16 Ocak 2019 Çarşamba, 19:37

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ece Sarı

Hayatın iki kolilik

Ece Sarı

iletisim@bursadabugun.com

Tüm hırslarımız, paylaşamadıklarımız, korkularımız, arzularımız, planlarımızın kısaca her şeyin ölümle son bulacağını hatırlamak zor geliyor. Aynı apartmanda yaşadığımız, henüz yeni tanıştığım genç bir kadını eşinden aldığı karaciğer naklinin ardından bazı şeylerin ters gitmesiyle hayatını kaybettiğini öğrendim yakın zamanda. Birlikte 4 kez kahve içmişliğimiz var. 35'lerinde bir kadın. Ameliyattan önce nakilden sonra yaşayacağına inandığı hayallerini, saçına yaptıracağı ombreyi anlatmıştı bana. Ben de ameliyattan sonra döneceğine adım gibi emindim. Hastaneye yatmadan önce bana emanet ettiği çiçeklerine takıldı gözüm kötü haberi aldıktan sonra... Böyle saçma sapan bir hayat.

Sonra haftabaşında iki koliyle geldi eşi. Eşyalarını ihtiyacı olanlara dağıtmak için. Bütün yaşam, anılar, 'şunu da bilmem kimin düğününde giyerim' diye giyilmeye kıyılmayan kıyafetler, şu elbiselerin altına kombin olsun diye alınan yepisyeni ayakkabılar iki tane dandik kolinin içine sığdırılıp yola çıktı.Kolilerin içine iki eşya da ben sığdırdım, daha fazla yapamadım. Üzücü şeylerle yüzleşmek benim için daima zor olmuştur.

Öleceğini bile bile yaşayan tek canlı insanoğludur demiş birileri. Hatta insanın bunu bilmesine rağmen nasıl kafayı yemediğine dair çok şeyler yazar. Flight from death: The quest for immortality isimli bir belgesel öneriyorlar konuyla ilgili. Ben de listeme aldım.

Değişik bir motivasyonu var insanın yaşamak için. Hem öleceğini biliyorsun, hem de her şeyin en fazlasını istiyorsun yaşam sonsuzmuş gibi...Anın değerini bilen, kalp kırmayan biri olmayı becermek gerek. Sevdiklerimizle olmanın, onlara dokunmanın kıymetini bilmek gerek... Bir saniyelik ömrümüz kalmış gibi...

***

Organ nakli demişken bilindiği üzere Türkiye bu konuda kötü durumda. Donör olan kişi sayısında dünyada büyük bir artış gözlemlenirken Türkiye'de bağışçı sayısı 400 bini bile geçememiş. Kök hücre bağışlamak aslında sadece 10 dakikalık bir işlem. Kızılay merkezlerine ya da merkezi yerlerdeki mobil araçlara giderek bu işlemi gerçekleştirebiliyorsunuz. Sizden alınan örnekler TÜRKÖK'ün veri tabanına kaydediliyor ve herhangi bir hastayla eşleşirseniz donör olma süreciniz başlıyor. Hepatit B, Hepatit C, Sifiliz, AIDS hastalığınız yoksa, kanser tanısı veya tedavisi almamışsanız, sürekli ilaç almanızı gerektirecek bir hastalığınız yoksa herkes donör olabilir.

İşte 3,5 yaşındaki Öykü Arin de donörünü arıyor. Nadir rastlanan bir lösemi türü olan JMML hastalığı teşhisi konulan Öykü'nün uygun ilik bulunması için son 1,5 ayı kaldı. Belki siz de bir umut olmak istersiniz...

***

Cennetimden Bakarken yani orijinal adıyla The Lovely Bones 2010 yapımı bir film. Bilinir, izlenir, kıyıda köşede kalmış bir film değil. Ben çok severim, bu hafta tekrar izledim. Yönetmenliğini Peter Jackson'ın yaptığı film metaforlarla pedofiliyi, arafta kalan bedenlerin çektiği acıyı anlatıyor. Senaryonun örgüsü, anlatımın şahaneliğinin arkasında kalıyor. Hala izlemeyen varsa kaçırmamalı.

***

Bir internet platformunda 'Bursalılar döner nedir bilmez' diye başlık açmışlar. Tabii bir Bursalı olarak hemen dikkatimi çekti, açtım bütün yorumları okudum. Gurmeliğim yok ama hiç de katılmıyorum bu önermeye... Evet Bursa'da alternatif olarak yemek seçeneği çok yok. Farklı lezzetler tatmak istediğinizde çok seçenek bulamıyorsunuz. Kesinlikle bu seçenekler arttırılmalı ama dönerden anlamaz falan filan bunu geçsinler bence.

Bursa'da yapmayı en çok sevdiğim şeylerden biri Heykel'de müdavimi olduğum dönerciden ayaküstü döneri alıp yiye yiye Nalbantoğlu'ndan başlayıp Altıparmak'a kadar yürümekti. Bazen rotayı değiştirip tiyatronun arkasından aşağıya çarşının içinden aktarları geze geze tur atmak... Bana eşlik edenlere de mutlaka yedirirdim o dönerden. Bursalılar döneri de cantığı da 'tahanlı' pideyi de iyi bilir efenim... İyi haftalar...