06 Mart 2019 Çarşamba, 14:51

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ece Sarı

Saksı değiliz biz!

Ece Sarı

iletisim@bursadabugun.com

Çiçek hiç değiliz. Biz kadınlar olarak ne çiçeğiz, ne böceğiz. Kadınız. Kara toprağız. Yok sayılıyoruz, öldürülüyoruz, canımız yanıyor, kanıyoruz. Hadi şimdi 8 Mart Kadınlar Günü'nde bize rondo alıp elimize karanfil tutuşturun! Bayılıyorum bu saçmalıklara!

Bu hafta 8 Mart'ı kutlayacağız. Kutlanası bir gündür 8 Mart. Tarihini incelerseniz kadınların ne büyük zaferler elde ettiğini, haklarını nasıl kazandığını göreceksiniz. İşte 8 Mart bu nedenle önemli bir tarihtir. Atam Mustafa Kemal Atatürk de Türk kadınlarına hakları konusunda yardım etti, önünü açtı, açıkçası haklarını verdi. Ancak bu sadece Mustafa Kemal'in emekleri değildir, ta Osmanlı döneminden beri bu topraklarda kadın hakları savunucuları harıl harıl çalışmaktadır, her ne kadar feministler tükaka edilmek istense de kadınların kazandığı hakların çoğu bu çabaların sonucudur. (Lütfen emek veren, okuyan feministlerle sevgilisinden ayrılıp gaza gelen, Frida Kahlo tişörtü giydi diye coşan, iki kitap okuyup bilmişlik taslayanları birbirine karıştırmayın. Hiçbir kadın hakları savunucusu erkek düşmanlığı yapmaz, ataerkil zihniyete söver en fazla)

Ama 8 Mart bizde bir değişik 'kutlanıyor.' Ne kadar kadınları ilgilendiren marka varsa hepsi indirime girdi, 8 Mart'a özel ruj satıyor, elektrik süpürgesi satıyor, deterjanda indirim yapıyor. Allah razı olsun! Biz hak hukuk, yaşam hakkı, üretim falan diyoruz; bunlar sözde 8 Mart için al ruj sür güzelleş, al bu deterjanı kocanın gömleklerini yıka, evde yerleri süpür diyor. Sonra kadınların eline karanfil sıkıştır ve koca, samimiyetsiz bir gülümsemeye 'Kadınlar çiçektir' de. Şaka gibisiniz...

Türkiye'de kadınlar çiçek değil, kara toprak... Saksı değiliz, saksıda parça pinçik cesetlerimiz. Yüksekten atıldık, tecavüz edildik, parçalandık, bıçaklandık, kurşunlandık, boğulduk... Binlerce, vahşice... Hangi çiçek, hangi böcek?

Türkiye kadın işsizliğinin zirvesini yaşıyor. Bir ara 'Kadın çalıştığı için işsizlik var, kadınlar evde oturmalı' diyen zihniyet gerçek mi oluyor, gerçekleştiriliyor mu? Üretimin dışında kadın, yönetimde yok, siyasette ittire kaktıra, adeta zorla... Kadınlar en çok televizyonda, sosyal medyada görülüyor: Makyaj videolarında, mükemmel anne rollerinde, estetikli, 'seksi', kadın programlarında, ıvır zıvır işlerin başında... Kadına layık görülen, al kızım sen bu ataerkil yapıyı bir yeniden üret gel diyenlerin peşinde...

Bir de saçlarının güzelliğiyle, kullandığı rujun etkisiyle özgürleştiğini iddia eden kadınları merkeze alan şampuan, ruj reklamları yok mu deliriyorum. Onun saçı onun kararıymış! Aksini iddia eden yok da bu sözde feminist söylemler kapitalizmin ellerine geçti, yapışkan cıvık bir sözde ideolojiyle pazarda yerini buldu. Saçla özgürleşseydi kadınlar...

Öyle kadınlar var aslında, tüm zorluklara rağmen üreten, konuşan, yapan! O kadınları görmek, tanışmak, hikayelerini duymak, herkesin de duymasını sağlamak istiyorum. Hemcinsine zarar vermeyen, empati kuran, haklının yanında duran, ekmeğini taştan çıkaran, kötülüğe karşı duran o kadınların boyunlarına sarılmak istiyorum. Katledilmediğimiz, namusun sadece bizden bilinmediği, üretebildiğimiz, hakkımızı zaten alabildiğimiz, çocuklarımızı huzurla güvende büyütebildiğimiz, eğitimsiz bir tanemiz kalmadığı günlere kavuşmak istiyorum. 8 Martımız kutlu olsun.

***

Madem konumuz kadın hakları, bu konuya merakı olanlara koca bir liste verebilirim. Ancak ben bu kez sadece Judith Butler'in Cinsiyet Belası'nı önereceğim. Okuyun, kadın erkek okuyun. Eğer üstüne katmak isterseniz Marx, Engels ve Lenin'in kadın ve aile üzerine metinlerinden derlenen orijinal adı Über die Frau und die Familie olan bizde Kadın ve Aile olarak geçen kitabı okuyabilirsiniz. Bu kitapta büyük feminist düşünür Clara Zetkin'e de ulaşabileceksiniz. Kapitalist sanayi ve tarımda kadın emeği, kadın eşitliği ve özgürlüğü, uzlaşmaz sınıflı toplumlarda kadının ezilmişliği ve sömürülmesi, aşk, evlilik ve aile, kadının kurtuluşuna dair birçok bilgi edinebilirsiniz.

***

Neye gıcık oluyorum?

  • Yeşil eriksiz mevsimlere!
  • Toplum içinde yaşamayı beceremeyen, bilemeyenlere... (Toplu taşımada kaynıyorlar)
  • Sabaha karşı martı kavgasıyla uyanmaya (Sesleri her daim kulağa hoş gelmiyor)
  • Kahveci sayısının çılgıncasına artmasına,
  • Kısa paça, babet çorap, tepede yığınlaştırılmış çok yapılı erkek saçı, kösele ayakkabı ve nargileden oluşmuş görüntüye... Son model araba önünde, elde tesbihle olunca katlanır duygularım...

***

Neyi seviyorum?

  • Arnavut kaldırımlı bar sokaklarını, barlar sokaklarını... Her yerdeki... O cıvıltıyı, renkleri, hele bir de yakınlarda deniz varsa...
  • Acı biber, hele canımıniçi kayınbabacığımın elleriyle yaptığı o aşırı lezzetli, acı pul biberi... İpe tek tek dizişini izlemeyi, kurutmasını,
  • Kaktüs,
  • Göçmen babannemin çiböreği, göçmen dedemin Alzheimer olmadan önce yaptığı tereyağlısı,
  • Eşimin abur cubur partilerini.

İyi, sağlıklı, güneşli haftalarınız olsun.