Bursada Bugün Bursa haber bursa haberi bursa haberleri Bursa

Ortadoğu'da dengeler yeniden şekilleniyor

Kahire sokaklarındaki bölünmüşlüğün ilânihaye sürmeyeceği biliniyor. Bir realite olarak var olan Müslüman Kardeşler'in iktidardan uzaklaştırılması, gelecek aylarda veya yıllarda, dönmeyecekleri anlamına gelmiyor

Ortadoğu'da dengeler yeniden şekilleniyor

Mısır'da, 3 Temmuz günü gerçekleşen askeri darbe konuşulmaya ve de tartışılmaya devam ediyor. Sokaklarda ki bölünmüşlük sürerken küresel ve bölgesel aktörler tutumlarını netleştirmeye çalışıyorlar. Mısır hiç şüphesiz Arap dünyasında merkezi bir konuma sahip. Bu sebepten ordunun gerçekleştirdiği darbenin bölge dengeleri üzerinde önemli etkileri olacaktır. Tarafların kim olduğunu daha iyi anlamak için darbeye karşı çıkanlar ve çıkmayanları tespit ederek işe başlamalı. Darbe akşamı El- Sisi'yi arayarak veya açıklama yaparak tebrik eden bölge devletleri içinde Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri bulunuyor. Yaşananları, demokrasiye yapılmış bir darbe olarak gören ve eleştiren ülkelerin başında Türkiye, Tunus ve kısmi olarak Katar'ın öne çıktığını görüyoruz. İsrail'in tutumu bölgesel yaklaşımının dışında olmadı.


Askeri darbe öncesi ve sonrasında beliren iki fotoğrafı göz önünde bulundurmak durumundayız. Birinci fotoğrafta, darbe öncesi Müslüman Kardeşlerin iktidar olduğu Mısır'da bölgesel ilişkiler bağlamında Türkiye ve Katar'ın yakın işbirliği içinde olduklarını görüyoruz. Türkiye ve Katar, Mısır'ın ekonomik sorunlarını aşması noktasında gerekli desteği sağlarken, Katar 2013'ün Nisan ayında toplamda 8 milyar dolarlık bir yardımda bulunacağını açıklamıştı. Türkiye 2012'den bu yana yardımlarını sürdürüyor. İkinci fotoğrafta, Mısır'ın hem siyasi yaşamında hem de iktisadi yapısında varlığını hissettiren askerler, selefi hareketi destekleyen Suudi Arabistan ve birkaç körfez ülkesi bulunuyor. Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin, geçen hafta, yeni yönetime 12 milyar dolarlık yardım sözü vermesi bölgesel dengeler üzerinde oynamak istedikleri rol hakkında fikir veriyor. Ayrıca bölgesel ölçekte görülen dengenin mikro ölçekte de var olduğunu söyleyebiliriz.


Türkiye'nin Arap dünyasıyla ilişkileri farklı paradigmalardan geçerek bu günlere geldi. Genel olarak Arap dünyası Türk dış politikasına 1960'larda, Kıbrıs meselesi çerçevesinde, Makarios'un sesini duyurduğu, bizlerin ise uluslararası sahada yalnızlığa itildiğimiz bir ortamda ama özellikle Kıbrıs harekatı (1974) sonrasında ciddiyetle yöneldiğimiz bir dünya oldu. Yakınlaşma İsmail Cem ve Ahmet Davutoğlu'nun dışişleri bakanlıkları döneminde çeşitli sahalarda (kültür, ekonomi, diplomasi...) yoğunlaştı ve farklı perspektifler içinde sürdürülmeye devam ediyor. Mısır-Türkiye ilişkileri Cumhuriyetin ilk yıllardından Hüsnü Mübarek dönemine kadar belirli mesafeler içinde şekillendi. Mısırlıların Mübarek rejimini sonlandırmasından sonra ilişkilerimizde yeni bir sayfa açıldı. Birkaç başlıkta ifade edecek olursak Filistin meselesi, Suriye iç savaşı ve Doğu Akdeniz'de 2010'dan bu yana yaşanan enerji rekabeti çerçevesinde, Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail, Yunanistan dengesine karşı Mursi'nin iktidara gelmesiyle Türkiye -Mısır "dengesi" belirdi. Suriye ve Lübnan'ın içinden geçtikleri krizler sebebiyle denklem dışı görünseler de tamamen oyun dışı sayılmazlar.


Bölgesel sorunlar, uzun yıllar, Mısır ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde çözülmeye çalışıldı. Hüsnü Mübarek'in devrilmesinden sonra Müslüman kardeşlerin iktidara gelmesi Suudi Arabistan'ı tamamen saf dışı bırakmasa da Türkiye ve Katar'ı öne çıkardı. Suudi Arabistan'ın askeri müdahaleden memnun görünmesi, bir umut, eski günlere dönüş olarak yorumlamasından kaynaklanmaktadır. Körfez ülkeleri içinde Katar'ın bölgesel bir aktör olma yolunda 2011'den bu yana diplomatik sahada aktif rol aldığını görüyoruz. Medya, spor ve ekonomi yumuşak gücünü oluşturuyor. Katar'ın yaşananlardan sonrada Mısır'a aktif desteğinin süreceğini duyurması, bölgesel beklentilerinden vazgeçmeyeceği ve rekabetin sürdürüleceğine yorumlanmalı.


Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan'ın Müslüman Kardeşler'le birlik içinde hareket etmemesinin iki sebebi var. Birincisi, savundukları toplumsal projenin Suudi Arabistan'ın yaymaya çalıştığı projenin antitezi olması; ikincisi, köklü bir hareket olması (1928) sebebiyle yönlendirilmeye açık olmaması. İktidar değişimlerinin görüldüğü Arap coğrafyasında, Suudi Arabistan'ın desteklediği selefi karakterli partilerin hayat bulması ve doğrudan Müslüman Kardeşler'le rekabet içinde olmaları bölgesel politikasının bir parçasını oluşturuyor.


Amerika Birleşik Devletleri'nin Mısır konusunda yaptığı açıklamalar, önceliğinin dengelerin muhafazasında olduğunu gösteriyor. ABD, Mısır'a her yıl verdiği 1,3 milyar dolarlık yardımın bağlı olduğu şartların sorgulanmasını engellemeye çalışırken, bölge güvenliğini tehdit edecek gelişmeleri de engellemeye çalışıyor. Amerika, ekonomide ki liberal tutumu ve Suriye konusunun dışında, bölgenin geleceğine ilişkin Müslüman Kardeşler'le paylaştığı herhangi bir görüş yok. Riyad'ın darbe sonrası yeni yönetime sağlayacağı maddi destek Washington'un bölgesel politikasıyla da örtüşüyor.


Kahire sokaklarındaki bölünmüşlüğün ilânihaye sürmeyeceği biliniyor. Bir realite olarak var olan Müslüman Kardeşler'in iktidardan uzaklaştırılması, gelecek aylarda veya yıllarda, dönmeyecekleri anlamına gelmiyor. Bütün iç ve dış aktörler/taraflar gelişmelere göre tutumlarını veya yapacakları hamleyi belirlemeye çalışırken, riskler kadar belirsizlikleri de göz önünde bulundurmaları gerekiyor. Ne var ki Mısır'dan yükselen fikri parçalanma saptanmasını güçleştiriyor.

Kalan karakter : 450

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!