06 Temmuz 2019 Cumartesi, 15:20

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ece Sarı

Kaynanalar ölsün, gelinler sürünsün!

Ece Sarı

iletisim@bursadabugun.com

Çağ atlıyoruz, robotlar yapıp gezegen dışı seyahatlere çıkıyoruz ama şu gelin kaynana mevzusunu bi türlü aşamıyoruz. Bu dava uğruna ne kavgalar çıkıyor, ne fallar açılıyor, ne dedikodular yapılıyor. Günün sonunda kazanan dedikodu kazanı GSM şirketleri oluyor.

İnsan gibi iletişim kurmayı beceremeyip kendimizi kasa kasa pazarlamak yerine hayatın 3 günden ibaret olduğunu unutup kaynananın, gelinin gırtlağına yapışmak için toz tanesinin uçmasını bekliyoruz.

Bir de televizyonu açınca yok gelin kaynana mutfakta, yok gelin kaynana çiftlikte, yok gelin kaynana ringte, yok gelin kaynana birbirini yoluyor programları... Nasıl saçma sapan yeniden üretim bu... Eğitimle olacak iş de değil. Gelin kısmısı kaynanasına daha tanımadan kuruluyor, her lafı, hareketi yanlış yorumlayıp çıldırıyor. Kaynana tarafı da sanki bulunmaz hint kumaşı oğlunu vermiş edasında elalemin kızına eziyet edip her şeye karışma hakkını kendinde buluyor. İki taraf da hayatı birbirine eziyet ediyor, olan arada kalana oluyor.

Bakın bir de şöyle bir saptamam var ki, son yıllarda gelin kişilerinde de kaynanamsı hareketler, 'benim gibisini bulamazlar' edaları, 'küçük dağları ben yarattım, kaynanam bana hasta, ben oğluna hasta' tavırları pek revaçta. İticisiniz hayatım...

Halbuki 'anne' demekle anne, 'baba' demekle baba olunmuyor. İki tarafın da kalbi iyiyse temizse ortada ne kaynana kalıyor, ne gelin...

Yani iki taraf da daha kafadan kurulunca gelinler diyor kaynanam ölsün, kaynanalar diyor gelinim sürünsün!

Benim kaynanam yok. Kayınpederim de yok. 28 yıl sonra tanıştığım ikinci annem, ikinci babam var. Ağzımı açtığımda, gözümün içine baktığında anlayan, huyumun suyumun, yüzümün, sıfatımın da pek benzediği toplumun kaynana, ben şekerim dediğim kadın var. O üst düzey mesleki toplantılarda, entelektüel sofra konferanslarında iki kadeh içtikten sonra mesleki konuşmaları bırakıp kaynananızın baby showerınızda yaptığı 'edepsizliği' konuşmak yerine bir kahve yapıp kaynananızla sohbet edin. Kısırları, poğaçaları ağzına itelerken gelininizin bacağını, gelmişini geçmişini, kuru memesini, huyunu suyunu alt komşu Mübeccel yengeyle çekiştireceğinize gelininize samimiyetle hal hatır sorun kaynanacıklarım.

2019 yılında gelin-kaynana tartışması yapmaktan midesi bulanmış tüm dostlara selam ediyor, bilim, sanat, siyaset konuşmanın çevreye daha büyük katkısı olacağını savunuyorum. Saçına, gözüne kurban olduğum 'kaynanama' selamlar...

---------------------------------

Çernobil dizisi pek bir revaçtaydı. Sosyal medyada liste başı, herkesin dilindeydi... Merak ettik, izledik. 5 bölümlük belgesel tadında bir dizi... Açıkçası kurguyu basit, senaryoyu yetersiz buldum. Abartıldığı kadar değil. Ancak konu hayati, herkesin izlemesi gerek. Özellikle dünya hükümetlerinin, geleceğimizi, sağlığımızı çıkarları uğruna tehlike atanların izlemesi gerek. Çoluğun çocuğun, doğanın kıymetini bilmeyenlerin izlemesi gerek. Sinema tadını bulamayabilirsiniz, aksini düşünen olabilir, ama insanın içini korku ve büyük bir hüzün kaplıyor. Tavsiye ederim.

--------------------------------

Ne seviyorum?

  • Soğuk zeytinyağlı taze fasulye, domatesli makarna ve karpuz menüsünü,
  • Hamile olduğumu görüp yer veren gençleri, tezgahındakileri ikram eden pazarcıları ve kibar insanları,
  • Özlüce'de açılmış, kitapları, dergileri cüzi miktarda satan, kitap okuma kültürünü Bursa'da değişik bir forma sokan BKM'yi,
  • Kıvrak zekalı, esprili kadınları,
  • Soğansız menemeni.

Neyi sevmiyorum?

  • ATM sırasında 4 dakikadan fazla duranları,
  • Şeyma Subaşı'nın kitabının 40 bin satma durumunu,
  • Bursa trafiğini ve kural iplemeyen şoförleri,
  • Kalın yaprakla yapılmış yaprak sarmasını,
  • 'İçmelerce, tatillerce, cartlarca, curtlarca' diye konuşanları...

İyi haftalar efendim...