16 Eylül 2019 Pazartesi, 09:14

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu

Yapmamız gerekenler,
olmamız gerekenler,
omuzlarımızda türlü çeşit apoletler...
Gün boyunca kendimize biçtiğimiz idealize edilmiş rütbelerin birinden diğerine koşturuyoruz. 
İdeal eş, ideal iş insanı, ideal ebeveyn...
Her şeyi aynı anda en iyi şekilde yapıp,
en mutlu olmaya çalışırken bir de en mutlu olduğumuzu ele güne karşı nasıl ispatlarız diye sosyal medyada mesai harcıyoruz.
Hayatımızın nasıl bir koşturmaca olduğunu anlatmaya bayılıyoruz.
Çünkü ne kadar yoğunsak, o kadar önemsendiğimizi, o kadar değerli olduğumuzu sanıyoruz.

Zamanımız kısıtlı.
Yoldaki bir karınca yuvasına bakmaya,
bir çakıl taşını alıp incelemeye,
yol üstünde gördüğümüz parktaki salıncakta sallanmaya,
bilmediğimiz bir sokağa sapmaya,
herhangi bir merdivenden inip çıkmaya,
ağaçlardan dökülmeye başlamış kuru yapraklara basmaya,
su birikintilerinde zıplamaya,
kedi köpeğin peşine takılmaya,
çimlere yatmaya,
bulutlardan hayali hayvanlar yapmaya
asla zamanımız yok.
Kirlenen kıyafetleri değiştirmek, dökülen yemekleri temizlemek, boyanan duvarları silmek, çocuğun yemeğini çiğnemesini beklemek bile istemiyoruz.

Çünkü çok acelemiz var.
Bizim görmeden bakmaya alışmış yetişkin gözlerimizin aşina olduğu,
beyinlerimizin sorgulamaktan çoktan vazgeçtiği,
aklımızın deneyimlemeye ihtiyaç duymadığı, ellerimizin yapmayı ezbere bildiği şeyleri çocukların yapmasını beklemekten sıkılıyoruz.
Daha önemli olduğunu sandığımız işlere yetişmek için de sürekli yineliyoruz.
"Hadi ! "
O da yetmiyor çocukları çekiştiriyoruz, zorluyoruz, cezalandırıyoruz, bağırıp çağırıp azarlıyoruz.
Neden ?

Sen hiç küçükken evi kirli olduğu için mutsuz bir çocukluk geçirdiğini anlatan biriyle karşılaştın mı ?
Ya da çocukken evde her gün yemek pişmemesini önemser miydin ?
Bence en eğlenceli zamanlar karpuz peynir ekmek zamanlarıydı.
Bir çay demleyip yanına sohbetle muhabbetle yenmiş peynir ekmeğin tadı hangi yemekte vardır ki ?
Sokağa çıkıp da kirlenmeden eve dönen çocuk, çocukluğunu yaşamıştır diyebilir misin ?
Bir küçük çocuğun sırtına üstünü kirletmeme yükünü yükleyerek sokağa göndermenin nedeni nedir ?
Kendini o çocuğun yerine koyduğunda ne hissediyorsun?

Eğer hissettiğin şey hoşuna gitmediyse
( ki gitmediğine inanmak istiyorum.)
bundan sonra içinden her
"Hadi !" demek geldiğinde,
derin bir nefes alıp " Sabret! " de.
Yemeği dökmesine sabret ki kendi yemeyi öğrensin ;
Düştüğünde kalkmasını beklemeye sabret ki hayat boyu birilerinin onu kaldırmasını beklemesin ;
Sokakta, doğada gördüğü şeyleri incelemesine sabret ki hayatı deneyimlesin ;
Sorunlarla başa çıkmaya çalışmasına sabret ki problem çözme becerisi gelişsin ;
Soru sorduğunda yanıtı almak için beklemeye sabret ki kendine güveni gelsin ;
"Hadi ! " demenin sana kazandıracağı bir kaç dakika, çocuğuna bir çok öğrenme fırsatı kaybettirir.

Bilim insanı ve eğitimci Maria Montessori şöyle ses olmuş çocuklara :
"Tek başıma yapabilmem için bana yardım et.
Ve nasıl yapıldığını bana göster.
Bunu benim için yapma.
Kendim yapabilirim ve yapmak isterim.
Bana nasıl yapacağımı öğretirken sabret.
Bu belki uzun sürebilir.
Ve belki daha uzun zamana ihtiyacım var.
Fakat bilmelisin ki birkaç deneme ile yapacağım şeyi başarmak isterim.
Hata yapabilme ihtimalim olduğunu da düşünmelisin.
Ama unutma ki ben sadece bu hatalarla gerçek manada bir şeyler öğrenebilirim."

Şimdi derin bir nefes alın ve düşünün:
Aceleyle koşturduğunuz işler, kumdan tepelerin içinde kaybolan karıncaların mucizesini izlemekten daha önemli olabilir mi ?