Bursada Bugün Bursa haber bursa haberi bursa haberleri Bursa

09 Ekim 2019 Çarşamba, 09:34

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ekin Kopal

İnsanın en büyük travması: Doğum

Ekin Kopal

ekinkopal@bursadabugun.com

Kendinizi küçük bir bebeğin yerine koyun.

Güvenli, karanlık, göbek bağıyla rahatça beslendiğiniz bir alandan birdenbire ışıklı, gürültülü, soğuk, alıştığınız seslerin olmadığı, size sertçe dokunulup hatta çekiştirildiğiniz bir yere geliyorsunuz.

Normal doğumsa birdenbire stres seviyesi artıyor, itilerek bir tünelden geçiyorsunuz, bazen başınız vakumla çekiliyor, aşağı doğru inmeniz için yukardan bastırılıyorsunuz. Hatta bir şeyler ters giderse boynunuza kordon bağı dolanıyor, tünelde sıkışıp kaldığınız oluyor.

Sezaryenle doğuyorsanız süreç daha da şok edici, ansızın dünyanız değişiyor.

Evinizde otururken birden duvarın açılıp sizi bütün yaşam şartlarının farklı olduğu bir alana aldıklarını düşünün, uzaya ışınlanmak ya da paralel evrene geçmek gibi (!)
işte tam da bunu yaşıyor bebekler.

"Hatırlamıyorlar ki" diye düşünebilirsiniz.

Tabi ki hatırlamıyorlar ama hayatımızı etkileyen hafızanın ötesinde bir güç var "bilinç".
Bilinç yaşanılan her şeyi kaydediyor.
Kapalı alanda kalma korkusu, nefes alma korkusu, anksiyete( kaygı bozukluğu) gibi problemlerin altında zor doğumlar yatıyor olabiliyor. Bu tarz korkulara sahip hastaları hipnotize ederek doğum anını tekrar yaşamalarını sağlayan uzmanlar doğum travmasına temellenen verilere ulaşmış.

Oyun, çocukların kendilerini en rahat hissettikleri ve ifade edebildikleri alan. Oyunla terapi metodları çocuk psikologları tarafından her geçen gün daha çok tercih ediliyor.
Geçtiğimiz günlerde ülkemizde bir seminer veren Gelişimsel Psikoloji alanında uzmanlaşmış psikolog yazar Aletha Solter doğum travmasını aşmak için çocuklarla bazı oyunlar oynanabileceğini söylüyor. Normal doğumla dünyaya gelmiş çocuklar için tünelden geçilerek ışığa ulaşılan oyunları, sezaryenle doğmuş çocuklar için de yastıkların altına saklanılıp birden ortaya çıkılan oyunları öneriyor.

Eğer çocuğunuzun doğumla ilgili bir sıkıntısı varsa, doğum anını canlandırdığınız oyunları tekrar tekrar oynamak isteyerek bilinçaltındaki kötü deneyimin yerine yenisini koymaya çalışabilir. Çocuk, oyunu oynamaya direnç gösteriyorsa henüz böyle bir deneyime hazır olmayabileceği için üzerine gidilmemesi gerekiyor. Bu oyunlar esnasında çocukların bebek gibi davranması ve bu tarz sesler çıkarmasının da normal olduğunu ve iyileşme için çocuğun talep ettiklerinin karşılanması gerektiğini belirtiyor Solter.

Aslında çocuklar gün içinde yaşadıkları her küçük travmadan sonra ağlayarak kendilerini rahatlatmaya çalışıyorlar. Gözyaşının içinde stres hormonu olduğu ve ağlamanın insanı rahatlattığı, stresini atmaya yardımcı olduğunu biliyoruz. Ağlaması bastırılan bebeklerde hiperaktivite, meme/emzik bağımlılığı, tik oluşumu görülebiliyormuş.

Bunun için çocuk ağladığında bakım verenin kucağında, güvende olduğunu bilerek ağlayarak rahatlaması da çocuğun travmayla baş etme yöntemi aslında.
Çocukların ağlamasından korkmak ya da ağlamayı kesmesi için onları tehdit etmek, ödül veya ceza vermek uzun vadede fayda değil zarar getiriyor.

Aynı şekilde doğum süresince strese maruz kalmak da bebekleri olumsuz etkiliyor. Doğum süreci ve doğumdan sonraki ilk 2 yıl bebeklerin travmalara en çok açık oldukları süreç.
Onun için bu süreçte çocuğunuzu kucaklayıp, sevip, oyunlar oynayarak, kucağınızda ağlamasına izin vererek geçirmeniz, hamilelik süresince de stresten uzak kalmaya çalışmanız çocuğunuzun sağlığı için önemli.

Yazıyı tamamen çocuğunuza odaklanarak okuduğunuzu tahmin edebiliyorum.

Oksijen maskesini önce kendinize takmanız gerektiğini hatırladınız mı?
Şimdi bir de yazıyı kendinizi düşünerek gözden geçirin.
Kendinizle ilgilenip, üzerini örttüğünüz travmalara eğilme zamanınız gelmiştir belki de...