Bursada Bugün Bursa haber bursa haberi bursa haberleri Bursa

20 Şubat 2021 Cumartesi, 10:07

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Yaman Kaya

Bursa'nın dev üniversitesinde neler oluyor? Genç doktorun intiharı ve gerçekler...

Yaman Kaya

yamankaya@bursadabugun.com

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görevli asistan doktor Mustafa Yalçın'ın intiharı kamuoyunda şok etkisi yarattı.

Kalp ve damar cerrahisi gibi ciddi alanda oldukça başarılı ülkenin önemli bir değeri henüz 35 yaşında neden canına kıydı?

Yalçın'ın Uludağ'da koluna açtığı damar yolundan vücuduna narkoz enjekte ederek ölüm uykusuna dalması, ardında bıraktığı 6 sayfalık veda mektubunda yazanlar mobbing iddialarını gündeme taşıdı.

Sadece Uludağ değil, ülkenin dört bir yanındaki üniversitelerde görevli asistanlar uzmanlığa giden süreçte insanlık dışı uygulamalara tabi tutulduklarını savundu.

Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı düğmeye bastı.

Yalçın'ın ölümüyle ilgili çok yönlü soruşturma başlatıldı.

Aynı zamanda olay üniversite içinde de detaylı şekilde araştırılıyor.

Peki, "Çayda dem, cerrahide kıdem" olarak bilinen; ağır nöbetlerle geçen zorlu çalışma koşullarını, yoğun hakaretleri içerdiği öne sürülen uzmanlık eğitimiyle ilgili söylenenler doğru mu?

Yalçın, mobbing kurbanı mı oldu?

Bu soruların yanıtını öğrenmek için Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne gittim ve Dekan Prof. Dr. Ekrem Kaya ile bir araya geldim.   

Kaya, yaşanan olaydan ötürü oldukça üzgün görünüyordu.

Konuşmamız esnasında çoğu zaman gözleri doldu. Ancak mobbing iddialarını yalanladı. Bir hayli çarpıcı açıklamalar da yaptı.

"KOMANDO EĞİTİMİ GİBİDİR"

Prof. Dr. Ekrem Kaya, "Tıp eğitimi zordur. Bu hem veren için zordur, hem de alan için zordur. Düşünebiliyor musunuz, en yüksek puanı alıyorsunuz. Puan alan kişiler hem çalışkandırlar. Aynı zamanda çok da zeki insanlardır. Dolayısıyla bunların düşünce dağarcıkları oldukça geniştir. Çok okurlar, düşünürler. Burada her türlü insan, düşünce vardır. Diğer bir husus, uzmanlık eğitimi daha da zordur. Ben tıbbı, özel bir uzmanlık işini, havacılığa benzetirim, çünkü havacılıkta hataya yer yoktur. Meselâ bir uçak kalkmadan önce yerde çok muazzam tetkiklerden geçiyorlar, çünkü havada bu güzel imkânımız yoktur. Tıpta da, özel bir cerrahi branşlarda da hatanın telâfisi yoktur. Hatanın telâfisi olmadığı için de bunun eğitimi de zordur. Dolayısıyla bu eğitime bazen arkadaşlarımız kendine uygun olup olmadığını anlamadan giriyor. Eskiden alımlar mülâkat usulüydü, fakat yolsuzluklar ve torpil gibi mekanizmalar işlediği için 1980'li yıllardan beri merkezi sınavlar eşliğinde alımlara başlandı. İşte bu sınavların sonucunda, o işe gerçekten uygun olmayan insanlar bile başvurabiliyor. Kazanıp gelmiş, yapacak bir şey yok. Bu asistanlık sürecinde kendisine uygun olmadığı ortaya çıkıyor ve bu kişiye söylendiğinde hayal kırıklığına uğruyor. Şimdi şöyle bir sorumluluğa girebilir misiniz? Bir kişi burayı kazanmış, gelmiş biz buna diplomasını verelim. İlerde ne olursa olsun. Böyle bir şey olamaz. Bizim ayrıca hastalara karşı da sorumluluğumuz var. Burada sadece teorik bilgi değil. El becerisi, insan, hekimlik ve davranış öğretiyoruz. Yani bir hastayla nasıl konuşulur, merhamet nedir, nasıl gösterilir, bu herkesin anladığı merhamet değil, insanların beklediği merhamet. Bunları aktarmamız gerekiyor. Bu aktarma sırasında olumsuzluklar, uygunsuzluklar olduğu da olabiliyor. Elbette tüm dünyada bu var, çünkü uzmanlık eğitim süresinde belli bir zaman var. O süre içerisinde siz o uzmanlığın gerektirdiği her şeyi yüklemek durumundasınız. O kişi becerili, bilgili, sorumluluk sahibi ve merhametli olacak. Bütün bunları yüklemek durumundasınız. Bu olayda zorluklar oluyor. Yurt dışında da bu var. Dolayısıyla nöbet var, elbette çalışmak var. Dün akşam bir dekan hocamız bahsetti. Bir komando eğitimi gibidir, kolay bir eğitim değildir" dedi.

"MOBBİNG DEĞİL, POZİTİF AYRIMCILIK UYGULANDI"

Sosyal medyada Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki hocalarla ilgili de çok sayıda iddia yer aldı.

