13 Mart 2019 Çarşamba, 12:02

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ekin Kopal

Türkiye'de çalışan kadın olmak

Ekin Kopal

ekinkopal@bursadabugun.com

Çalışan kadın deyince nasıl bir profil geliyor gözünüzün önüne?
Takım elbiseli, topuklu ayakkabılı, bakımlı bir kadın mı?
Peki, size Türkiye'deki çalışan kadınların %57 sinin tarım sektöründe çalıştığını söylesem?
Hatta bu kadınların neredeyse tamamının kayıt dışı, yani hiç bir güvenceleri olmadan çalıştığını eklesem?

Aslında kültür olarak çalışan kadına hiç yabancı bir toplum değiliz. 
Çok uzaklaşmanıza gerek yok, Anadolu'nun her hangi bir köyüne gitseniz kahvede oturan erkekler, sırtlarına bağladıkları çocuklarıyla tarlada çalışan kadınlar görmeniz işten bile değildir.


Köyden kente göçle beraber köyde fazlasıyla çalışan kadının ev hanımı olması daha prestijli görülmeye başlanmış. 
Ancak ev hanımı olmanın da güvencesi yok, sabah uyandığından gece yatana kadar çalışan kadın hiç bir hak iddia edemiyor, hatta bir şey yapmıyormuş gibi görülüyor.


Bir yandan devlet kadın istihdamını arttırmak için etkin projeler üretirken, diğer taraftan toplum özellikle de anne olan kadınlar üzerinde çalışmamaları yönünde baskı kuruyor.
Çocuğuna ve evine yeterli zamanı ayıramadığı için vicdan azabı çeken çalışan anneler de bu baskıya karşı koymakta zorlanıyor.
Annelikle ilgili yasal haklarını kullanmak istiyorlar ancak şirketler kadınlara potansiyel doğum yapacak ve izin kullanarak maliyeti arttıracak, izinli olduğu dönemde de işleri yavaşlatacak kişi gözüyle bakıyorlar.
Hatta çocuğunu daha erken bırakıp işe dönmesi konusunda baskı uyguluyorlar.


Şirketler tabi ki kendi varlıklarını gözetmek zorunda ancak toplumun kalkınması için onlara da büyük görev düşüyor.
Her 3 kadından 1 ine iş görüşmelerinde çocuk planlarının sorulduğunu, hamile olduğunu öğrenen kadınların çoğunun bunu bir üst amirlerine söylemeye çekindiklerini biliyor musunuz?
Anne olmak, toplum için bir insan yetiştirmek gibi fedakarlık ve özveri gerektiren bir görevi utanılacak bir duygu, terfi etmeyi önleyecek bir olgu haline getirmek reva mı?


Yüksek öğrenim mezunu kadınlarımızın bile %30 u çalışmıyor, bu rakam Avrupa Birliği ülkelerinde sadece %5.


4 aylık bebeğini evde bırakıp işe dönmek zorunda kalan kadınların maaşları bakıcı ücretini karşılamaya yetmiyor.
%92 si sendikasız çalışan kadınlar çalıştıkları iş yerinden kreş desteği göremiyorlar, süt sağma odaları olmadığı için tuvaletlerde süt sağıp şanslılarsa bir buzdolabına sütlerini koyup bebeklerini beslemeye çalışıyorlar.
Evde işler eşit olarak paylaşılmıyorsa yükleri daha da artıyor, gece uyumuyorsa bebekleri gözlerinden uyku akarak geliyorlar işe.
Öncelikleri çocukları olduğu için yükselemiyorlar, mobbing görüyorlar, yıpranıyorlar.
Mikro seviyede bakıldığında şirketler kendilerine göre haklı görünseler de kadın istihdamında topluma toplam faydayı düşünmek zorundalar.


Ülkemizin geleceğini daha iyi yetişmiş çocuklar aydınlatabilir ancak. Bu çocukları da iyi yetişmiş, kendi ayakları üstünde duran, maddi olarak kimseye muhtaç olmadığı için de hiç bir baskıyı / şiddeti kabul etmek zorunda olmayan kadınlar yetiştirebilir.


Nüfusunun yarısı kadın olan ve gelişmekte olan bir toplumun sadece erkeklerin çalışmasıyla yükselmesini beklemek, 100 kişinin 50 sinin kürek çektiği bir kayığın yarış kazanmasını beklemek gibi bence, hele ki diğer kayıkların bizimkinden çok daha gelişmiş olduğunu ve kayıktakilerin hep birlikte canla başla çalıştığını düşünürsek.


Çalışan bir annenin çocuğu olarak bazen annemin evde olmayışına üzüldüm belki ama annemle her zaman gurur duydum.
Çünkü o sadece benim değil, benim gibi binlerce öğrencinin ışığıydı.
Onları kitaplarla tanıştırdı, sıcaklığıyla sardı sarmaladı, yaratıcı hikayeleriyle edebiyatı, tarihi, hatta türküleri sevmelerini sağladı.
Üretti, ürettirdi.
İnandığı, çok sevdiği ülkesi için beyni aydınlık çocuklar yetiştirdi.
Her düştüğümde beni kaldıramadı belki ama kendim kalkmayı öğrendim.
Peşimde yemekle gezmedi belki ama kendi sorumluluklarımı almayı öğrendim.


Şimdi ben de bir kız çocuğu yetiştiriyorum.
Annemden öğrendiklerime, yenilerini katmaya, hep daha iyisi olmaya çalışarak.
Bu yolun sonunda kızım benimle gurur duyuyorsa, başarmışım demektir.
Ne dersiniz?