Nazlı Sinem Erköseoğlu'nun ölümüne ilişkin 'beraat' kararı bozuldu

Beyoğlu'da 2010'da bir apartman boşluğunda cesedi bulunan Nazlı Sinem Erköseoğlu'nu öldürdükleri iddiasıyla yargılanan Can ve Emre Paksoy kardeşlerin beraatine yönelik karar, Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce usul yönünden bozuldu.

Nazlı Sinem Erköseoğlu'nun ölümüne ilişkin 'beraat' kararı bozuldu

Beyoğlu'da 2010'da bir apartman boşluğunda cesedi bulunan Nazlı Sinem Erköseoğlu'nu öldürdükleri iddiasıyla yargılanan Can ve Emre Paksoy kardeşlerin, yeterli delil elde edilemediği gerekçesiyle beraatine yönelik karar, müdahil avukatlarının temyiz başvurusu yaptığı Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce, usul yönünden bozuldu.

İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 4 Aralık 2014'te, sanıklar Can ve Emre Paksoy'un, Erköseoğlu'nu "kasten öldürme" veya "tedbirsizlik, dikkatsizlik neticesinde ölümüne sebebiyet verme" suçlarından "şüpheden uzak yeterli delil elde edilemediğinden" beraatine yönelik verdiği karar, müdahil Ergun Erköseoğlu'nun avukatı Rezan Epözdemir ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatlarınca, "usul ve yasaya aykırı olduğu" gerekçesiyle temyiz edildi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın "esastan boz" görüşü

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da temyiz incelemesi yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesi'ne 25 Ocak 2018'te yazdığı ek tebliğnamede, mahkemece verilen hükmün, Aile ve Sosyal Polikalar Bakanlığı'na tebliğ edilmesi üzerine bu kurum tarafından temyiz edildiği hatırlatılarak, "Bakanlığa usulen davalar ve duruşmaların bildirilmediği, davaya katılma ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nca (CMUK) öngörülen haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulduğu" gerekçeleriyle kararın usulen bozulması gerektiği görüşünü bildirdi.

Ek tebliğnamede, sanıkların, "gece uyudukları ve maktule 8. katta apartman boşluğundan düşerken haberlerinin olmadığı" yönünde savunma yaptıklarına dikkat çekilerek, evdeki sabit telefonun, olay gecesine ilişkin kayıtlarının getirtilerek, bu zaman diliminde konuşma yapılıp yapılmadığı ve yapılmış ise kimlerle konuşma yapıldığının mahkemece araştırılmadığı belirtildi.

"Yara izlerine ilişkin rapor alınmalıydı"

Erköseoğlu'nun 8. kattaki apartman boşluğundan düşerek yerde yüzüstü yatar pozisyonda bulunduğu aktarılan tebliğnamede, "Otopsi görüntülerine göre, kafa arkasındaki geometrik şekil etrafından, düşerken olduğuna delalet edecek sürtme izlerinin bulunup bulunmadığı, renginin koyu veya açık olması dikkate alınarak, maktuledeki diğer yaralarla aynı zaman diliminde veya ne kadar önce oluştuğu hususunda Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'ndan rapor alınarak, sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmediği" ifade edildi.

Başsavcılık ek tebliğnamesinde, Erköseoğlu'nun olay anındaki elbisesinin arka kısmının uzun fermuarlı olduğu, vücudunda ve çamaşırında sanıklara ait DNA profili bulunduğu da hatırlatılarak, Erköseoğlu'na ait elbisenin fermuar uzunluğu nazara alınarak bu elbiseyi giyen kişinin arkasındaki fermuarı tek başına kapatıp kapatmayacağının araştırılması gerektiğinin düşünülmediğine de işaret edildi.

Yerel mahkemenin verdiği "beraat" hükmünün yasaya aykırı bulunduğu belirtilen tebliğnamede, hükmün, müşteki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatının temyiz talebine de atfen, CMUK'un 321. maddesi uyarınca bozulması istendi.

Yargıtay'ın "usul" yönünden bozma kararı

Temyiz talepleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesini değerlendiren Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 23 Mayıs 2018'de yazdığı kararda, sanıklar Can ve Mahmut Emre Paksoy kardeşler hakkında, maktul Nazlı Sinem Erköseoğlu'na yönelik "kasten öldürme" suçlarından açılan kamu davalarında, 6284 sayılı yasanın 2/1-d ve 20/2. maddeleri uyarınca, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın bu suçun "zarar göreni" olduğunu belirtti.

Bakanlığın bu sıfatının gereği olarak da Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 233, 234. maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiğine işaret eden yüksek mahkeme, bakanlığın, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve CMUK'un mağdur ve katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan, yargılamaya devam edilerek yazılı biçimde hüküm kurulmasının bozmayı gerektirdiğini bildirdi.

Suçtan zarar gören Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı ile müdahil taraf avukatlarının temyiz itirazlarının bu itibarla yerinde görüldüğünü kaydeden ceza dairesi, sair yönleri incelenmeyen hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi bozulmasına oy birliğiyle karar verdi. 

Kalan karakter : 450

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!