Bursada Bugün Bursa haber bursa haberi bursa haberleri Bursa

07 Kasım 2019 Perşembe, 18:04

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ece Sarı

Mekanın lohusası geri geldi!

Ece Sarı

iletisim@bursadabugun.com

Tekrar merhabalar herkese,

Kısa bir süreliğine yazılara ara verdikten sonra tekrar sahalara geri dönelim dedik. Köşeme yani mekanıma geri döndüm. Evet malum bu süre içinde anne oldum, bebeğimi büyüttüm. O artık 1.5 aylık kocaman bir kız oldu.

O, gezegene, hayata alışırken ben de anneliğe, yeni kimliğime, sorumluluğuma, hayatıma ve toplumun annelik üzerindeki saçma sapan argümanlarına alışmaya çalışıyorum. Aman da aman neler duyduk neler gördük... Buradan tüm doğum yapacak ve taze lohusa hemcinslerime sabır ve demir gibi sinirler diliyorum efendim!

Doğumdan iki gün sonra 4-5 yaşlarında kız çocuğu sahibi bir kadın arkadaşım "Bu ne hal, berbat görünüyorsun. İçinden mi geçtiler?" dedi.

Biberon alırken hiç tanımadığım bir kadın omzumdan Azrailmişcesine fısıldayarak "Bu çocuk daha çok küçük. Neden biberon alıyorsun? Memeni mi almadı?" dedi.

Apartmanımızın merdivenlerini temizleyen teyze "Neden sezaryen yaptın? Rahmin mi açılmadı?" dedi.

İstanbul'da olan 5.8 depremin ardından çıktığım balkona seslenen, 1.5 yıldır selam bile vermeyen komşu kadın bütün mahallenin duyacağı şekilde ve ne zaman döllendiğimi, gebeliğimin kaçıncı haftasında olduğumu sanki günbegün takip etmişcesine "E sen erken doğurmadın mı? Kız mı erkek mi? Sezaryen yapmışsın. E hadi olsun" dedi sanki ben yarım anneymişimcesine... (Çok da zamanında doğurdum. Yanlış tahmin etti)

Çok kilo almışsın, silikonla emzirme, mama verme, süt olur şunu ye, yanımda insan varmış gibi 'O uyunca sen de uyu' diyenleri saymıyorum bile...

Oysa doğumun acısı, süt sıtması denilen şeyin musallat olduğu o yorucu geceler, bedeninin kendine gelmeye çalışırken sende yarattığı tsunami, eskisi gibi iyi olmayan vücudun, yerlebir olan psikolojin, anneliğe alışma sürecin, vıdı vıdılar, bıdı bıdılar...

Hastaneden geldikten sonraki günlerde 45 dakikaydı heralde, eşime sarılıp ağladım suyun sesini açıp da... 45 dakika tüm yalnızlığımı, bebeğe bana bir şey olur mu korkusunu, endişeleri, doğum korkusunu, insanları idare edebilme gücümü, değişen bedenimden ettiğim nefreti, bağımsızlığımı, kariyerimi kaybettim diye içten içe yaşadığım bunalımımı, aynaya baktığımda gördüğüm yeni Ece'yi sevmeye çalışırken olan yorgunluğumu, ben bu çocuğa bakabilir miyim çok küçük diye yaşadığım hezeyanları, hormonların yere çakılırken yaşattığı o fizyolojik paranoyaları attım o 45 dakikada... Attığımı sandım.

Herkeste aynı işlemiyor, ama ben hamileliliğimi de lohusalığımı da fiziksel olarak sağlıklı geçirdim diyebilirim. Ancak psikolojik olarak aynı şeyi söyleyemem. Lohusa sendromu dedikleri şeyi dibine kadar yaşadım. Şimdi hemen kulaklarımda çınlıyor o sözler: 'Bizim zamanımızda sendrom mu vardı?'

Yavrucuğum sizin zamanınızda kadınlar bu kadar güçlü, bu kadar toplumun içinde var değildi. Kadınlar eskiden anneliğe, kadınlık rollerine daha da alışkın büyüyor ve yaşıyordu. Artık kadınlar toplumun içinde erkekler kadar var olmasına rağmen doğanın getirdiği bu doğurma işi kadının toplumdaki bu varlığını sekteye uğratıyor. Bu da bu sendromların ağır geçmesine sebep oluyor. Daha binlerce neden sayabilirim neden artık sendrom denen şeyin bu kadar ağır geçtiğine dair ancak uzun sürer.

