05 Eylül 2019 Perşembe, 14:46

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ece Sarı

Şu eğitim meselesi...

Ece Sarı

iletisim@bursadabugun.com

Büyük mesele... İç karartıcı ve üzücü...

ÖSYM'nin Yükseköğretim Kurumları Sınavı Değerlendirme Raporu içler acısı halimizi ortaya koyuyor. Türkçede 40 sorunun tamamını doğru yanıtlayan 88 kişiyken 4 bin 558 kişi hiçbir soruyu doğru cevaplayamamış. Temel matematik testinde ise sıfır çeken sayısı 300 bini aşmış. Bu kısımda sadece 671 aday bütün soruları doğru cevaplarken fen bilimleri testinde ise asıl çarpıcı sonuçlar ortaya çıkmış. Fen bilimlerinde 237 kişi bütün soruları doğru işaretlemiş, 117 bin 656 kişi ise hiçbir soruya cevap verememiş. Matematikte 40 sorunun tamamına bin 669 aday doğru yanıt verirken 132 bin 731 kişi ise hiçbir soruya yanıt verememiş.

Şimdiiiiiiii Ecekız bu işe ne diyor?

Matematiği, feni, sosyal bilimleri geçtim. Geçmek zorundayım hal böyle olunca... Yahu insan kendi anadilini bu kadar mı bilmez? Sıfatı, dolaylı tümleci, zarfı bilmedin sözcükte anlam, cümlede anlam, paragraf ne diyor bilmiyorsan e sen okuduğunu anlamıyorsun demektir bu. Sağlık ocaklarında doktorlar kapıya 'Çağrılmadan içeri girmeyiniz' yazıyor, adam pat diye içeri giriyor. Neden? Okuma tembelliği, okuduğunu anlayamama... Pazara gidiyorsun taze fasulye 5 lira yazıyor. Kadın soruyor: 'Taze fasulye ne kadar?'

Yahu bunlar liseye kadar okumuş liseye! Bakın gelecek çok karanlık. Konu Türkçe, Matematik, Sosyal bilimler değil. Tüm bu bilgilerin yoksunluğu iletişim becerilerini, suça yönelimi, topluma ve aileye faydalılığı, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmayı, tek başına hayatta kalabilme, toplumda yer edinebilme gibi çok hayati konuların temelini etkiler. Haritada Türkiye'nin yerini gösteremiyorlar, atlas bilgileri yok, Türkiye'yi Afrika'da sanıyorlar, Avrupa kıtasının yerini bilmiyorlar, konuştuğu dili bilmiyorlar. Müfredat baştan aşağı değişmeli. Tamamen edilgen ve gelecek kaygısı olmayan bir nesil geliyor. 12. sınıfa geleseye kadar en basit deyimleri bilmeyen, sözcüklerin anlamını çözemeyen, anlama kabiliyeti gelişmemiş öğrenciler mevcut. Açık seçik net olarak bunları anlatan arkadaşlarım var. Buraya yazmaktan bile üzüleceğim tespitler...

Aileler hatalı. Kabul ediyorum. Öğretmenlere uyguladıkları baskılar, çocuklarıyla kalitesiz geçirilen zamanlar, fazla şımarık yetiştirmeler, çocuklarının ödevlerini yapmalar vs vs...

İyi de öğretmenin hiç mi suçu yok? Koca bakanlığın hiç mi suçu yok? Ya benim açık öğretimden edebiyat okuyan arkadaşım öğretmenlik yapıyor şu an. Sistemin öğretmenin üstünde kurduğu baskıdan herkesin haberi vardır heralde.  İyi de bu ülkede gazetecinin üstüne yapılan baskıdan, mühendisin üstüne yapılan baskıdan, mavi yakalı işçinin üstüne yapılan baskıdan, avukatın üstüne yapılan baskıdan fazla değil. Bakın gazetecilere, ne öğretmenler kadar konuşulur vaziyeti ne de Gazeteciler Günü'nde hediye alırlar, o kadar tatil de yapamazlar, devlete de atanamazlar. Kendi mesleğim oradan biliyorum.

