25 Temmuz 2019 Perşembe, 15:47

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ece Sarı

Atatürk'ün kemikleri sızlıyor!

Ece Sarı

iletisim@bursadabugun.com

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Ama nereeedeeeee?!

Umutsuzluğum artıyor, gelecekten yana kaygılıyım. Biz daha 30'lara yeni girmişken, arada büyük bir nesil farkı yokken aradaki uçurumu gördükçe sinirlerim bozuluyor. Biz Gençliğe Hitabe'nin her satırını ezbere bilirken gençler İstiklâl Marşı'nın ilk iki kıtasını  okuyamıyor. Okusa da okuduğunu anlamıyor. Genelleme yapıyorum elbet ki, mutlaka ışıldayanlar var. Ama üniversite sınav sonuçlarına baktığınızda ne halde olduğunu görüyorsunuz bu çocukların. Sınav sonuçları elbet ki tek başına başarının ölçütü değil. Ama geçtim sınavları, sokağa baksanız yeter.

Yüzünde on kilo makyajla 17 yaşındaki kız 27 yaşında gibi dolanıyor, kıyafetler o biçim. Yaz tatilini geçtim, okula değil podyuma gidercesine... Kollarda dövmeler, alkol, sigara... Kullandıkları dil Türkçe değil. Akılları fikirleri sosyal medya fenomeni olmak, çok beğeni toplamak, aşk meşk, cinsellik... Uzaktan bakarak değil, gayet yakından görerek söylüyorum. Erkekler desen sanki üniversitelerin en iyi bölümlerinden mezun olmuşcasına bir rahatlık, alkol, ortamlar, barlar, kızlar...

Çok uzak değil işte, bizim neslimizde, biz de gezerdik tozardık, süslenirdik. Gezmek sinemaya, kafeye gitmekti, süslenmek bir rimel, pudra sürmekti, alkol ve cinsellik için çok küçük olduğumuzu düşünürdük, elimizden kitap düşmezdi. Çoğunluk böyleydi, aksi olanlar bir baltaya sap olamadı zaten. Şimdi herkes balta, herkes sap!

Soruyorsun, Türkiye'nin hangi yarım kürede olduğunu bilmiyor, en basit Türkçe kelimenin anlamını soruyorsun bilmiyor, aptala sorar gibi cumhuriyetin ilan tarihini soruyorsun salak salak pişkince suratına gülüyor, bu ülkenin en önemli değerlerini, yazarlarını soruyorsun 'internet fenomeni mi?' diyor. Ama hareketlere, tipe baksan hayatın en acı deneyimlerini yaşamış, büyümüş de küçülmüş adeta, öyle konuşmalar, öyle dertler... Saygı zaten hak getire, terbiye yok... Yağğğlı yuğğğlu ağzını kaydırarak konuşmalar, küfür kıyamet, başka ülkelerden, kültürlerden habersiz, ömürleri saçma sapan mekanlar ve kozmetik dükkanları arasında geçiyor.

Üzgünüm... Hâlâ gencim, gençlerin hayatta her şeyi deneyimlemesinden yanayım. Ama bunlar daha çocuk... Geleceğini ele almadan, 'hayatımı nasıl idame edeceğim' diye bir adım atmadan ne alkol içebilirsin, ne festival festival gezebilirsin, ne de suratına o makyajı yapabilirsin... Çok acı... İçleri bomboş, kafaları bomboş, hobi yok, merak yok, bilgi yok, etiket var, bir şey olma derdi var ama olmak istedikleri şey için bir emek yok...

Kültürel birikim sıfır, empati, siyasete ilgi, yorum yeteneği, gelecek kaygısı yok. Ellerinden telefonu alsan özgüvensiz, yalnız kümeler yığını... Onlardan yaşça küçük çocukların vatan için öldüğü bu ülkede mış gibi davranmaktan başka bir halt ettikleri yok. Ya din adı altında kümelendiler, ya sözde modernlik... Konuşma yetenekleri sosyal medya platformlarından öte değil, bina üniversiteleri çoğaldıkça üniversiteye girmek de kolay. Kaygı yok. Üniversite mezunu cahiller yığını... Parası olan doktor da oluyor, öğretmen de... Canımızı, geleceğimizi emanet edeceğiz.

Bir de 'mezuna kalmak' diye bir laf türetmiş bunlar. Barajı geçememek, başarısızlığın adı 'kazanamadım, barajı geçemedim' değil de mezuna kaldım olmuş. Vah vah canlarım benim!

Acımasızım üzgünüm... Kendim de dahil ne zorluklarla sınavı kazandığımı bilirim, ne zorlu mücadeleler veren tanıdıklarım oldu. Herkes üniversite okuyacak diye bir şey yok. Bu ülkenin işçiye de, temizlikçiye de, fırıncıya da, kasiyere de ihtiyacı var. Ama öyle bir sahte özgüvenle dolup taşıyorlar ki bu işleri hem küçümsüyorlar, hem de avukat, doktor, sanatçı olacak yetenekleri yok. Nasılsa sanatçı olmak iki saçmalayarak rapçi veya salak salak videolar çekip fenomen olmak onlar için...

Öğretmen kalitesi yerle bir... Bu çocuklar okulda hiçbir şey öğrenmiyor. Aileler ilgisiz, geçim derdinde, uyuşturucu diye acı bir gerçek var, gençliğimiz yozlaşıyor, eğitim sistemi de buna davetiye çıkartıyor. Dünyanın konjonktürü çocuklarda umutsuzluğa sebep oluyor, her şey manasız, değersiz geliyor. İnternet ortamı yaşamın gerçekliğinden uzaklaştırıyor, sunulan yaşam biçimleri cazip geliyor ama özü hakkında bilgiler verilmiyor. Gençliğin ışığını söndürmek için çok etken var, çok el var üstlerinde... Ancak hep vardı ve hep olacak. Buna mücadele etmek, kendi geleceklerini kurtarmak zorunda olduklarının farkında olmak yine kendi ellerinde...

Atatürk'ün kemikleri sızlıyor... Nazım Hikmet'i sosyal medya fenomeni, fotosentezi fotoğrafla ilgili bir terim sanan, memleketinin hangi yarım kürede olduğunu bilmeyen, kullandığı dile uzak, çeşitli bahane ve vesilelerle yozlaştırılmış bu çocukları hissettikçe Atatürk, eminim kemikleri sızlıyor...