28 Şubat 2019 Perşembe, 12:56

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ece Sarı

Okumasan da olurmuş!

Ece Sarı

iletisim@bursadabugun.com

Milli Eğitim Bakanlığı'nın paylaştığı verilere göre, eğitimlerini tamamlamadan üniversiteden ayrılan gençlerin sayısı rekor seviyeye ulaştı. 2017-2018 döneminde eğitimini yarıda bırakanların sayısı yüzde 98 artışla 408 bini aştı.

Peki öğrenciler okulunu neden bırakıyor? Eğitim-Sen Genel Sekreteri Özgür Bozdoğan'a açıklama yapmış. Bozdoğan sebepleri şöyle sıralıyor: Üniversitede planlama ile ilgili sıkıntıların devam etmesi, istihdam olanağı azalan üniversite bölümlerinin terk edilmesi, geçim sıkıntısı.

Eğitimle ilgili olarak eleştirilerimi devamlı dile getiririm, işte bu konu da ana haber bültenlerinde, tartışma programlarında cayır cayır konuşulması gereken bir konu. Her şehre üniversite açılmasına baştan beri karşıyım. Evet üniversite açılması güzel ama donanım yoksa betondan başka bir şey değil o binalar. Eğitim sistemindeki problemleri zaten görüyoruz; atamalar, kalifiyeli, kaliteli eğitim verecek düzeyde öğretmen yetişmemesi, eğitimde eşitsizlik, müfredat, sistemin devamlı değişmesi vs. Bir öğrenci liseye kadar birçok engelle, sıkıntıyla karşılaşıyor. Geçtiğimiz haftalarda akademideki sıkıntılardan da bahsetmiştim, kadrolar yeterli, kadrolardakiler yeterli mi? Yeter ki üniversite okuyayım diyen bir genç rahatlıkla bir üniversiteye giriyor ve mezun oluyor. Her yer üniversite mezunu ama meslek donanımı, genel kültür, yabancı dil yok. Sonra üniversite mezunu gençler işsiz. Yahu üniversite mezunu olmak böyle bir şey değil ki... Türkiye'de eskiden belli başlı üniversiteler vardı, oradan mezun olmak önemliydi. Hala da bir nevi öyle... Şimdi ismini zar zor duyduğun üniversiteden mezun bir genç işsizlikle boğuşuyor. Ara eleman yok, mavi yaka eleman bulma sıkıntısı büyük. Ayrıca mavi yaka şu an beyaz yakadan daha çok kazanıyor. Aç sosyal medya platformlarını, oku; bütün gençler işsizlikten yakınıyor. Hem de iyi üniversitelerden mezun, iki üniversite bitirmiş, yüksek lisans yapmış, dil veya diller bilen, yurtdışında eğitim almış falan filan... İşsiz ama... Ya da iş görüşmesine gidiyor, asgari ücret vereceğiz ama sen 600 lirasını bize elden geri vereceksin diyorlar. Açın okuyun rica ediyorum. Gençler mutsuz, umutsuz, eğitimin kalitesi düştükçe eğitime ihtiyaç da bir o kadar düşüyor. Çünkü "okudum da ne oldu, okumasam da olur!" diyorsunuz.

Haketmeyenlerin haketmedikleri yerlerde olduklarını düşünüyorum, öyle değişik bir süreç... Hakedenler de hakettiğini bulamayınca hooooppp başka ülkeye. O da gidebilene... Gidemeyen de buhrana doğru hızlı adımlarla koşuyor. Hatta üniversite mezunlarının işsiz olduğunu gören ebeveynler çocuklarına 'Okumasan da olur' demeye başlıyor. Ne acı, ne kötü, ne korkunç! Ama tablo bu kadar fecaat olunca insanların da bu şekilde tepki vermesi gayet normal.

Yetişen nesil de fena. Çok fena. İnternetin aşırı kullanımı, sosyal medya çılgınlığı çocukları ilimden, bilimden tamamen uzaklaştırdı. Okumayan, izledikleri saçma sapan 'ünlüleri' rol model alan, aşırı süslü kızlar, aşırı küçük adam erkekler... İçi boşalan eğitim, içi boşalan eğitim fakültelerinden mezun ve sadece bir sınavı geçip atanabilen öğretmenler, aslında görevini layıkıyla yapan, yapmaya çalışan ama mutsuz, mutsuzlaştırılmış öğretmenler, hiç alakası olmayan kişilerin olduğu akademik çevreler, bilimden meraktan uzak, emek emek ilmek ilmek çalışan akademisyenlerin üzülmesi, üzüntüsü, üzgünlüğü... Gelecek iyi olsun istiyorum...

***

Yine eğitimden uzaklaşmayacağım. Bu hafta yine bir platformda denk geldiğim İngilizce öğretmenliği tartışması konusuna değineceğim. Her daim söylüyorum, İngilizce bilmek başla bir şey, Türkiye'de biz bunu epey yanlış anlıyoruz. Şimdi bizim İngilizce öğretmenlerimiz (genelleme yapıyorum) İngilizceyi 'bilse' bunca yıl İngilizce eğitimini zorunlu alan Türk vatandaşları şakır şakır İngilizce konuşurdu. Bir eğitim sistemi bir dili (Hele ki fikrimce İngilizce öğrenmesi diğer birçok dile nazaran kolay bir dil) nasıl bunca sene öğretemez ya?

Ben bu dili, ilkokul 4'ten üniversite son sınıfa kadar ders programımda olmasına rağmen, tıpkı diğer birçok öğrenci gibi okulda öğrenmedim. Gayet kendi çabalarımla, yabancı arkadaşlarımla, para bayıla bayıla öğrendim. Öyle aksan olmadan da, öğrettiğin şeyin ismini bilmeden de öğretmen olunmaz. Net.

***

"İnsanoğlu muhtemelen dünya üzerindeki en gizemli türdür. Cevaplanmamış soruların gizemi. Biz kimiz ve nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz ve bildiğimizi sandığımız şeyleri nereden biliyoruz? Herhangi bir şeye neden inanıyoruz? Bir cevap arayışında sorulan sayısız soru ki bu cevap başka soruları doğuracak. Fakat en sonunda her zaman aynı soru olmaz mı? Ve aynı cevap?"

Bu harika giriş Koş Lola Koş filminden... Mutlaka izleyin. Bir Alman filmi... Güzel çok güzel, manidar. Çok detay vermeyeceğim. Sadece izleyin diyorum başka bir şey demiyorum.

Filmi izlemeden önce Youtuber kelimesinin altını dolduran, favorim Barış Özcan'ın filmle ilgili videosunu izlemenizi öneririm. Gerçekten faydalı bilgiler veriyor. Ben Barış Özcan'ı izlemesem filmle ilgili birçok detayı kaçırırmışım diyebilirim. Zaten Özcan'ın videosunu izlediğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız...

İyi haftalar diliyorum!