'Çok tatili var, maaşı ortalama ama olsun devlete dayıyorsun sırtını, evleceksem öğretmenle evlenirim eviyle de ilgilenir' zihniyetiyle öğretmenlik yapacaksanız yapmayın arkadaşım.  Açılan saçma sapan üniversitenin eğitim fakültelerinden çıkan insandan daha iyi eğitim psikolojisi bilgim var. Kendisi, dünyası sığ, kendi alanı dışında hiçbir konuda bilgisi olmayan, hobisi, eğlence kültürü, sinema, tarih ya da spesifik bir alana ilgisi kaymayan insandan öğretmen falan olmaz, hiçbir çocuğa da öğrenim şevki veremez.

Biliyoruz kendi eğitim hayatımızdan da gördük. Koca yaz gezip gezip çok yoruluyormuş edasıyla gezmeler bir yana 'Öğretmenlerin üstüne çok geliniyor' deyip tüm suçu veliye, sisteme atmak olmaz.

Son 3 ayda medyada çalışan belki 50 arkadaşım işsiz kaldı, çoluk çocuk kirada. Üstelik bir öğretmen maaşı almadıkları işinde, öyle geçtim sömestr veya yaz tatilini, haftalık izin bile kullanamadıkları, bilgisiyle entelektüelitesiyle binlerce öğretmeni geçecek bilgideki insanlardan bahsediyorum... Gazeteci her sansür gördüğünde sistemi suçlayıp 'Toplum da gazetecinin çok üstüne geliyor' ya deseydi bugün  gazetecilik diye bir meslek kalmazdı. Öğretmen nesilleri, gazeteci toplumları yetiştirir. Bakın bu sözü anlatan da onlarca kitap vardır. Tavsiye ederim.

Hem cam kenarı olsun, hem bedava olsun... Yok öyle dünya... Bu karanlık tablo velinin, öğretmenin, sistemin, gazetecinin, bakkalın, mimarın, çiçekçinin bile sorumluluğu altındadır. Eğitim görevini üstlenip yaşamını bu parayla geçindiriyorsan biraz da dönüp kendine bakacaksın. Formasyonla bu iş olmaz, gayet netim bu konuda. KPSS ile hiç olmaz. KPSS hangi bilgiyi ve eğitme yeteneğini ölçebilir ki? Bir kere devlete atanan öğretmen emekliliğine kadar aynı yerde sayarak mesleğine devam etmemeli. Nasıl ki özel sektörde kendinizi geliştirmeden barınamazsınız, aynı şey burada da olmalı. Öğrencinin başarısına göre çürük yumurtalar sistemden ayıklanmalı. Bu sistemden çıkan öğretmen de e anca bu kadar oluyor...

Önce öğretmen kalitesi arttırılacak, sonra da öğretmenlere eski otoritesi geri verilecek. Olması gerekenin küçük bir parçası da budur.

Dünyanın her yerinde gazeteciler gördükleri sansür baskısı nedeniyle kurallardan bir şekilde sıyrılıp, kelimelerini sansürden kaçacak biçimde ayarlayıp anlatmak istediğini anlatmakla profesyonelleşirler. Amaç topluma bilgiyi taşımak, gerçeği vermektir. Öğrencisini yetiştirmek, bir an önce tatil gelsin diye beklemeden, aman evime gideyim ben anlattım gerisini onlar düşünsün diye davranmadan, mesleğinin kutsallığının farkında olarak gerçekleştirmek isteyen öğretmenlerin karşısında saygıyla eğiliyorum. Onlar ki mal mülk sahibi olup Türkiye turlarına çıkmak yerine yaşaması bu denli zor olan ülkemizin kayıp çocuklarına bir parça umut götürmek için hafta sonlarını bile heba ediyorlar. İşte o zaman gelecek ışıkla parlıyor.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Neyi seviyorum?

-Espri kaldırabilen, özgüven sahibi insanları,

-Kendiyle dalga geçebilme özgüvenine sahip olmayı,

-İşlerimi tek başıma halletmeyi, asalak olmamayı,

-Mağduru oynamadan sıkıntısını anlatanı,

-Babannemin biber salçasını.

Neyi sevmiyorum?

-Çocuğunu dahi ve çok özel sanan komik ebeveynleri,

-Sadece kendi evladını düşünen, diğer evlatların ağaçtan düştüğüne inanan insanları,

-Neşeli insanlara 'her istediğimi söyleyebilirim' budalalılığını,

-Marka hayranlığını sevmiyorum arkadaş.

Çocuklarınızla, ailenizle ya da kendinizle kaliteli vakit geçirebileceğiniz, en azından bir kitap okuyup bakış açınızı değiştirebileceğiz bir hafta dileğimle...