10 Ağustos 2018 Cuma, 10:15

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Tuğba Demirsu Yücetürk

Uykusuzluk

Tuğba Demirsu Yücetürk

iletisim@bursadabugun.com

Günümüzün kronik hastalığı,  ışıltılı yeni dünya düzeninin tüm insanlığa armağanı uykusuzluk..

İnsanoğlu son yüzyıllar içinde 7 saatten daha az uyuyan yapısıyla, uykuda geçen zamanı hayatından çalınmış saatler olarak görüyor. Aristotales yaptığı araştırmalarla İö350 li yıllarda uykunun ne olduğunu ve tüm doğanın neden uykuya ihtiyaç duyduğunu araştırmış. Doğrusu o günlerden bugüne gelindiğinde uyku bilimi varlığını sürdürse de, halen uykuyla ilgili çalışmalar yüzeyel bir sonucun dışına çıkamamış.

Gelişen teknoloji ve günlük yaşamımız içinde yer alan elektronik aletlerin hayatımızdaki uykusuzluk sorununa olan katkısı büyük. Öyle ki yapay ışık kaynağı olan mavi ışık ve türevleri uyku hormonunun salgılanmasını baskılarken uyku döngümüzün dengesini de bozuyor.

Uykuya daldığımızda bile çalışmayı sürdüren beynimiz tüm gün boyunca gerçekleştirdiğimiz öğrenme eylemini pekiştiren ve hatta önemli/önemsiz ayrımını yaparak neleri hafızada tutup neleri unutmamız gerektiğini belirleyen bir sistem. Bir nevi dosyalama programı..Kodluyor..Arşivliyor..

Yaşlandıkça REM denilen o derin uyku sürecinde de azalmalar oluyor. Hatıraların azalmasından mı.. yoksa hatırlama sürecinin kısalmasından mı inanın bilmiyorum..

Sosyal medyada birkaç gündür sıklıkla adını duyduğum bir hormon adı Melatonin. Bu hormon karanlık ortamda salgılanırken uykuya dalmamızı sağlayan ve karanlık sürdükçe de salınımı devam eden bir yapıda. Uykuya dalmamızı yada uykusuzluk şikayetleri yaşamamızın birinci sebebi de işte bu.. Stres, sigara, bilgisayar, ses gibi faktörler de bu hormonun salgılanmasına engel oluyor ve bu noktada günlük hayat dengemizde de bozulmalar başlıyor.

Uyku hafızamızı pekiştiriyor.

Beynimizin tüm dünyaya açık olduğu uyanıklık halinde beyin dışarıdan gelen bilgileri hafızaya alırken; uyku haline geçtiğinde toplanan bu bilgilerin düzenlendiği bir evre başlıyor. Bu süreçte uyku hafızaya aldığımız tüm bilgileri pekiştiriyor.

Araştırmalar olumsuz duygularla uykuya dalındığında bu duygunun insanda kalıcı hatıralar haline gelebileceğini göstermiş. O nedenle benim tavsiyem geceyi bitirmeden yeni güne başlamayın..

Doğada hiçbir canlı 24 saat kesintisiz uyanık kalmıyor.

En büyüğünden en küçüğüne tüm hayvanların farklı sürelerde de olsa uyuduklarını biliyoruz. Yarasalar 20 saat uyurken, zürafalar sadece 2 saat uyuyorlar. Yunuslar ise beyinlerinin yarısı ile dönüşümlü uyurken kesintisiz yüzme kabiliyetine sahipler. Mucizevi değil mi..

Yeterli uyuma yoksa ilk etkilenen karar mekanizmamız.

6 saatten az uyku depresyon ve felç riskini arttırırken, yeterli uyku uyunmadığında beynimizde ilk aksayan nokta karar verme mekanizmamız oluyor.  Az uyuyanlar daha sinirli, daha karamsar ve mantık çerçevesini daha zor kuranlar.

 Uzak doğu ülkelerinde yaşayan insanların genel kabul görev sakin tavırlarının altında günün her saatinde yer ayrımı yapmadan uyuyabilme kabiliyetleri yatıyor olabilir..

Uykuyu sorgulamamız Aristotales'ten başlayan bir yolculuk olsa da temelinde bilinmeyenden kaynaklı bir merak duygusu olduğu aşikâr. National Geographic'in Ağustos sayısında uykuya dair derin bir çalışmaya yer verilmiş. Okumanızı tavsiye ederim, ben çok beğendim.