Bursada Bugün Bursa haber bursa haberi bursa haberleri Bursa

14 Ekim 2019 Pazartesi, 09:47

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ekin Kopal

Üç sihirli sözcük

Ekin Kopal

ekinkopal@bursadabugun.com

Bir varmış bir yokmuş.
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde kocaman bir ülkede çocuklarına üç sihirli sözcüğü öğretmeye çalışan ama bir türlü öğretemeyen anne babalar yaşarmış.
Bu üç sihirli sözcük, açılması zor kapıları açar, kapanması zor yaraları kaparmış.
Söylenmesi kolay sözcükler olsalar da bir türlü çocukların diline yerleşemezlermiş.
Anne babalar çocukların cümlelerini düzeltir, kendi söylediklerini tekrar ettirir, ceza verir, tehdit eder, o an için sihirli kelimeleri söyletirlermiş ama çocuklar bu kelimeleri söylemeyi bir türlü alışkanlık haline getiremezlermiş.

Sihirli kelimelerden ilki birinden bir şey yapmasını isterken o kişinin işi kalbiyle yapmasını sağlarmış. Kişinin gözlerinin içine bakarak bu kelimeyi söylerseniz, kişi kendini işi yapmak zorunda hissetmez, içinden gelerek yaparmış.
Bu kelimenin adı "lütfen" miş.

İkinci sihirli kelime ise görünmeyeni görünür kılar, insanlara yaptıklarının ve kendilerinin değerli olduğunu hissettirirmiş.
Bu kelimeyi duyan kişiler başkaları için yapmak zorunda olmadıkları halde yaptıkları şeylerin fark edildiğini, kendilerine saygı duyulduğunu hisseder, mutlu olurlarmış.
Bu kelimenin adı " teşekkürler" miş.

Üçüncü sihirli kelimeyi söylemek herkesin harcı değilmiş, belli bir ruh olgunluğu gerektirirmiş.
Aslında bu kelime, söyleyene de dinleyene de ilaç gibi gelirmiş. Kızgınlıkları, küslükleri ortadan kaldırır, kırılan kalpleri yapıştırır, yaraların üstünü kapatırmış.
Bu kelimenin adı da "özür" müş.

Anne babalar çocukların yerine düşünüp, çocukların yerine konuştukları için çocuklar düşünmeye ihtiyaç duymazmış.
Kendilerine hep emir verildiği, lütfen denmediği için bu kelimenin sihrini anlamazlarmış.
Kimse onlara teşekkür etmezken, hatta anne babalarının birbirlerine teşekkür ettiğini hiç duymuyorken bu kelimeyi neden söylemeleri gerektiğini bilemezlermiş.
Sadece büyümeye odaklanmış benlikleri yaptığının yanlış olduğunu anlayamaz ve kabul edemezken neden özür dilemek zorunda olduklarını da anlayamazlarmış.

Çünkü bu ülkenin çocukları, diğer bütün ülkelerin çocukları gibi dinleyerek, söylenenleri tekrarlayarak değil ; duyarak, görerek, deneyimleyerek ve anne babalarını model alarak öğrenirlermiş.
Sürekli emir alan, kişiliklerine ve isteklerine saygı duyulmayan, tehdit edilen, itaat etmezse ceza verilen çocukların bu sihirli kelimeleri öğrenmesi mümkün değilmiş.

Anne babalar bu duruma çözüm bulmak için önce bu sihirli kelimeleri kendileri kullanmaya başlamışlar. Çocuklar da yaşayarak, diğer bütün duydukları kelimeleri öğrendikleri gibi bu üç sihirli kelimeyi öğrenmişler ve hep beraber mutlu mesut yaşamışlar.

Gökten üç elma düşmüş biri çocukluğunda masal kitapları okumaya bayılan, şu sıralar çocuğuna çok masal anlattığı için moddan çıkamayıp bu masalı yazan yazarın başına,
biri bu masalı okurken kendi yaptıklarını gözden geçiren, kendini eleştiren, geliştirmeye çalışan canım okurun başına,
biri de hep mutlu sonlu masalların kahramanı olmasını dilediğim güzel çocuğun başına.