Selahattin Adıgüzeller

Selahattin Adıgüzeller

iletisim@bursadabugun.com

Göz çukuru

10 Haziran 2021 Perşembe, 09:46
A

Denizlerimizin salyadan geçilmediği şu günlerde gündeme uygun kıssadan hisse tadında bir hikâye paylaşmak istiyorum sizlerle...

Hintli bir fakir balıkçı, günlük rızkını çıkarmak için her zamanki gibi okyanusta avlanıyormuş.

Fakat o gün çok şansız gününde, her dalışta balık tutamadan çıkıyor sudan...

Sonunda vazgeçmeye karar verir...

Bir süredir balıkçıyı uzaktan izleyen ülkenin kralı, onu yanına çağırıp, yeniden dalmasını ve elleriyle sudan ne çıkarırsa, o ağırlıkta altın vereceğini söyler.

Balıkçı büyük bir heyecan ve umutla dalar okyanusun derinliklerine, nefesi yetene kadar dolaşır ve bir süre sonra çıkar kıyıya...

Ellerini açar...

Sadece küçük bir kemik parçası vardır avuçlarında...

Zengin olma fırsatını kaçırdığı için çok üzgündür.

Kral gülerek emreder yanındaki hizmetkârlarına:

"O balıkçının sudan çıkardığı kemik parçasını altınla tartın, ağırlığı kadar altını verin!"

Önce bir altın koyarlar terazinin kefesine, sonra iki, üç, derken kilolarca...

Ne yapsalar o küçücük kemik parçasının ağırlığını bir türlü karşılamaz altınlar...

Duruma çok şaşırır kral, bunda bir hikmet olduğunu düşünerek ülkenin ilim hikmet sahibi en tanınmış kişisini çağırtıp nedenini sorar...

Gelen kişi, terazinin kefesindeki kilolarca altından ağır gelen kemiğe şöyle bir bakar ve altınların boşaltılmasını ister.

Boşaltma işleminden sonra yerden bir avuç toprak alıp, teraziye koyar. O bir avuç toprakla, altınların yerinden kıpırdatamadığı kemiğin ağırlığı eşitlenir bir anda!

Kral hayret ederek sorar:

"Bu ne demek?"

İlim adamı gülümser:

"Sevgili Kralım! O gördüğünüz, bir insana ait göz çukurunun kemiğiydi! İnsanoğlunun gözünü de ancak bir avuç toprak doyuruyor!"

Ne kadar doğru bir tespit!

Öyle olmasa bugün denizlerimizdeki salyalar, organize suç örgütü liderlerinin siyasette dağıttığını söylediği balyalar konuşulur muydu ülkemizde?

Dünyamız, savaşlarla, terörle, salgın hastalıklarla, virüslerle boğuşur muydu?

Yıllar önce bu harika hikâyeyi yazan rahmetli gazeteci-yazar Atiye Keskin Kubanlı'yı rahmetle anıyorum.

1960'lı yıllarda İstanbul basınında çalışan Atiye Hanım talihsiz bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti.

Geçtiğimiz haftalarda kendisinden söz etmiştim köşemde...

Taslak halindeki son kitabı, kızı Emirhan Keskin Erşan ve ailesinin girişimleriyle basılmıştı.

Editörlüğünü Bursa eski milletvekili ve meslek büyüğümüz Avukat Ertuğrul Mat'ın yaptığı 'Bir Papaz'ın Hatıra Defteri- Mavi Baba' adlı kitapla ilgili dün güzel bir gelişmeye tanık olduk...

Atiye Hanım'ın ailesi tarafından bin adet kitap Bursa Soroptimist Kulübü'ne bağışlandı. Kitabın geliri, felsefe okuyan ihtiyaç sahibi öğrencilere burs olarak verilecek.

Kızı Emirhan Hanımı ve oğlu Mehmet Ali Bey'i bu anlamlı girişimlerinden dolayı kutluyorum.


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları