Bursada Bugün Bursa haber bursa haberi bursa haberleri Bursa

01 Ekim 2020 Perşembe, 08:47

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ekin Kopal

Sizin bir hikayeniz var mı?

Ekin Kopal

ekinkopal@bursadabugun.com

İletişim kurabilmek çağımızın en önemli yeteneği haline geliyor, farkında mısınız?
Sorsanız herkes iletişimde çok iyi olduğunu düşünür, ancak iletişim tek taraflı bir eylem olmadığı için onu bir de karşı tarafa sormak gerekiyor.

Yapılan araştırmalara göre yanlış anlaşılma potansiyeli iletişim araçlarına göre değişiyor.
Örneğin e posta yazışmaları ve mesajlaşmada bu oran %80 civarındayken; telefon konuşmasında %50, yüz yüze konuşmada ise %35 e düşüyor. 
Yani kafasını telefondan, bilgisayardan, tabletten kaldırıp göz teması kurabilenler iletişime bir kaç adım önde başlıyor ama yüz yüze konuşmak da çözüm değil.

Çok konuşanın iyi iletişim kurduğu sanılır ama aslında iyi dinleyen ve lafı dolandırmadan sade ve vurucu bir şekilde anlatabilen daha iyi iletişim kurabilendir bence.

Anlatma ve anlama becerilerini geliştirmenin bilinen en eski yolu ise hikayeler.
Yazının daha keşfedilmediği dönemlere köklenir sözlü hikayeler, destanlar, masallar...

Günümüzde teknoloji geliştikçe insanların içine kapandığını ve iletişimin rafa kalktığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
Örneğin; insanlarla ticaret arasında iletişim köprüsü kuran reklam sektörü de tamamen hikayeler üzerine temelleniyor artık. 
Tüketicilerin dikkat süresinim hikayesi olan bir reklam gördüklerinde 2 kat uzadığını okumuştum geçenlerde.
Her şeyi çok hızlı tüketen ve firmalara çok az zaman tanıyan günümüz tüketicisini ikna edebilmek için çok güçlü bir iletişim kanalı yaratmak gerekiyor.
Onun için civata bile satıyor olsalar bir hikaye yaratmaya çalışıyor reklamcılar. 
Süt sattıklarını kırlarda hoplayıp zıplayan mutlu ineklerle anlatmaları, cips reklamlarında tonton Egeli teyzelerin patates toplaması, kurulan uzun iftar masalarında dolaşan içecekler, dondurma yediğinde dünyanın en mutlu insanı olan kadınlar hep bu amaca hizmet ediyor.
Hikayesi olan markanın kimliği de oluyor.
Markayla iletişim kurabilen tüketici, markayı kendine daha yakın hissediyor, daha kolay güvenebiliyor.
Aynı günlük hayatımızda iletişim kurduğumuz insanlarla olduğu gibi...
İyi hikaye anlatanlar, hitabet yeteneği güçlü olanlar, kendini doğru ifade edebilenler öne çıkıyor.

Anlatıyoruz, dinliyoruz, buraya kadar tamam.
En önemli konu ise bunu nasıl yapıyoruz?
İletişim kurarken üslubumuz nasıl?
Ne kadar kibarız, ne kadar saygılıyız?
Hata yaptığımızda özür dileyebiliyor muyuz mesela?
Bizim toplumumuzda özür dilemek güçsüzlükle; kibarlık eziklikle; saygılı davranmak enayilikle bağdaştırıldığı için burada hatlar karışıyor bence.

Öncelikle özür dileyen güçsüz, zayıf olduğu, savaşı kaybettiği için özür dilemez; gerçekten hatalı olduğunu fark ettiği için üzüldüğünü ve bu hatayı tekrarlamamak için bir çaba sarf edeceğini belirtmek için özür diler. 

Kibar insanlar ezik, sümsük, pasif oldukları için değil iletişim kurarken size değer verdikleri ve kişisel sınırlarınızı ihlal etmek istemedikleri için teşekkür eder, rica eder.
Emir vermek bir güç göstergesi değil, kabalıktır.
Saygılı davranmak, başkalarının haklarını da gözetmek, "hep ben" dememek ise en büyük erdemdir bana göre.

Barış Manço'nun çok sevdiğim bir sözüyle bitireyim bugün.
"İnsanın öğrenmesi gereken ilk dil, tatlı dildir."
Tatlı dili öğrendikten sonra gerisi gelir.