19 Temmuz 2019 Cuma, 09:30

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ece Sarı

Benim adım mucize!

Ece Sarı

iletisim@bursadabugun.com

Doğumuma 7 hafta kadar az bir süre kaldı. Tek duamız bebeğimizi sağlıkla kucağımıza almak ve güzel bir ömrün başlangıcını sağlayarak iyi ve mutlu bir aile olarak hayatımıza devam etmek. 20'lerimin başında metal ve klasik müzik hayranı, geveze, eğitim düşkünü, akademide feminizm çalışıp hakkaniyetli bir insan olmaya çalışan inatçı bir genç kadındım. Şimdi son yirmili yaşımda yani 29'umda anne olmayı bekleyen, mesleki tatminini büyük oranda sağlamış, dünyaya hala aynı (fakat dahası eklenerek) ideolojik örgü doğrultusunda bakan ama daha sakin, daha da hakkaniyetli ve yine inatçı bir kadın olarak tamamlıyorum. Hamilelik süreci boyunca hayatımda ilk defa edindiğim bu tecrübeler dizisinde çok enteresan şeyler öğrendim ve deneyimledim. Hamile olmak hem muhteşem, hem de yüksek sabır gerektiren bir şeymiş. Neler mi öğrendim?

-Ne kadar yozlaşsak da memlekette hamileye hürmet hâlâ var. Normalde giydiğim elbiseyle laf atacak denyolar bile yer veriyor, yardım etmeye çalışıyor. Hemcinslerimizle dayanışma konusunda kötü bir raddede olsak bile hamilelik konusunda çoğu kadın hem çok yardımcı, hem de çok feminist. Teşekkürler kadınlar...

-Akıl verenin çok oluyor. Kendi çocuğuyla kısıtlı zamanda vakit geçiren ve bakımını sağlayan kişiler de dünyanın en iyi annesi/babası rolünde dolanıyor etrafında. İrrite olmamak elde değil.

-Bu akıl verenlerin çoğu yemin ederim ki erkekler... Hatta bir tanesi işi abartıp sezeryan doğum yapmamamı çünkü annelik içgüdüsünü etkileyeceğini falan savundu. Dedim ki 'Kaç normal doğumun var?' Boyunca iki oğlanı doğurmuş karısına çay bardağının kenarına parmağındaki yüzüğüyle tık tıklayarak çay isteyen adam cevap vermedi...

-Herkes ne kadar anlayışlı davrandığını savunsa bile aslında yalnızsın. Tüm bu hormonlar, annelik, kadınlık, gelecek kaygısı, doğum korkusu, değişen ve kilo alan vücudun, sosyalleşememe, sosyal ve mesleki hayattan uzak kalacağın gerçeği, kadınlık çatışmaları ve toplumun saçma sapan zırvalarınla başbaşasın. Daha doğurmadan insanların sana doğumdan sonra soracakları sorular kulaklarında çınlıyor.

-Ben ki hamilelik hakkında annemler ve eşim dışında çok konuşmayan, insanları bu konuyla terörize etmeyen, hamile olduğumu hissettirmeyecek şekilde davranmaya çalışan, gayet hareketli, her işimi kendim görecek kadar enerjik olmama rağmen kısacık da olsa hamilelikten bahsetsem bile bazı insanlar 'Senin de başka konun yok' şeklinde yorum yapabiliyor. Bu arada 3 saattir kendi derdini anlatan insanlar bunlar... Sana 'Eee senin nasıl gidiyor hamilelik?' diye sormadan üstelik. Halbuki ben işimi, sorunlarımı bir kenara bırakıp iki bira içip arkadaşlarımla dertleşircesine bırakamıyorum hamileliği, sırt ağrılarını, uykusuzluğu, korkularımı... Hamileysen kolaylıkla yaftalanabilirsin, hazırlıklı olmak gerekiyormuş... Bu yazıyı yazarken bile on kere düşündüm...

-Güzelliğine pek düşkün henüz doğurmamış ya da doğurmuş ama pek sığ kalmış kadınların 'Kilo almışsın, ay çok minnoş olmuşsun, yanaklarına renk gelmiş, çok yorgun gözüküyorsun, gözaltların kararmış, ben hiç kilo almamıştım vb.' şeyleri hamilenin suratına söylemeyi matah sanıyorlar. Al bu da hemcins terörü... Ulan vücudumda kalsiyumumu, demirimi, çinkomu kökleyen, gece 26 defa tuvalete kaldıran bir canlı var.Kedi enciği doğurmuyoruz, insan bu! Sağa ve sola dönmek dışında uyku pozisyonuna giremiyorum ve uykuda ona zarar veririm diye tüm uykularım yarım ve hâlâsidikli popstarlar benden ışıldamamı bekliyor. Cameeee onnnnnn!