Dekan Prof. Dr. Ekrem Kaya, "Buranın hocaları toplama hoca değil. Hocalarımız Türkiye'de özellikle şu anda altın dönemini yaşıyor. Bizim hocalarımız bütün tıp kongrelerinde hep konuşmacı olurlar. Beğenilen, tercih edilen, takip edilen ve rol model olarak görülen hocalardır. Bu böyle periyodik olarak devam eder. Şu anda bu durumdayız. Hocalarımız en verimli dönemlerindeler. Bir süre sonra emekli olacaklar ve yerlerine yenilerini yetiştireceğiz. Bu arkadaşımız da ileride gelecek vaat ettiği düşünülen, hocalar tarafında da beğenilen birisiydi. Hocaları da bana, ondan bahsettiklerinde, biz bu arkadaşla çalışmak istiyoruz, kadro bulabilir miyiz demişlerdi. Biz de hele bir uzman olsun, mecburi hizmetini yapsın tabii ki onunla çalışırız demiştik. Bizim için çok büyük bir kayıp. Nereden çıktığını bilmiyorum şu an mobbing olayı gündeme geldi. Burada bir kişiye mobbing uygulamak için ondan üstün veya aynı konumda olmak gerekiyor. Meselâ şimdi biri sizi dışlıyorum dese bunu başarabilir mi? Böyle bir şey olmaz, sen kimsin dersin. Yani şimdi bu mobbing gündeme getirildiğinde, bu hedef o bölümdeki hocalar oluyor, ama öyle bir şey yok. Bu kişiye mobbing uygulanmamıştır. Çalışmaları çok beğenildiği ve hastalara çok iyi davrandığı için bu kişiye pozitif ayrımcılık uygulanmıştır. Hastalarından bir sürü üzüldüklerini dile getiren mesajlar geliyor. Sosyal medyada onun ne kadar insancıl bir kişi olduğu hakkında tonlarca mesaj alıyoruz. Dolayısıyla böyle bir kişi, teknisyen, doktor ve bir bilim adamı değil, hekimdir. Bizim mesleğimizde, insanlara merhametli davranan kişilere biz hekim diyoruz. Yani böylesine olan birine mobbing uygulanmamıştır. Asla öyle bir şey yok. Pozitif ayrımcılık uygulanan, hep el üstünde tutulan bir arkadaşımızdı. Türkiye'de tıp eğitiminde bence kesinlikle mobbing yoktur. Böyle bir şey olamaz. Uzmanlık eğitiminde var mıdır diye soracak olursanız, kişi geldiğinde beklediğini bulamazsa kendilerini böyle hissedebilirler. Türkiye'de 100 bin tıp öğrencisi var. Bizim hastanemizde, tıp fakültemizde 650 tane araştırma görevlisi var. Türkiye'de ise 100 tane tıp fakültesi var. Belki de 200 tane eğitim ve araştırma hastanesi var. Bunları çarptığımızda tahminen 5-6 bin kişiyi bulur. Bu kişiler arasında ruhsal durumu sıkıntılı olan insanlar olmaz mı veya 100 bin kişi içerisinde illâ olur. Şu anda burada 250 tane öğretim üyesi, 650 tane araştırma görevlisi ve 2 bin 100 tane öğrencisi var. Yani buranın nüfusu hemşireler ve idarecilerle birlikte 5-6 bini buluyor. Bir de bu sayıları hasta ve refakatçılarla birlikte 15-17 bin kişiyi görebiliriz. Nitekim buraya bakıldığında burası büyük bir ilçe. Dolayısıyla burada bu tip dedikoduların çıkması normaldir" ifadelerini kullanarak söz konusu iddiaları kabul etmedi.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ekrem Kaya'nın şu demeçleri de dikkat çekiciydi:

"Bizim burada kalp cerrahisi, genel cerrahisi, ortopedi, beyin cerrahisi, kadın doğum gibi bölümler olduğu için bunlar zor branşlardır, çünkü mesuliyeti ve riski çok fazla olan alanlardır. Bu insanlar bu şekilde yetişirken bir takım sorunları görüyorlar ve işte stresli bir ortamda birbirlerine karşı kırıcı laflar edebilirler. Bu yoktur diyemem, ama bu hiçbir zaman mobbing gibi, dışlayıcı şekilde olmamıştır. Bizde uzmanlık eğitimine başlamışken, her yıl devlet bizden bu kişi bu işe uygun mudur diye 6 ayda bir rapor istiyor. Bu işe uygun değildir dediğimiz zaman bu mobbing olmaz. Sonuçta bize bu yetki verilmiştir. Bu yetki çerçevesinde hocalar tarafından kişi bu işe uygun değildir şeklinde bizlere bildirilir, çünkü bu kişiler ileride halkın sağlığıyla oynayacaklar. Mobbing olayına katılmıyorum. Elbette Türkiye'de binlerce öğretim üyesi var. Bunların içerisinde ruh sağlığı ya da davranış biçimleri bize göre olumsuz olan insanlar olabilir. Buna vardır ya da yoktur diyemem. Olmaması lâzım diye düşünüyorum. Bizim öğretim üyelerimizde böyle bir algı oluşmadı. Hele bu bölümde olanlar son derece seçkin arkadaşlardır. Biz şu anda z kuşağı diye bir şeyle karşı karşıyayız. Hiçbir şekilde zora gelmiyorlar. Farklı bir kuşakla karşı karşıyayız. Bu kuşağın bize benzemediği bir gerçektir. Dolayısıyla bunların davranış biçimleri daha değişik olabiliyor. Belki hocalar bazı arkadaşlarımızı iyi anlayamıyor da olabilir. Bunu da dile getirmek gerekiyor."

Şüphesiz ki kilit rol savcılıkta.

İnceleme sonucunda suçlu varsa elbette bedelini ödemeli.

Ancak bu üzücü olaydan bağımsız şunu ifade etmek şart:

Uzmanlık alanında geleneksel olarak kabul gören ast-üst ilişkisinin 2021 Türkiye'sinde revize edilmesi gerektiği açık gibi.