Bursada Bugün Bursa haber bursa haberi bursa haberleri Bursa

Ömer Çelik'ten MYK sonrası önemli açıklamalar

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Paşinyan yönetimi haydut devlet gibi davranmaktadır. Ermenistan saldırısında susanlar, Azerbaycan mevzi kazandığı zaman ateşkesi hatırlatıyorlar. Azerbaycan ordusu bundan sonra da gereğini yapacaktır" dedi. Çelik, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun erken seçim çağrısına da yanıt verdi.

Ömer Çelik'ten MYK sonrası önemli açıklamalar

Sözcü Çelik'in açıklamalarından satır başları şöyle; 

"Annelerin evlatlarına olan düşkünlüğünün hiçbir şekilde hiçbir kelime ile izahı mümkün değildir. Bizde kendi dilimizde ana gibi yar olmaz Bağdat gibi diyar olmaz diye bir söz vardır. Diyarbakır anneleri evlatlarına kavuşmak için bu zorlu mücadeleyi sürdürüyorlar. 407 gün oldu, 160 aile bu nöbete katıldı. Evladına kavuşan aile sayısı 18'e yükselmiş oldu. Kimse evlat nöbetine duyarsız kalmaması gerekir.

Burada sessiz kalanların kimler olduğunu, ötelemeye, unutturmaya çalışanların kimler olduğunu biliyoruz. Tek tek isim vererek saymayacağım. Önemli olan vicdan nöbetinin soylu bir şekilde devam etmesi ve bizim hiçbir zaman unutmayacağımızdır. HDP'nin Şırnak il binasında da anneler evlat nöbetlerine başladılar. Şırnaklı kadınlardan kan ve gözyaşına yeter ilkesi etrafında bu çağrıları herkese ulaştırmaya çalışıyorlar. Şırnak ve Diyarbakır annelerinin her zaman yanında olacağımızı ifade ediyoruz.

Hatay'daki orman yangını hepimizi çok üzdü. Bunu yakın bir şekilde takip ettik. Buraya Tarım, İçişleri ve Sağlık Bakanlığımızın imkanlarıyla Hataylı kardeşlerimizin acısını sarmaya gayret etti. Türkiye'de yaz aylarında maalesef yoğun orman yangınlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. PKK'lı grubun biz yaptık demesi, alçakça sevinç ortaya koyması kuşkusuz lanetlenmesi gereken bir durumdur. Bazı siyasetçilerin önce duyarlılık gösteri tweet atıp sonra bunu sildiği görülmüştür.

İçişleri Bakanlığımız ilk günden itibaren olayı takip ediyorlar. Orman yangını çıkarmayı PKK'nın kendisine yöntem olarak seçtiğini daha önce duyurmuştu. Herhangi bir sonuca ulaşıldığında yetkili makamlar yangının nasıl çıktığını, nasıl büyüdüğünü açıklayacaktır. Demokrasinin tehdit aldığında olduğu konulardan bir tanesi de ekolojik terördür. Ekolojik terörle ülkemizin tehdit edilmesine karşı yüksek bir ilginç ve operasyon kabiliyeti genişletilmiştir. Demokrasiden bahsedilenler, orman yangınlarını eleştirmeyenlerin farkındayız. PKK'nın yaklaşık 2 yıldan beri örgüt mensuplarına ekolojik terör talimatı verdiği biliniyor.

Her olayda devlet ciddiyetiyle olaya bakmak zorundayız. Bu konuda soruşturma devam ediyor. Terörle mücadelede Pençe Operasyonları güçlü bir şekilde sürüyor. Kardeş ve komşu ülke topraklarından ülkemize sızıyorlar. Gönül isterdi ki, komşu ve kardeş ülkeler kendi içinde bu terör örgütlerini temizleyebilsinler. Bu söz konusu olduğu zaman Türkiye'nin dışarıda operasyon yapmaktan başka bir şey kalmamaktadır. Irak'ta konumlanmış olan unsurları bertaraf etmek için güçlü bir şekilde mücadele ediliyor.

