16 Mayıs 2019 Perşembe, 13:06

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ece Sarı

Sen insan olacaksın!

Ece Sarı

iletisim@bursadabugun.com

'Siz de kızınıza sahip çıksaydınız'

Bak sen bak! Bak sen cürete bak, vicdana bak, arsızlığa, pisliğe bak!

Şule Çet'in katil zanlılarından bahsediyorum. Dün davası görüldü tekrar. Şule'nin babası şöyle dedi o 'adamlara': 'O benim kızımdı, kızım!'

Cevap olarak bunu duydu kulakları: Siz de kızınıza sahip çıksaydınız!

Şule'nin tırnak aralarında, vücudunda DNA'ları bulundu bunların, Şule'nin vücudunda tecavüz izlerine rastlandı. Gencecik bir kadın öldü. Ve sen şüphelisin, baş şüpheli... Ne içtiğin belli değil o gece, ne yaptığın belli değil. Ama olsun paran var!

'Siz de kızınıza sahip çıksaydınız'

Başta ona, sonra onun gibi düşünen herkese diyorum:

Sen eline, diline, beline, donuna, önündekine, yanındakine, ahlakına, edebine, nefsine, insanlığına sahip çıkacaksın!

Sen insan olacaksın, olmayacaksan bedeline katlanacaksın!

Sen sahip çıkacaksın sen!

Sadece Şule'nin değil, bu topraklara canına kıyılmış, ırzına geçilmiş, hayatı mahvedilmiş bütün kadınların, çocukların, hayvanların katillerine, sapıklara en ağır cezanın verilmesi gerekiyor. Gerekiyor çünkü ölmüş kızın babasına 'Kızına sahip çıksaydın' cüretini kendinde bulmamaları için...

Eğer bunlara bu cezalar verilmiyorsa devletin ideolojik aygıtları fena çalışıyor derim, başka bir şey demem! Yeter artık!

***

4 gün Bursa kaçamağı yaptık. Hava güzeldi, karış karış gezdik Bursa'yı. Çarşısını, pazarını, lezzetlerini özledim. Eşimle birlikte dağ, deniz gezdik. Güvercin besledik, kedi sevdik, Reyhan'dan erik aldık. Heykel'de bir mekanım var benim, küçücük bir dükkan. Oranın dönerini hiçbir yerde bulamam. İstanbul'da olduğumuz süre zarfı içinde bile aklımıza gelir, olsa da yesek deriz. Bu sefer zamanımız oldu, gittik yedik, eşim de çok seviyor. Dükkan ufak, zaten mekanın adı Ayaküstü. Mecburen dışarıda yiyorsunuz, Heykel'deki otobüs duraklarının arkasındaki kolonların dibinde...

Neyse biz bir kenarda yemeğimizi yerken bir teyze durdu, suratıma dalga geçer gibi gülüyor. Biliyorum ben bu ifadeyi, hesap sorma ifadesi. Bursa'da başıma gelmişliği çoktur. 'Oruç nerede oruç?' diye hesap sormaya kalkıştı bana. Dedim ki 'Hayrola sana mı hesap vereceğiz?' 'Bana değil, diğer tarafta vereceksin' tarzında bir şeyler söyledi. Dedim o zaman sen bak dalgana, ben veririm kendi hesabımı. Eşim sinirlendi, hamile olduğumu, hamile kadına hesap soramayacağını dile getirdi. Teyze de bize sövdü gitti.

Şimdi bunun hamilelikle hiç ilgisi yok. Karnımı görmemiş demek ki. Ben normalde de oruç tutmuyorum. Tutardım çocukken, severim oruç tutmayı. Ramazan ayında başkaca ibadet ediyorum. Ancak oruç tutmuyorum yıllardır. Ve bu gerçekten sadece beni bağlıyor.

Yahu nasıl bir cesaret bu? Yolda giderken hiç tanımadığın birinin durup imanını sorgulayacaksın. Burası Türkiye, dayak yersin. Birinin kötü gününe denk gelir, dayak yersin. Hastadır, can çekişiyordur, hastaneden çıkmıştır, kanser olduğunu öğrenmiştir, dayak yersin. Yahu türlü türlü hal, türlü türlü inanç, insan, millet, din var? Sanane yahu! Sa-na-ne? Neyine güveniyor?  Herkes herkese saygı duyacak...

Oruç tutan, oruç tutmayanın yemesine, içmesine karışmayacak. Oruç tutmayan da oruç tutanı zorlamayacak. 'Ben nereden bileyim onun hamile olduğunu' diyor bir de. Bilemezsin işte, kimin ne olduğunu bilemezsin. Ama dediğim gibi bu işin hamilelikle ilgisi yok. Koca kolonun arkasına geçmişim gizlice karnımı doyuruyorum. Sanane yahu sanane!

Bunlara hayt heyt edeceğinize bak neler dönüyor ülkemizde, ne acılar çekiliyor, onlara ses edin. Yan komşunun derdi ne, bi ona bak hele! Bırakın artık başkasının dinini, imanını! Eşim oruç tutuyor, ben sofrasını kuruyorum. Ben tutsaydım, o benim soframı kurardı. Birbirinizin sofrasını kurun, çukurunu kazmayın.

***

Geçen hafta Peyami Safa'nın Cumba'dan Rumba'ya adlı eserini okudum. Ötüken Yayınları'ndan çıkmış bir kitap, ön sayfaları yırtılmış, basım yılına bakamıyorum ama tahminimce epey eski.

24 saati bulmadı kitabı bitirmem. 414 sayfalık bir eser. Uçtu gitti, elimde aktı. Böyle güzel örgü, böyle güzel betimlemeler, böyle güzel gözlemler... Eski yazarların isimleri neden aklımıza kazındığını anlıyorsunuz. Şimdi önüne gelen kitap bastırıyor, yok oluyor gidiyor. Şu betimlemeleri 170 sene geçse bayıla bayıla okursunuz.

Klasik sevdam tekrar kabardı Peyami Safa'yı okuyunca... Mutlaka okuyun, çocuklarınıza da okutun. Memleketimizi anlamanın, öğrenmenin en güzel yollarından biridir romanlar... Sağlıklı, mutlu haftalar, hoşgörüyle, yaratıcının aşkıyla içinizin dolup taştığı bir Ramazan ayı diliyorum.