Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan çarpıcı ikaz: 'Maalesef' diyerek uyardı

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan çarpıcı ikaz: 'Maalesef' diyerek uyardı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti toplantısında partilileri sosyal medya konusunda uyardı. Sosyal medyanın etkisiyle yayılan "etkileşim avcılığı" ve sürekli gündemde kalma çabasını bir hastalık olarak niteleyen Erdoğan, bazı partililerin de bu akıntıya kapıldığını söyledi. Bu tür şov odaklı yaklaşımların partiye zarar verdiğini belirten Erdoğan, teşkilatın vatandaşlara karşı her zaman mütevazi olması gerektiğini vurguladı.

2026.06.25 15:29 - Son Güncellenme: 2026.06.25 16:30 - Güncel - HABER MERKEZİ
A
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan çarpıcı ikaz: 'Maalesef' diyerek uyardı

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda parti teşkilatına yönelik önemli mesajlar verdi. Sosyal medyanın etkisiyle yayılan "etkileşim avcılığı" akımını sert bir dille eleştiren Erdoğan, sürekli gündemde kalma çabasının bir hastalığa dönüştüğünü belirtti. Bu durumun partiye büyük zarar verdiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı, şov odaklı yaklaşımlardan uzak durulması ve vatandaşa karşı her zaman mütevazı olunması gerektiğinin altını çizdi.

Konuşmasına İslam âleminin Aşure Günü'nü ve Muharrem ayını kutlayarak başlayan Erdoğan, sözlerine sabah saatlerinde iki büyük depremle sarsılan Venezuela halkına ve hükümetine geçmiş olsun dileklerini ileterek devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu zor günlerde Türkiye'nin yanlarında olduğunu belirtti.

AK Parti'nin 11 milyon 500 bini aşkın üyeyle sadece Türkiye'nin değil, dünyanın en büyük ve en yaygın siyasi hareketlerinden biri olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şunu bir defa açıkça söylemek isterim: Bizim tasavvurumuzda üyelik sadece bir kayıt işleminden ibaret değildir. Bizde üye demek, millete hizmet mücadelesine nefer yazılmak demektir. Bu uğurda gerektiğinde yardan ve serden geçmek demektir. Her türlü fedakârlığı göze almak demektir. Bu milletin, bu ümmetin sorumluluğunu yüreğinde taşımak demektir. İdeallerimize gönül vermek, davamıza ömür vermek demektir. AK Parti'nin çelik çekirdeği, kaderini kaderimize, kavlini kavlimize, kalbini kalbimize rabt eylemiş 11 milyon 500 bin kardeşimizin hepsi bir demektir. Bunun için her fırsatta şunu diyoruz: Biz sadece siyasi bir parti değiliz. Aynı zamanda bir dava hareketiyiz. Biz aynı ideallere inanan, aynı istikbale yürüyen bir gönül hareketiyiz. Özellikle bilinmesini isterim ki teşkilatçılık anlayışımızda üye kaydının yapıldığı an millete hizmet mücadelesi başlamıştır. Bu anlayışla üyelerimizle irtibatımızı güçlendirirken bir yandan da esnaf, çarşı, pazar ziyaretleriyle milletimizle gönül bağımızı sağlam tutuyoruz. Evlerinde, iş yerlerinde Türkiye'nin dört bir yanındaki üyelerimizin misafiri oluyoruz. Verdiğimiz mücadeleyi, ülkemiz için kurduğumuz hayalleri, Türkiye Yüzyılı hedeflerimizi kendileriyle istişare ediyoruz. Biliyorsunuz üye sayısında kırdığımız rekorun ardından 2026 senesini mahalle çalışmaları yılı ilan ettik. Daha fazla sayıda insanımıza ulaşmak, mahallelerdeki varlığımızı daha da güçlendirmek amacıyla yoğun bir çalışmanın içindeyiz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerine şu şekilde devam etti:

"Teşkilatımızın gayretiyle 2026 yılını, AK Parti ailesini hem üye sayısı hem de derinlik itibarıyla büyütmek için bir fırsata çeviriyoruz. Bırakın yolunu, adını sanını dahi bilmediği mahallelerde davamıza aşkla hizmet eden, mücadelemize omuz veren kardeşlerimize teşekkür ediyor, mahalle başkanlarımızı yürekten tebrik ediyorum. Burada şunu da büyük bir memnuniyetle ifade etmek istiyorum: Eser, hizmet ve kardeşlik siyasetinin temsilcisi olan AK Partimize yönelik teveccüh her seviyede katlanarak artıyor. Huzur arayan, kardeşlik ve dayanışma arayan, şehrine, ilçesine, beldesine hizmet etmek isteyen hemen herkes bu ailenin bir ferdi olarak bu çatı altında siyaset yapmayı arzu ediyor. Pazartesi bir ilçe belediye başkanımızı, dün ise bir milletvekilimizi saflarımıza dahil ettik. Bugün de yeni belediye başkanlarımızı bağrımıza basacağız. Birazdan AK Parti ailesine intisap edecek tüm arkadaşlarımıza aramıza hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum. Millete ve memlekete hizmet yolculuğunda inşallah bundan sonra tam bir dayanışma içinde olacak, halkımızın güvenini boşa çıkarmayacağız. İlkelerimizi benimseyen, huzurlu ve saygılı bir atmosferde ülkesi ve milleti için hayırlı bir iş yapmak isteyenleri bünyemize katmaya devam edeceğiz.

