20 Haziran 2019 Perşembe, 17:29

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ece Sarı

Evlenemiyorsun çünkü...

Ece Sarı

iletisim@bursadabugun.com

Kusura bakmayın kıymetli okuyucular, bu yazı sadece 80'ler ve 90'ların ortasında doğmuş olanlara hitap ediyor. Ama ihtiyacımız var...

Niye evlenemiyorsunuz onu diyeceğim. 'Sen evlendin de kendini ayrı tuttun, akıl mı vermeye kalkışıyorsun?' falan demeyin, saçma olur. Kendimi de dahil ediyorum. Bu bizim yaştakilerin sancısı büyük, onu anlatacağım.

Şimdi bu sosyal medyanın hayatımızı ele geçirmesiyle herkes kendini diğeriyle kıyaslayıp daha zengin, daha güzel/yakışıklı, daha 'başarılı', daha izlenir olmak için akla hayale sığmayacak işler yapıyor, saçmalıyor da saçmalıyor. Tüketim kültürü çığır açtı, birey değil, insan değil, mal olduk adeta... Tüketim malı... Daha fazla, daha iyi, daha, daha, daha, daha!

Elinde telefonla büyüyen yeni nesil daha da hırslı. Okul ya da geleceği için hırslanmıyor; zaten öyle bir kaygısı yok... Tek arzuları oyuncu olmak, ünlü olmak, daha fazla izlenmek, beğenilmek... Çok özgüvenli görüntünün altında milyonlarca yalnızlık, kompleks, yaşama uyarlanamama sancısı, cehalet... Kısa yoldan zengin olma, hatta 'bir şey' olma kaygısı...

Bizim nesilde de meslek kaygısı çoktu. Her şey daha yerli yerindeydi ve haklı kaygılar vardı. Sosyal medya, internet, akıllı telefon yoktu. Doğaldı her şey, aklı başındaydı. Bizim dönemde de okuyan sıyrıldı, okumayan bir yol tutturdu. Bir önceki nesle kıyasla geç evlendi bizim nesil çoğunlukla... 20'lerin sonu, 30'ların ortasında. Evlenemeyenler şu an buhranlara giriyor. İlla okumaktan da değil bu yol arkadaşınını bulamama vaziyeti. Güven duygusu sıfırlandı bizim nesilde. Sokakta oyun oynayıp komşu evine rahat rahat girip çıkan nesil, ergenliğinin ortasında internetle tanıştı. Kısa bir süre önce metal müzik, rap müzik veya Çelik dinleyip sahilde flörtleşen ergenlik birden internette sohbet odalarında nicklerle yazışmaya başladı. İşte orada koptu kıyamet, bitti güven...

Hem aşırı güvenin, samimiyetin, dostluğun, bir nevi daha doğal bir ortamın tadını bilen bizim nesil, bir yandan da internetin açtığı çığırda kayboldu. Kimileri (hâlâ daha) batılılaşmayı kafayı bulup, festival festival gezip, dj olmak sanırken 'abiiiiğğğ evlilik nedir ya çok saçççma, geriyooo beni, zaten insan doğasında tek eşşşşliliğğğkkk yokkk' diyor. İşte bunlar aslında edebiyat üstatlarımızın zamanında romanlarında anlattıkları batılılaşma meraklısı ama asla batılılaşamayan tiplerin günümüzdeki versiyonudur. En çok Ortadoğu topraklarına sıkışmış olduğundan şikayet ederler, sanki bıraksan Avrupa'yı sanatıyla, yandan çarklı felsefesiyle, evde makinede yaptığı safi gürültü sözde müziğiyle fethedecek. Tek gecelik ilişkilerin, fıldır fıldır gezmelerin, estetik yaptırıp, vücut sergilemenin hayati ihtiyacını duyup, 'İzmir bir başkkkaaa yeaa' edebiyatı yapan altı boş festival güllerinin söylemleridir. Kendi donunu toplayamayıp toplayanın arkasından konuşanlardır. Bunların kökeni sokak futbolundan, evcilikten çıkıp internet dünyasına hızlı girişten ve internet bilgisinin yeterli olduğunu düşünmekten gelir. Çoğu da okumuştur, üniversite mezunudur. Gündelik konuşma dilinde kelime hazneleri toplasan 300'ü geçmez. Cümlelerinin sonunda nokta değil, küfür bulunur.

Bir de okuyup, saç baş döküp yalnız kalanlar var. Çoğu iyi üniversite mezunu, iyi bir meslek, hobi veya yetenek  sahibidir. Ülkenin şartlarından dolayı illa meslek sahibi demiyorum. Ne kalifiyeli insanlar işsiz, ne alakasız insanlar ne koltuklarda çünkü... Bunlar daha çok büyüdükleri evin sıcaklığını, aile samimiyetini aradıkları insanları eş olarak isterler ama hem güven ortamını, hem güvensiz ortamı tanıyan bizim nesil için güvenilir birini bulmak iyice zorlaşır. Yaş geçtikçe tahammülsüzlük, hevessizlik, güvensizlik, muhtaç değilimcilik artar. En ufak uyuşmazlık mesele olur, pembe panjur hayalleri yoktur. Herkes kendi yoluna gider, yalnızlık aynı yerinde durur.

