18 Mart 2019 Pazartesi, 09:06

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ekin Kopal

Üç bilinmeyenli denklem: X, Y, Z

Ekin Kopal

ekinkopal@bursadabugun.com

Bazen hep birlikte teknolojinin peşinden koşuyormuşuz da yetişemiyormuşuz gibi hissediyorum.

En önde milenyum sonrası teknolojinin kucağına doğan Z kuşağı koşarken; onların arkasından teknolojiyle biraz daha geç tanışmış Y kuşağı geliyor; akıllı telefonlara yeni alışan, Facebook'ta yaptıkları yorumlarla hepimizi eğlendiren X kuşağı da öndekilerle arayı açmamaya çalışıyor.

Z kuşağının en yaşlısı 19 yaşında, yani bu ışıltılı uçarı kuşak; çocuklarımızın kuşağı.
Hepsinin Küçük Prens gibi kendilerine özel bir gezegenleri var sanki.
Hızlı tüketiyorlar, yaratıcılar, sorguluyorlar, çabuk sıkılıyorlar, kendilerini çok önemsiyorlar.
Zekiler.
Yalnız kalmak onlar için bir problem değil, hatta sosyal ilişkileri sanal yollardan olursa daha rahat ediyorlar.
İçe dönükler, kendi seçimlerinden ödün vermek istemiyorlar.
Fedakarlık yapmayı sevmiyorlar.
Gelişmelere çok hızlı adapte oluyorlar.
Özgüvenleri yüksek.
Hayal kuruyorlar ama genelde her şey önlerine hazır geldiği için hayallerini gerçekleştirmek konusunda pek hırslı değiller.

Biz yeni anne babalarsa Y kuşağıyız, 1980 sonrası doğduk.
Biraz arada kalmış bi kuşağız, teknolojiyle haşır neşir olmamız 10 yaşımızı buldu, belki biraz fazla televizyon izledik ama genelde sokakta oynadık.
Sosyaliz, çok arkadaşımız var, Z kuşağına göre daha dışa dönüğüz.
Büyük savaşlar, kıtlıklar görmesek de zor zamanları büyüklerimizden çok dinledik.
Rekabetçiyiz, başarmak için çalışıyoruz, emek veriyoruz, takım çalışmasına yatkınız.
Otoriteyle aramız pek iyi değil, fikirlerimize saygı duyulmasını istiyoruz.
Özgürlüğümüze düşkünüz.
Çok sabırlı değiliz, girdiğimiz işten emekli olamıyoruz, daha doğrusu olmak istemiyoruz, daha hızlı yükselmek için yeni fırsatları değerlendiriyoruz.
Bilinçliyiz, araştırıyoruz, gelişim odaklıyız.
Tarlada, bahçede çalışacak birilerine ihtiyacımız olduğu için değil, gerçekten istediğimiz için bilinçli bir şekilde çocuk sahibi oluyoruz.

Bizim anne babalarımız ise genelde X kuşağı.
Çok okudular, politiktiler, arkadaşlarından çok ailelerine düşkünler.
Aza kanaat eden, çoğa ulaşmak için çok çalışmak gerektiğine inanan, girdikleri işten emekli olan, dürüst, sağduyulu, sadık, fedakar bir kuşak onlarınki.
Eleştirmeyi seviyorlar, her şeyin en doğrusunu biliyorlar.
Aslında parmaklarımızın ucundaki akıllı aletlerle dünyadaki bütün bilgiye bu kadar hızlı ulaşmıyor olsak tahtları daha uzun süre sallanmazdı bu kuşağın, çünkü gerçekten bilgililer ve ayakları yere sağlam basıyor.

Günümüzde bu 3 kuşak bir arada yaşamaya çalışıyor.
"Bizim zamanımızda " ile başlayan cümleler atmosferin derinliklerinde kayboluyor. Birbirimizi dinlemiyoruz.
Birbirimizi anlamakta zorlanıyoruz, çünkü farklı dilleri konuşuyoruz.

Y kuşağı anne babalar, endişeli.
Pasta küçülüyor, şartlar zorlaşıyor ve çocuklarının pastadan bir dilim kapması için en iyisini yapmaya çalışıyorlar.
Bazen çocuklarını yarıştırıyorlar, hatta hızlarını alamayıp kendileri yarışıyorlar çoğu zaman.
Kendi anne babalarından farklı olarak daha çocuk odaklı bir hayat yaşıyorlar.
Çocukları için kaynaklarını sonuna kadar zorluyorlar. 
Kurslar, aktiviteler, gösteriler arasında mekik dokuyorlar.
Veren Allah rızkını da verir demiyorlar, genelde tek, en fazla iki çocuk sahibi oluyorlar.
İdealistler.
Çocukları başarılı ve mutlu olsun istiyorlar.
Kendi hayatlarının hızına yetişemeyip de geri kaldıklarını hissettiklerinden belki de çocukları daha hızlı koşabilsin, hiç bir yarışta geride kalmasın diye uğraşıyorlar.
Bir yandan da bu yaptıklarının neden gerekli olduğunu memuriyetin en iyi meslek olduğunu düşünen cefakar fedakar anne babalarına açıklamaya uğraşıyorlar.

Kültürümüzde aile bağları çok önemli ve değerli.
Bu yüzden de çocuklarımız çok şanslı aslında.
Birden fazla kişiye güvenli bağlanarak, çok sevilerek büyük bir ailede büyüyorlar.
Ancak teknolojinin peşinde nefes nefese koşarken birbirimizi anlamamız, empati yapmamız zorlaşıyor.
Malum teknoloji de bir hayli hızlı koşuyor.
Arada bir belki kenarda biraz soluklanmak, kendimize dışardan bakmak, kimin neden böyle davrandığını anlamaya çalışmak iyi gelebilir.
Kızılderililerin de dediği gibi " Birini yargılamadan önce onun makosenleriyle, onun yürüdüğü yolları yürümelisin. "
Birbirimizin ayakkabılarını giyip, aynı yollardan yürürsek belki çocuklar daha az kursa gidip daha çok oyun oynayabilir, anne babalar çocuk odağından çıkıp kendilerine daha fazla zaman ayırabilir, büyükanne ve dedeler de artık zamanın değiştiğine ve en iyisinin onların zamanı olmadığına ikna olup yeni zamanla barışmaya çalışabilir.

Yani bence, bu üç bilinmeyenli denklemin çözümü bir çok başka insani denklemde olduğu gibi açık iletişim kurmak, empati yapmak ve en önemlisi birbirimize saygı duymaktan geçiyor.

Bir de bazı şeyler hiç değişmiyor.
Bakın M.Ö. 350 yılında Aristotales ne demiş ;
"Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar, yetişkinlere karşı saygısızlar, ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini sinirlendiriyorlar..."

Mutlu haftalar!