Şimdi estetik kaygılar daha da önemli geçmişe nazaran, kariyer, sosyal alandaki varlık, bağımsızlık vs. Kadınlar artık emzirmeme hakkını tartışıyor. Bunlara açık olmak gerek. İsteyen emzirir, isteyen emzirmez. Annelik kişisel bir şeydir. Bunu kafalara zorla sokacağız.

Ben emzirmeyi tercih ettim. Bu bir tercihtir. Emzirmeyi tercih ederken 'Benim bir sütüm geliyordu, ağrıdan duramıyordum. Poşet poşet sütüm vardı dolapta' diye konuşan tiplere katlanıyorsunuz. Emzirmemeyi tercih etsem yiyeceğim lafları tahmin bile edemiyorum.

Bebekten ayrı kalmak istemiyorsunuz. Bebek sadece ve sadece annesinin yanında olmalı. Ayrı kalmayı tercih ettiğiniz zamanlar yine anneye sorulmalı, anne ne derse o. Kafaya göre kimse karar veremez buna. Bebeği bir sebepten anneden ayrı tutmak tarifsiz bir zarardır.

Tüm bunlarla, kafanızdan geçenleri kimsenin tahmin edemeyeceği, 45 dakika ağlayarak geçeceğini sandığınız ama geçmediğini gördüğünüz bu süreçte suratsızlıkla, huysuzlukla, naz yapmakla bile suçlanabilirsiniz. Aldırmayın. Zaten üstünkörü anlayışlara ihtiyacınız yok.

Aman bebeğin kafası yamuk olur kafasını sıkalım, sarılık olmasın sarı örtü örtelim, üç harfliler görünür bebeğin kıyafetlerini asmayalım, aman lohusayı albasar yalnız bırakmayalımlar falan işin mizahı kalıyor. Keşke onlarla kalsa... Yine kadına ne yaparsa kadın yapıyor...

Şimdi ne halde miyiz? 'Sen bu çocuğa nasıl bakacaksın? Halihazırda sen daha çocuksun' diyenlerin aksine (Ki 30 yaşıma merdiven dayadım) mis gibi büyüttüm bebeğimi. Kırk denen o günleri çıkardık. Hem de bol bol geze geze... Yukarıda yaşadığım kâbus zamanlarla savaşa savaşa şimdi tamamen geçmese de çok daha iyi şekilde... Anneliğin tadına tam anlamıyla vararak, kızımla müthiş bir ilişki kurarak, kendimden beklediğim performanstan fazlasını görerek, kendi usulümce, tamamen kendi kafama göre anneliğimle...

Anne adayları ve taze lohusalar,

Öncelikle lohusalık 40 günde bitmez. Siz ne zaman normale dönerseniz o zaman biter. Kocanızın pantolonlarını giymek zorunda kaldığınızda, seksi iç çamaşırlarınıza uzun süreliğine veda ettiğinizde, çatlaklarınız ve selülitlerinizle tanıştığınızda eskisi gibi ağlamıyorsanız bir nebze iyi sayılırsınız. Ve unutmayın herkesin anneliği kendine, bebeğin ne istediğine sadece annesi karar verir ve anlar ve bu bir ömür boyu böyle devam eder. Saçma sapan sorular, gerizekalıca yaptırımlar, patron kim oynayanlar, laf sokanlar, emrivaki yapanlar, bebeğin üstünde söz hakkı olduğu sananlar, sizi kötü hissettirenler, kıyaslama yapanlar, hakaret bile edenler olacak. En iyi ortamlarda bile olacak bu. Çünkü bizim memlekette her doğuran çocuk gelişimci, hemşire, ebe falan oluyor ne hikmetse... Aldırmayın. Aldırsanız bile unutun gitsin. Anne olmaya, bedeninize alıştığınızda hele ki bebeğinizin kokusunu aldıkça hiç oluyormuş her şey...

Ve son olarak, ne iş yapıyorsanız yapın, aynen şu an yaptığım gibi, bir yandan beşik sallayıp bir yandan köşe yazdığım gibi yani, kendinize zaman ayırın. Ojenizi sürün, makyajınızı yapın, kulaklarınızı tıkayın ve hamilelik pantolonlarınızı atın. Çünkü biz sezaryen göbeğimiz, renkli çatlaklarımız ve henüz terbiye olmamış memelerimizden gelen sütlerle de harika görünüyoruz.

Mutlulukla kalın...