25 Nisan 2019 Perşembe, 12:53

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ece Sarı

Üzgünüm kızım!

Ece Sarı

iletisim@bursadabugun.com

Sırameşeler'de büyüdüm ben. Müstakil bir evde... Ailemin tek çocuğuyum... Tek kız çocuğu... O zaman akıllı telefonlar, tabletler yok. En büyük teknolojik zevkimiz televizyonda çizgi film izleyip ataride Mario oynamak. Onun da belli zamanları var. Yaz tatillerinde atariyle zaman geçirmek yerine sokakta komşu çocuklarıyla saklambaç oynamayı tercih ederdik. Mahallenin bütün sokakları bizimdi. Komşu teyzelerin, amcaların evine girer çıkardık. Karşı komşumuz Muzaffer amcanın dut ağacına dalmayı severdim mesela, sonra bana çay ısmarlardı balkonunda, sohbet ederdik. Arka sokağa gidip oranın çocuklarıyla oynardık, duvarlardan tırmanıp bahçelere girerdik.

Yine savunurduk kendimizi, yabancıdan çekinirdik. Ama bizi koruyacak komşu teyzelerimiz, amcalarımız, mahallemizin abileri vardı. Her şey pür-i pak değildi belki ama şimdikinden temizdi. Çok temizdi hem de... Okulum Kükürtlü'deydi. Orada kız çocuklarını taciz eden bir adam vardı, arkadaşımla birlikte bizi de rahatsız etmişti, peşimize takılmıştı. Okul müdürümüz hemen polis çağırmıştı. Sonra kaybolup gitti.

Ben bir kız çocuğu olarak daha küçücükken çok kez tacize uğradım, kız arkadaşlarım da öyle. Aklımızın hiçbir şeye yetmediği dönemlerde, koca koca adamlar ve amcalar tarafından özellikle... Teşhirle, sözlü... Ama o zaman bununla kalırdı, biz korktuğumuzla kalırdık. Bilinç şimdikinden çok daha zayıftı. Sorun kız çocuklarına, kadınlara... Bu ülkede çocukken tacize uğramayanı var mı?

Ama mahallemizde rahattık, güvende sayılırdık. Sabahları tek başıma fırına giderdim sıcak ekmek almaya, babannemin ilaçlarını almaya eczaneye, arkadaşımla evcilik oynamak için arka mahalleye... Kız arkadaşlar olarak korur kollardık birbirimizi, rahatsız olduğumuz amcalar olurdu, yanaşmazdık oralara... Dedim ya pür-i pak değildi ama bu kadar kirlenmemişti...

Şimdi ben, Tanrı izin verirse, 4 ay sonra bir kız annesi olacağım. Bu pisliğin, bu önlemsizliğin, bu cahilliğin, bu korkunçluğun içine... Koca koca ellerin yavruların, hayvanların, bebelerin masumluğuna uzandığı bu koca pisliğin içine... Kimin ne olduğunun belli olmadığı, yetkili isimlerin konuyu çok da sallamadığı bir zihniyetin içine...

Endişe vücudumu titretiyor, gözlerimden alev fışkırıyor, daha şimdiden ultrasondan ayakparmaklarını sevdiğim kızımın çoraplarını hazırlarken, cildine zarar vermesin diye en uygun çamaşır deterjanını ararken babasıyla, göbeğinin bağı acıtmasın diye düşünüp de kıyafet alırken... Bu pisliğin içine...

Üzgünüm... Hiçbir komşunun dut ağacına tırmanamayacak yanında ben ya da babası yokken, hiçbir komşu teyzenin, komşu amcanın çayını içemeyecek, ne fırında sıcak ekmek bekleyebilecek, ne de okul yolunda yürüyebilecek tek başına... Bütün sokaklar onun olamayacak, arka mahalleye terlikleriyle koşamayacak.

Üzgünüm kızım!

Gezegenin her yeri kirli, ancak bizim ülkemizde bir kereden bir şey olmaz denilebiliyor. Çocuklar tacize uğruyor, neredeyse her çocuğun böyle bir hikayesi var... Hayvanlara niyetleniyorlar, evleri basıyorlar, çocukları kaçırıyorlar, kanlar içinde sokağa bırakıyorlar. İdam çözüm sanıyorlar, halbuki bu zihniyet, bu pislik ölmedikçe beden ölümünün hiçbir anlama gelmediğini bilmiyorlar.

Üzgünüm kızım!

Ben tek başıma deniz kenarına giderdim 7-8 yaşında, annemler beni balkondan izlerken... Denize girerdim, tek başıma dondurma almaya koştururdum Kumla sahillerinde. Sen asla gidemeyeceksin. Komşuların, ahbapların evinde kalmanın, akşam yemeğine kalmanın keyfini hiç alamayacaksın. Çok üzülüyorum çok...

Hiçbir şey pür-i pak değildi, ama bu kadar da kirlenmemişti!