30 Kasım 2018 Cuma, 14:42

Arkadaşıma gönder
Favorilerime ekle
Bu yazıyı yazdır
Yazı boyutu
Ahmet Yağcı

Ekonomi çarklarının yeniden hızlanması için üretime odaklanmalıyız

Ahmet Yağcı

iletisim@bursadabugun.com

Merhaba,

Yılın son dönemine girdiğimiz şu süreçte, 2018 yılıyla ilgili Türkiye ekonomisi değerlendirmesi ve 2019'da ülkemizi bekleyen gelişmeler hakkında genel bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Özellikle TL'nin döviz kurları karşısında tarihin en düşük seviyesine gerilediği ağustos ayı ve sonrasındaki süreç hem iş dünyası hem de toplum açısından bir hayli zorluklara sahne oldu.

Yakın coğrafyamızda yaşanan siyasi gelişmeler yıl boyunca etkisini hissettirirken, zorlu geçen ağustos ayıyla birlikte belirginleşen döviz kurundaki artış, reel ekonomimiz üzerinde negatif etkilere neden oldu.

Devletimizin bu konuda acil eylem planını devreye alması ve döviz kurunun reel ekonomi üzerindeki etkisini sınırlandırmak adına zamanında aldığı önlemler ise iş dünyası açısından faydalı sonuçlar ortaya koydu.

Bu noktada özellikle üretimde yerlileşme hareketinin son derece önemli olduğunu görüyoruz.

Nihayetinde yabancı sermayeli şirketler açısından artan döviz kurları avantaj sağlasa da yerli işletmelerin geleceği için bu hamle son derece önemliydi.

Bununla birlikte, uzun yıllardır istikrarlı büyümesini sürdüren Türkiye'nin 2018'de yaşadığı bu sancılı süreçten sonra tekrardan yükselişe geçmesi için üretim temelli kalkınma yoluna gidilmesi de mutlaka meyvelerini verecektir.

Diğer yandan önümüzdeki yıla bakacak olursak, ekonomistlere göre 2019 yılında küresel likiditede daralma beklentisi söz konusu.

FED'in parasal sıkılaştırmayı durdurması ya da ertelemesiyle ilgili henüz herhangi bir belirti olmasa da dış kaynağa ihtiyaç duyan ekonomiler açısından daralan küresel likiditeye ulaşmak adına yaşanabilecek olası rekabet, faizleri de yukarıya çekebilir.

Ayrıca Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü OECD'nin 2018 Ekonomik Görünüm Raporu'nun ikincisi de geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Raporda, Türkiye için bu yıl öngörülen büyüme oranı %3,3 olarak yer alırken, gelecek yıl ise Türkiye'nin geçici olarak %0,4 küçüleceği tahminine yer verildi.

Raporda yer alan, "Eğer güven, varsayıldığından daha hızlı bir şekilde yeniden sağlanır ve risk primleri ve uzun vadeli faiz oranları daha hızlı aşağıya indirilirse, Türk ekonomisindeki toparlanma daha hızlı gerçekleşebilir ve büyüme daha güçlü olabilir" notu ise oldukça dikkat çekici...

Tüm bunlara ek olarak, 2018 yılı içerisinde Türkiye ve ABD arasında yaşanan ekonomik savaşın yerini normalleşmeye bırakması da gelecek adına pozitif bir tablo öngörüsünü kuvvetlendiriyor.

Nitekim iki ülke arasındaki mevcut çok boyutlu ilişkilerde, 2019 yılıyla birlikte iş birliğini güçlendirecek gelişmelerin beklenmesi, Türkiye ekonomisine de kuşkusuz olumlu anlamda yansıyacaktır.

Toparlayacak olursak, Türkiye ekonomisinde çarklarının yeniden hızlanması için üretim temelli ilerlemek ve katma değere odaklanmak zorundayız. Bu noktada da özellikle katma değer öncelikli, yenilikçi ve inovatif anlayışın benimsenmesi, küresel rekabette ülkemize avantaj olarak geri dönecektir.

Çünkü Türkiye, tarih boyunca sahip olduğu üretim kabiliyeti ve potansiyeli ile her zaman güçlü bir ülke olmuştur.

Bu noktada, ülkemizin sahip olduğu genç ve dinamik nüfusu en iyi şekilde donatarak, nitelikli iş gücünü daha da artırmamız gerekiyor.

Bu bilinçle, Türkiye'nin ileriye dönük güçlü hedeflerine ulaşması için hep birlikte sorumluluk almaya devam etmeliyiz.