İlla evlenmek şart mı da bunu konuşuyorsun diyenlere ithafen...

Hiç de değil. Mutluysan, sıkıntı yoksa insan yalnızken de mutlu olur. Hatta bazen, bazı ilişkilerin içinde olmaktansa yalnızlık çok daha yeğdir.

Ben 'evlenmek istemiyorum yeaaa' deyip içten içe hayatını paylaşmak isteyen, çift kişilik bir hayat arzu edenleri kastediyorum. Fazlasıyla dert dinlerim çünkü, sosyal çevremin Güzin ablasıyım. Ne saçma sebeplerle biten evliliklere şahit oldum, ne büyük aşkların ne aptal ihanetlerle bittiğine de... Hatta yıllarca sürüp aslında sırf yaşanması için yaşanan ilişkilerin nasıl yılları götürdüğüne de... Sonuç hep ayrılık...

Yani bizim nesildekiler için diyorum. Meslek kaygısı, gelecek kaygısı çoktu. Her şey daha kıymetliydi biz çocukken. Ne oyuncaklar, ne kıyafetler, ne makyaj malzemeleri, ne yemek, ne içmek bu kadar gani değildi. Bir ayakkabı moda olup istendiğinde bir süre beklenir, gerekli şartlar sağlandıktan sonra alınırdı. Böyle hemen şak diye internetten her bütçeye uygun siparişler vermek mümkün değildi. Tüketim kültüründen epey yaralansak da çocukluğumuzun masumiyetini de kaybetmedik. O nedenle güven ve güvensizliğin arasında yalnız kaldık. Bak şimdikilere çatır çutur ayrıl barış yapıyorlar. Onlar zaten güven duygusu nedir bilmiyorlar...

Lafı fazla uzatmayayım. Eğer psikolojik ve sosyal bir bozukluğunuz, akut yalnızlığınız, ve sonradan görme batılılığınız, karakter bozukluğunuz, kötü kalbiniz, ahlak yoksunluğunuz yoksa sorun sizde değil, sorun iki çağ arasında sıkışıp kalmamızdadır. Gerçek modernizmle gelenekselciliği birlikte istememizden kaynaklıdır. Arkadaşlık ilişkilerimizde de böyle... Daha sağlamcıyız, daha köktenciyiz, daha samimiyiz.

Ama tabii tüm bunları söylerken bizim neslimize ait festival güllerini ayırıyorum. Onlar çok sıkıntılı, onlardan kaçın...

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Tam da bu güven konusu üzerine cuk oturan bir film önerim var bu hafta. Searching yani Kayıp Aranıyor adlı film... 2018 Amerikan yapımı bir gerilim filmi. Baba ve kız arasındaki güven ilişkisine de değiniyor, hem de sosyal medyanın bizi ne kadar ele verdiğini de... Tavsiye ediyor, güvenli, sıcacık ortamların içinde bulunacağınız bir hafta diliyorum.

Hırs ve öfkeniz sizin aynanızdır aslında... Ben böyle bilir, böyle inanırım. Ama bu kez hırsa odaklanacağım. Hırs fena şey kıvamında olmayınca. Eğitim ve iş hayatınızda kararında hırs sizi başarıya ulaştırır. Ama dozunu kaçırdığında kıskançlığa kadar gider ki adamın hayatını kaydırır.

Şimdi bu sosyal medyanın hayatımızı ele geçirmesiyle herkes kendini diğeriyle kıyaslayıp daha zengin, daha güzel/yakışıklı, daha 'başarılı', daha izlenir olmak için akla hayale sığmayacak işler yapıyor, saçmalıyor da saçmalıyor. Tüketim kültürü çığır açtı, birey değil, insan değil, mal olduk adeta... Tüketim malı... Daha fazla, daha iyi, daha, daha, daha, daha!

Elinde telefonla büyüyen yeni nesil daha da hırslı. Okul ya da geleceği için hırslanmıyor; zaten öyle bir kaygısı yok... Tek arzuları oyuncu olmak, ünlü olmak, daha fazla izlenmek, beğenilmek... Çok özgüvenli görüntünün altında milyonlarca yalnızlık, kompleks, yaşama uyarlanamama sancısı, cehalet... Kısa yoldan zengin olma, hatta 'bir şey' olma kaygısı...

Bizim nesilde de meslek kaygısı çoktu. Her şey daha yerli yerindeydi ama haklı kaygılar vardı. Sosyal medya, internet, akıllı telefon yoktu. Doğaldı her şey, aklı başındaydı. Bizim dönemde de okuyan sıyrıldı, okumayan bir yol tutturdu. Geç evlendi bizim nesil çoğunlukla... 20'lerin sonu, 30'ların ortasında. Evlenemeyenler şu an buhranlara giriyor. İlla okumaktan da değil bu yol arkadaşınını bulamama vaziyeti. Güven duygusu sıfırlandı bizim nesilde. Sokakta oyun oynayıp komşu evine rahat