"SİYASET MİLLETE TEPEDEN BAKAN BİR FAALİYET ALANI DEĞİLDİR"

Değerli yol arkadaşlarım, çok değerli kardeşlerim, bize göre siyaset millete tepeden bakan bir faaliyet alanı değildir. Aksine toplum siyasetin asli unsurudur, sahibidir, kurucu öznesidir. İster yerel düzeyde ister tüm ülke sathında olsun, siyaset felsefemizin temelinde insan vardır, insana saygı vardır. 86 milyonun her bir ferdi bizim nazarımızda eşittir, aynı değerdedir. Oy versin ya da vermesin, bizi desteklesin veya desteklemesin... Hiçbir ayrım yapmadan aynı derecede hizmete ve hürmete layıktır. Biz siyaset yaparken de hizmet ederken de daima bu anlayışla hareket ettik. Karşımızdaki kim olursa olsun saygıyı elden bırakmadık. Muhatabımızı rencide edecek, incitecek, gönlünü kıracak hiçbir davranışın içinde olmadık. Hazreti Mevlânâ'nın asırları aşan şu öğütlerini kendimize rehber eyledik: "Sevgide güneş gibi ol. Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol. Hataları örtmede gece gibi ol. Tevazuda toprak gibi ol. Öfkede ölü gibi ol. Her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol."

"DİKKATLİ OLUN"

İşte bu anlayışla, işte bu ilkeler çerçevesinde sadece bize oy verenlerin değil 86 milyonun hizmetkârı olduk. Maruz kaldığı tüm saldırılara rağmen AK Parti'yi milletin gönlünde yıkılmaz kılan işte bu vasıflarımızdır. Bunları korumak ve gözetmek hepimizin asli vazifesidir. Seçmenden oy isterken müşfik, mütevazı ve saygılı; ama milletten yetkiyi aldıktan sonra kibirli, üstenci, incitici bir tavır bizim tavrımız değildir. Bunu özellikle altını çizerek söylüyorum: Sosyal medyanın da tesiriyle "etkileşim avcılığı" denilen bir hastalığın hem toplumda hem kamuda hem de yerel yönetimlerde yayıldığını görüyoruz. Mahremiyet yok sayılırken, özel alan kavramı anlamını yitirmekte; görünür olmak, gündeme gelmek, tartışılmak insan onuru dahil her türlü değerin önüne geçmektedir. Ne pahasına olursa olsun gündem olma ve gündemde kalma kaygısı bir müddet sonra büyük bir kapana dönüşmektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse bu kapana siyasetçiler de düşmektedir. Maalesef kendi arkadaşlarımızın bir kısmının da bilerek veya bilmeyerek bu ters akıntıya kapıldıklarına şahit oluyoruz. Ne siyaseten ne de iletişim boyutuyla bize herhangi bir faydası olmayan, tam tersine partimize zarar veren bu tür yanlışlara karşı dikkatli olunması gerektiğinin altını özellikle çiziyorum. Vatandaşın kalbini kıran, esnafa hoyrat davranan, icraat peşinde değil şov peşinde koşan bir yaklaşım belki muhalefetin siyaset tarzı olabilir; ancak bunu bizim tasvip etmemiz asla mümkün değildir. Görevi, ünvanı, makamı ne olursa olsun hiçbir arkadaşım şunu unutmasın: Hepimiz bulunduğumuz koltuklara milletin takdiriyle, tensibiyle geldik. 

"MESELE KALP KAZANMAK, GÖNÜLLERİ FETHETMEK"

Milletimiz emaneti bizlere kendisine hizmet etmemiz, eser üretmemiz, refahını artırmamız için tevdi etti. Millete hizmet makamları gösteri alanı değil, sorumluluk makamlarıdır. Vatandaşımızın karşısına çıktığımızda, esnafımızın kapısını çaldığımızda ya da kamu gücünü kullandığımızda taşıdığımız emanetin ağırlığıyla mütenasip hareket etmek zorundayız. Her zaman söylediğim gibi mesele kalp kazanmak, gönülleri fethetmektir. Yüz yüze iletişimin, sıcak ve seviyeli bir hasbihalin yerini hiçbir dijital platform alamaz. Öyle olsaydı bugün siyasette durum çok farklı olurdu. Eğer öyle olsaydı bu millet her seçim öncesinde bize siyasi ömür biçen o çok bilmişleri ters köşe yapmazdı. Eğer öyle olsaydı siyaset ve toplum mühendisleri amaçlarına ulaşmış olurdu. Eğer sosyal medya rüzgarıyla seçim kazanılsaydı bugün iktidarda da cumhurbaşkanlığında da başkaları olurdu.