Terör örgütlerinin birtakım uluslararası güçlerin Türkiye'ye karşı kullandığı bellidir. Bunların ideolojik bir faaliyet içinde olduğu sadece mensuplarını kandırmak için bir şeydir. PKK terör örgütünün tek ideolojisi Türkiye'ye düşmanlıktır. Kürtlerin iyiliğini istiyorum, mücadele ediyorum gibi sözlerin baştan aşağı yalan olduğu; tam tersine Kürt düşmanı bir organizasyon olduğu açıktır. Kuşkusuz buna karşı iç güvenlik ve dış güvenlik açısından ülkemiz gereken cevabı verecek kudrete sahiptir.

Bütün güvenlik güçlerimize buradan selamlarımızı, desteklerimizi, dualarımızı gönderiyoruz. Allah yardımcıları olsun diyoruz.

Pandemi sürecinde Kovid'in henüz hayatımızdan çıkmamış olması nesillerin geleceği açısından eğitim meselesidir. Yüz yüze eğitimde ikinci aşamaya geçildi. İlk aşamada TRT EBA, dijital kanallarımız. Bunlar 31 Ağustos'ta ilk ders yılı çalındı. İlk adımı 21 Eylül'de atıldı. Hijyen ve sosyal mesafe kurallarına uymak bakımından iyi bir standart geliştirildiğini görüyoruz. Burada öğrencilerimiz haftanın iki günü okullarında olacak. Bilim Kurulu'nun tavsiye kararları çerçevesinde bu süreç yönetiliyor. Çocuklarımızın okullarda kalış süresi ve sınıf sayıları azaltılıyor.

Esnek bir model var. İsteyen velilerimiz çocuklarını gönderiyor, istemeyen velilere esneklik tanıyor ve bu çocuklar eğitimsiz sayılmıyor. Süreci güçlü bir şekilde takip ediyoruz.

Azerbaycan-Ermenistan arasındaki meseleden Azerbaycan'a dönük Ermenistan'a dönük çirkin, haksız saldırısını daha önce lanetlediğimiz gibi, günü birlik hatta saatlik takip ettiğimizi söyleyebilirim. Ateşkes söz konusu olduğunda Ermenistan tarafı Gence'ye bomba yağdırarak bu ateşkesi bozdu. Ermenistan saldırdığı zaman ortada herhangi bir mesele yok iken, sesi çıkmayanlar, ya da sadece 'tansiyonunun yükselmesinden dolayı kaygı duyuyoruz, taraflara itidal tavsiye ediyoruz' derken Azerbaycan güçlü bir şekilde topraklarına sahip çıkmaya başlayınca sürekli ateşkes çağrısı yapıyorlar.

Birincisi söz konusu topraklar Azerbaycan Türkünün toprağıdır. Burada işgalci olan Ermenistan'dır. Karşımızda Paşinyan yönetimi bir haydut devlettir. Haydut devlete itidal çağrısı yapanlar Azerbaycan biraz mevzi kazandığı zaman hemen ateşkes çağrıları yapmaktadırlar. Her türlü meşru değere saldırı var, sesleri çıkmıyor. Minsk Grubu Azerbaycan ve Ermenistan'ı eşit iki kefeye koyuyor. Burada eşit iki kefe yok. Uluslararası hukuku açıkça ihlal eden taraf Ermenistan'dır. Azerbaycan ordusu da kuşkusuz bundan sonrasında gereğini yapacaktır. Biz Azerbaycan ordusunu, Ermenistan'ın bu saldırısına karşı aldığı her kararı güçlü bir şekilde destekliyoruz.

Azerbaycanlı kardeşlerimiz nasıl ve ne şekilde olmamızı istiyorlarsa Türkiye yanlarında olmaya devam edecektir. İşgalci olanla toprağa işgal edileni eşit kefeye koymak hukukun açık ihlalidir.

Doğu Akdeniz'de bakıma alındıktan sonra Oruç Reis gemisinin görevine dönmesinden sonra üst üste açıklamalar geliyor. Böylesine hukuktan yoksun, saçma sapan açıklamalar olabilir mi? Farklı farklı ülkelerin açıklamalarına bakın sanki her biri Yunanistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yazılmış. Kes kopyala yapıştır yöntemiyle aynısıdır.Biz yetki alanlarımız içinde kıta sahanlığımız içinde arama yapıyoruz. Ana karaya 15 kilometre uzaklıkta mesafede. Tutmuşlar, Türkiye'de burada istikrarsızlık unsuru oluyor gibisinden akılla bağdaşmayacak yaklaşımlar gösteriyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti Atatürk'ün 'Yurtta Sulh Cihanda Sulh' ilkesine bağlıdır. Karşımızda dayatmalarla müzakerenin, diplomasinin değerini bilmeyen sürekli Türkiye ve KKTC'nin haklarını gasp etmek isteyen güç varsa bunun cevabını vermeye hazırız.

Cumhurbaşkanımız masadan kaçan taraf olmayacağız demişti. Bunun yerine masayı istismar edenlere göz yummayacak kadar diplomasi tecrübemiz var. Yunanistan'ın bunu anlaması gerekiyor. Diplomasiyi nefes almak, Türkiye aleyhinde organizasyonlar oluşturmak için istismar edenlere karşı sahada verilecek cevabımız var. Kendi mavi vatanımız içerisinde arama yapıyoruz. Uluslararası hukuka uygun olarak aramaları gerçekleştiriyoruz. Tutmuş Yunanistan Sevilla anlaşması diye, bir işgal kağıdını, paçavrayı önümüze getiriyor, Meis adası üzerinde 40 bin kilometre karelik deniz yetki sahası üretmeye çalışıyor. Böylesine saçma sapan bir şey olabilir mi?

Türkiye tansiyonu yükselten taraf diyenlerin hepsi Yunanistan'ın provokatör olduğunu herkes biliyor ama mahalle dayanışma içerisinde seslerini çıkarmaya devam ediyor.

KKTC'de Maraş'ı kullanıma açılan bölge ile ilgili birtakım kaygıların gerçek olmadığı görülmüştür. Orada mağduriyete yol açılmamaktadır. KKTC'yi destekliyoruz. Yunan Rum tarafının BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal ederek şimdiye kadar yaptıkları işi burada da yapmaya çalıştıklarını görüyoruz. Bu bölge Kıbrıs Türklerine aittir. Rum yönetiminin yanıltıcı şekilde bir açıklama yapması karşısında herkesin Kıbrıs yönetiminin sözlerine değil adadaki gerçeklere uygun olarak bu yaklaşımı değerlendirilmesinde fayda vardır.

CHP Genel Başkanının konudan haberdar olmaması, Türkiye'nin en önemli meselelerinin takip edilmediğini, ne kadar ciddiyetsiz bir şekilde takip edildiğini gösteren yanlış olmuştur. Burada iki tane normal olmayan bilgi var. 2016'daki istikşafi görüşmeler Yunanistan istediği için durdu. Ayrıca istikşafi görüşmelerde iki ülke arasındaki birbiriyle bağlantılı tüm konuların çözülmesi hedeflenmişti. Yunanistan'ın tüm bu süreç varken, masadan bahsederken herkes geldiğimiz noktada milli günümüzde, Yunanistan'ın tatbikat düzenlemesinin ne kadar provokatif olduğunun altını çiziyoruz.

Türkiye haklı davasını sonuna kadar savunacaktır. Mavi vatanımızdan verilecek bir damla suyumuz mevcut değildir. Müzakere istemeyenler için de sahada tavizsiz bir şekilde mücadele edeceğimizi söylemek istiyorum."

SORULAR VE YANITLAR

"Cumhurbaşkanımız her seferinde 2023 seçimlerine partimizin ve teşkilatlarımızın hazırlığı konusunda talimatları vardır. Erken seçim sözkonusu değildir, sayın Bahçeli bunu bir kez daha net bir şekilde açıklamıştır. Zamanında yapılacak seçimlerde Cumhur İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayının sayın Erdoğan olduğunu beyan etmiştir. Sayın Bahçeli'ye saygılarımızı sunuyoruz. Cumhur İttifakı dimdik ayaktadır.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilirken arzu edilen şeylerden bir tanesi de erken seçimlerin gündemden kalkmasıydı. Hükümetin ve belediyelerin işlerine vatandaşın verdiği yetki çerçevesinde uzmanlaşmasıydı. Yıllar kaybeden birtakım yüklerden kurtulma arzusuydu bu. Seçimler zamanında yapılacaktır. Erken seçim gündemde değildir. Sayın Bahçeli bunu net bir şekilde ifade etmiştir. Aynı şekilde sayın Cumhurbaşkanımız da ifade ediyorlar.