-Hamileler depresyon konusunda naz yapmıyorlar. Bundan eminim. Ama etrafındaki insanlar senin hamile olmadığın zamanlardaki güleryüzünü, enerjini bekleyebiliyor.

-Kapitalizm hamileleri avucunun içine almış. Yok bilmem ne kremi, yok bilmem ne pompası, yok bilmem ne pamuğu... Sonsuz ihtiyaçlar listesi... Ve her markada değil yani... Spesifik onu şu markadan alacaksın, bunu bu markadan... Bazılarının aşırı saçma olduğunu bilerek aldım. 'Çok lüzumlu' dediler. Bir bildikleri vardır inşallah...

-Hamilelikte her öfkelendiğin ya da tepki gösterdiğin şeye 'hamileliktendir' demek kadar aşağılayıcı bir şey yok. Hamile kaldık, gerizekalı olmadık ki... Hormonlar mutlaka etkili ama 9 ay kısa zaman değil. 9 ayda sadece hamileler değil, normal insanlar da evriliyor.

-Kadın olmaktan uzak bir dönem... Hormanlar vücudunu değiştiriyor, kullandığın takviyeler biyolojinle oynuyor, duruşun, saçın, tırnakların değişiyor. Elin ayağın büyüyor. Buraya yazmak istemeyeceğim çok şey oluyor. Bu süreç içinde karısını aldatan eşlerin yüzüne tükürüyorum. Vurguluyorum severek evlenmek, iyi bir eş, iyi bir evlilik, karı koca olmanın dışında dost da olabilmek hamilelik sürecinde aşırı önem kazanıyormuş.

-Bebek ile ilgili tüm her şeye annesi ve babası karar vermeli. Hediye almak ile çocuğun eşya ve kıyafetlerine karar vermek, annenin nerede, nasıl doğum yapacağına karışmak, annenin suratına 'bu çocuk aynı babası' demek (şaka yollusunu kastetmiyorum. Onu bana da yapıyorlar, hoşuma gidiyor. Bunu ciddiyetle yapanlara atıfta bulunuyorum) ayıptır. Anne ile olan anlaşmazlıklar hamilelik süresince ve bebeği alet ederek kullanılmamalı. Kullanan da kınanmalı.

-Hamilelik süreci istediğini yediğin içtiğin bir süreç de değil small beden henüz bebeksiz arkadaşlarım. Konuyu bize çok yanlış anlatmışlar...

-Ve hamilelik, neye nasıl inanıyorsan, hangi dinde ve nasıl tapınıyorsan tapın, bir mucizeye şahit olmakmış. Bir daha bebeğine hiç bu kadar yakın olmayacağın bir zaman dilimi, rahminin sihirini, kadınlığın mucizesini tattığın, senin kanına, sütüne, içtiğin suya, attığın kahkaya muhtaç bir meleğin yüzünü görmeyi beklediğin bir dönemmiş. Korkunun mutlulukla, heyecanın zorluklarla bezendiği, donunu bile toplayamadığın, tek başına giyinemediğin bu zamanlarda sinirle birlikte mutluluktan gülmekmiş. İyi bir eşin, iyi bir baba olacağına emin olmak ve severek, aşık olarak evlenmenin ne mühim olduğunu anladığın bir dönemmiş. Eş desteği, aile desteği pek önemliymiş. Hamilelik mucizeymiş, ben mucizeymişim...

NOT: Bazı yazılarımın ardından bazı mesajlar, yorumlar alabiliyorum, hep almışımdır, bu işi yapanlar almıştır. Kıyıdan köşeden, dayıdan amcadan gazeteci olmadıysanız kişileri işaret ederek yazı yazmazsınız. Herkesi gazeteci yaptığınız gibi, gazeteciyi de herkesleştirmezsiniz. Yazılar kişiye/kişilere ima edilsin, kişisel hırslar çıkarılsın diye yazılmaz, bu cahilliktir, çiğliktir. Yazan kişi duyduklarını, gözlemlediklerini, izlediklerini, hissettiklerini, eğitimi sayesinde öğrendiklerini yazar, dedikodu yapmaz. Bireysel alınganlıklara da takılmaz, takılırsa kendine sansür koymuş olur, yazamaz. Dünya sizin etrafınızda dönmüyor, dünyanın kendisi dönüyor. Gözlem yapın... İyi haftalar...