Elbette yeni medya araçlarını teknolojinin sağladığı asimetrik imkanları göz ardı etmeyeceğiz. Yaptıklarımızı, hizmetlerimizi, icraatlarımızı en güzel şekilde bu mecraları da kullanarak halkımızla bilhassa da yeni kuşaklarla paylaşacağız. Ama sosyal medyadaki yankı odalarına da hapsolmayacağız. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımızdan bu yana yaptığımız gibi vakar içinde, nezaket içinde, demokratik bir kültür içinde halkımıza hizmet etmeyi sürdüreceğiz. Teşkilat yöneticilerimizden milletvekillerimize, bakanlarımızdan belediye başkanlarımıza kadar tüm yol ve dava arkadaşlarımdan bu prensip ve ilkelerle hareket etmelerini beklediğimizi özellikle vurgulamak isterim. Teşkilatımızdaki hiçbir kardeşim şunu aklından çıkarmasın; Biz efendilik taslamaya değil millete hizmet etmeye, hizmetkarlık yapmaya geldik. Bu minvalde, bu istikamette yürümeye de devam edeceğiz.

"GEREKSİZ POLEMİKLERDEN UZAK DURUYORUZ"

Değerli kardeşlerim, bir taraftan şehirlerimizi abat etmek için canla başla çalışırken, diğer taraftan da siyasi rakiplerimizle gereksiz polemiklerden uzak duruyoruz. Muhatabını karalamak, kötülemek, muhatabının acı rant deviştirmeye çalışmak bizim siyaset tarzımız değildir. Bizden kayıkçı kavgalarının parçası olmamızı bekleyen beyhude yere bekler. Biz iş yapmanın, taş üstüne taş koymanın derdindeyiz. Biz eser ve hizmet siyasetimizle yeni gönüller kazanmanın peşindeyiz. Tabi burada şunu da açıkça dile getirmekte yarar görüyorum. Gerilimden, kamplaşmadan kaçınmamız, insanımızın hak ve hukukunun çiğnenmesine kayıtsız kalacağımız anlamına asla gelmez. Biz milletten icazeti sadece hizmet için almadık. Aynı zamanda yıllardır ötelenen, örselenen, kendi öz yurdunda, oraya buraya itilen kardeşlerimizin haysiyetini, izzetini, özgürlüklerini savunmak için de aldık.28 Şubat döneminde darbecilerin kadrine uğrayan insanlarımızın bir daha aynı zorbalığa maruz kalmaması için de milletimizden yetki aldık. 23 yıldır bu konuda çok büyük hassasiyet gösterdik. Ne bir başkasının hayat tarzına müdahale ettik, ne de kendini bu ülkenin sahibi gören küstah azınlığın hayat tarzı dayatmasına müsaade ettik. Ne bir başkasının inancına karıştık, ne de Jakoben zihniyetin günümüzdeki temsilcilerinin insanımızın inancına karışmasına eyvallah ettik. Buna rağmen artık eskisi kadar olmasa da zaman zaman sesi çok çıkan kibir abidelerinin sessiz çoğunluğu susturma, yıldırma, tedip ve tehdit etme girişimlerine şahit oluyoruz. Bunlarla mücadelemizi hukuk ve demokrasi zemininde sürdürüyoruz.

"O KARANLIK DÖNEMLER BİR DAHA ASLA GERİ DÖNMEYECEKTİR"

Hükümet olarak 2026 Türkiye'sinde halen 28 Şubat döneminin özlemiyle hareket eden bu ülkeyi tapulu mülkü gibi gören baskıcı zihniyetin tekrar canlandırılmasına izin vermeyeceğimizin bilinmesini istiyorum. İlkemiz bellidir; İnanç özgürlüğü. Anayasamız tarafından güvence altına alınmıştır. Dahası 86 milyonun yaşam tarzı bizim teminatımız altındadır. Kimse bir başkasına dayatmada bulunamaz, üzerinde baskı kuramaz. Küçük, dar bir zümre, layıklık kavramını istismar ederek bu millete yaşam tarzı dikte edemez. Şunu da burada açık açık ifade ediyorum; Eskiden olduğu gibi bir avuç müstekbirin topluma parmak sallayarak azarladığı kadınları kılık kıyafetine göre ayrıştırdığı, Anadolu insanını irticacı, gerici, yobaz diyerek tahkir ettiği günler artık geride kalmıştır.

Eski imtiyazlarını eski nobranlıklarını özleyenler boş durmasa da biz bu görevlerde olduğumuz müddetçe o karanlık dönemler inşallah bir daha asla geri dönmeyecektir. Bu ülkede hiç kimsenin saçından, sakalından, çarşafından, cübbesinden, başörtüsünden dolayı aşağılanmasına hakarete uğramasına kendini dışlanmış kendini ötelenmiş hissetmesine kesinlikle göz yummayacağız. Türkiye'yi büyütmeye Cumhuriyetimizi büyütmeye hak ve özgürlükleri her bir vatandaşımız için genişletmeye 86 milyonun tamamını bir beraber ve eşit görmeye devam edeceğiz."

Diğer Güncel Haberler için tıklayın


2026.06.25 15:29 - Son Güncellenme: 2026.06.25 16:30 - HABER MERKEZİ
A