Kapalı Maraş'ın açılmasından bile haberi olmayan bir genel başkan tutuyor Türkiye'de erken seçim istiyor. Erken seçim vatandaşın ne işine yarayacak. Vatandaş görevi vermiş. Geçen hafta da Katar'daki Cumhurbaşkanımızın arabadan inerken bir fotoğraf karesini alarak, ahlak dışı olarak tarihe geçecek şekilde Cumhurbaşkanı yabancı devlet başkanının önünde eğildi diye çirkin bir açıklama yapıldı. Burada sözkonusu olan rekabet değil husumettir. Kendi devletinin cumhurbaşkanının yalan bir yaklaşımla başka devletlerin önünde küçük düşürmeye çalışan kara propaganda yaklaşımı. Cumhurbaşkanımıza bu kara propaganda değer mi, asla!

Türkiye Libya'da ülkemizin tarihsel, milli çıkarları için güçlü mücadele verirken, Suriye'de terörle mücadele verirken, sınırlarımızda terör devletinin kurulmasını engellerken, içeride bir sürü terör örgütü imha edilirken, Doğu Akdeniz'de her gün sıcak gelişme yaşanırken birilerinin çıkıp erken seçim istemesi tüm bu süreçlerin durdurulmasını talep etmek anlamına gelir.

Sürekli olarak her seçimde yenilmiş birisinin erken seçim ne adına istiyor? Türkiye içindeki yatırımlar, açılışlar devam ederken 6 ay boyunca Türkiye'nin Libya'ya bakan gözü, Suriye bakan gözü zayıflayacak. Doğu Akdeniz'deki iradesi zayıflayacak. Tabii ki kurumlar işlerini yapacaklar ama seçim demek siyasetçinin enerjisini başka bir alana kaydırması demektir.

Seçim enerjinizin büyük kısmını içeri ayırmanız demektir. Libya'da, Suriye'de, Doğu Akdeniz'de mücadele ederken birisinin erken seçimi istemesinin vatandaşlarımızın takdirine bırakıyorum.

Ermenistan hükümetini güçlü bir şekilde eleştiriyoruz, kınıyoruz, sonuna kadar Azerbaycan'ın yanındayız. Bu gelişmeleri fırsat bilip de provokatörlük yaparsa bu konuda adli ve emniyet kurumları hassastır. Ülkemizde yaşayan Ermeni vatandaşlarımıza karşı bu provokasyonların karşısında olacağımızı, bütün vatandaşlarımızın huzur içerisinde devletlerine güvenmelerini, herhangi bir durumda partimizle iletişime geçmelerini arzu ederiz. Biz de güvenlik güçlerine duyururuz. Hiç kimsenin provokasyon yapmasına müsaade etmeyiz.

Terör örgütünün kullandığı ifadelerden daha radikal ifadelerin siyasetçiler tarafından kullanıldığını görüyorsunuz. Bugün sayın Bahçeli 'teröriste terörist demeyen de teröristtir' diye bir ifade kullandı. Bu ifada AİHM kararlarıyla desteklemektedir. Batasuna'da terör örgütünün eylemlerini kınamayan partinin suçlu bulunması AİHM kararları tarafından da onaylanmıştır. Terör örgütünden radikal ifade kullananlar, ayaklanma çağrısı yapanlar, buna yönelik işlem yapıldığı zaman Türkiye'de siyaset yolları kapanıyor diyor, siyaset yerine dağa mı çıkılsın diyorlar.

Siyaset dağdakini de terör eyleminden vaz geçirme faaliyetidir. Bu siyasetin varlık sebebine aykırı. Türkiye'nin bu konuda çok büyük tecrübesi var. Türkiye silahlı terör örgütünün ülke dışına çıkması için önemli bir süreç yürüttü. Sonuçta ne oldu? Terör örgütü birçok yere yerleşmiş ve çıkması mümkün değil bir noktaya gelindi.

Bir siyasi partinin varlık sebebi, terör örgütüyle, faaliyet alanıyla arasına mesafeyi net bir şekilde koyarak, demokratik ve hukuk alanında durarak, siyaseti gündemleştirmektir. Bu tip yapılarda örgüt yönetiminin içindeki hiziplerinin her birinin temsilcisi oluyor, bir tek vatandaşlarımızın temsilcisi olmuyor. Kürt çocuklarının geleceğinin karartılmasına, istismarına hiç ses çıkmıyor. Sonra da bunun adı Kürtler için mücadele oluyor. Kürtlerin belki de tarih boyunca gördüğü en büyük ihanet budur."

 

Kalan karakter : 450

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!