmay  Başkanlığından o açıklama yayınlandı. O zamanki yaklaşımım da tamamen bu çerçeve  içindeydi."
Gölcük Donanma Komutanıyken Genelkurmay Başkanlığından gelen bir  yazının ekinden BÇG hakkında bilgi sahibi olduğunu aktaran Dervişoğlu, ekte kamu  görevlileri hakkında bilgi verilmesini isteyen yazının dikkatini çektiğini  belirtti. Bunun üzerine Koramiral Aydan Erol'u arayarak, "Bunun içindekiler bana  göre uygun değil, dikkatinizden kaçmış olabilir." diyerek uyardığını anlatan  Dervişoğlu, Erol'un da ekin dikkatinden kaçtığını belirterek, eki yazıdan  çıkaracağını söylediğini aktardı.

"28 Şubat ile uzaktan yakından alakalı değildi"
Bir avukatın 23-25 Ocak 1997'de Gölcük Donanma Komutanlığında bir  toplantı yapıldığı ve 28 Şubat kararlarının o toplantıda alındığı iddialarını  sormasına karşılık Dervişoğlu, şöyle konuştu: "Gölcük'te o tarihte yapılan faaliyet, Genelkurmay Başkanlığının  yıllık faaliyet planında mevcut olan, daha önce yayınlanmış ve konusu komşu bir  ülkeyle olan ihtilafa ilişkin bir askeri plan tatbikatıydı. 28 Şubat ile uzaktan  yakından alakalı değildi. Ancak bir araya geldiğimizde komutanlar o günün esas  konularından olan ve herkesi ilgilendiren, endişelendiren acaba silahlı kuvvetler  içinde düzenli ordunun olmazsa olmazı olan 'hiyerarşik yapıyı başka yere  götürecek örgütlenme var mıdır, nedir bunlar' diye gündemsiz olarak fikir teatisi  olmuştur. Fakat bunlar planlanmış, kayda alınmış konuşmalar değildir. Gündem dışı  da olsa, burada ettiğim yemini tekraren söylüyorum, kesinlikle 28 Şubat  toplantısında konulan maddeler orada konuşulmamıştır."
Daha sonra avukatların talepleri dinlendi. Bir sanık avukatı,  başörtüsü mağduriyetlerinin gerçek müsebbibinin dönemin İçişleri Bakanı Meral  Akşener olduğunu savunarak, İçişleri Bakanlığınca o dönem yayınlanan 3 genelgenin  mahkeme tarafından istenmesi talebinde bulundu.
Sanık avukatlarından Aydın Akpınar ise 2015-2016'da MGK tarafından  Fetullahçı Terör Örgütünün devlet için tehdit olarak kabul edilmesinin  gerekçelerinin mahkemece temin edilmesini istedi.
Dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'nın  avukatı Erol Aras da 28 Şubat iddianamesinin, Balyoz, Ergenekon gibi kumpas  iddianamelerinin sonuncusu olduğunu, iddianameyi hazırlayan savcı Mustafa  Bilgili'nin hakkında gözaltı kararı verildiğini vurguladı. Aras, "Devlete yönelik  ciddi tehdit vardır, 18 yıl önce bunu ortaya koyanlar rüya görmemişlerdir,  yanılmamışlardır." diyerek, 15 Temmuz'daki FETÖ'nün darbe girişiminin bunu ortaya  koyduğunu kaydetti. Aras, "Asıl o tarihten sonra söz konusu terör örgütünün  gereğini yapmayanlar suçlu ve sorumludur." ifadesini kullandı.
Bazı sanık avukatları, mahkemenin görevsizlik kararı vererek dosyanın  Anayasa Mahkemesine gönderilmesini istedi. Verilen aranın ardından mahkeme başkanı ara kararı okudu. Buna göre, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 12 Eylül kararının istenmesi  ve bu kararın Ergenekon kararıyla birlikte incelenerek, görevsizlik konusunda  karar verilmesine hükmedildi. Gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak'ın arasında bulunduğu bazı  şikayetçilerin suçtan zarar gördükleri iddiasıyla yaptıkları müdahillik talebi  kabul edildi. Tanık olarak dinlenmesi istenen eski Başbakanlardan Tansu Çiller'in  mazeretinin kabulüne, 54. hükümetin Başbakan Başdanışmanı İlnur Çevik için çağrı  kağıdı çıkarılmasına, 2015-2016 yılı MGK kararlarının celbi talebinin dava konusu  olayla ilgisi bulunmadığından reddine karar verildi. Çiller'in mazeret bildirmesi nedeniyle yarınki duruşmadan  vazgeçilerek, duruşmanın 30 Kasım 2016 tarihine bırakılması kararlaştırıldı.

Diğer Güncel Haberler için tıklayın


2016.07.18 18:50 - Son Güncellenme: 2016.07.18 18:50 - HABER MERKEZİ
A