Çin'in Latin Amerika politikası: Karmaşık gerçekçilik

Son 15 yılda Çin Latin Amerika'nın en önemli ekonomik aktörü haline geldi ve özellikle "yumuşak ekonomik gücü" Latin Amerika'da ihtişamlı bir şekilde büyümeye devam ediyor.

Çin'in Latin Amerika politikası: Karmaşık gerçekçilik

Son günlerde birçok akademik çalışma Çin'in Afrika'ya yönelik politikasına odaklanırken Latin Amerika'daki rolünü neredeyse göz ardı etti. Oysa Çin'in Latin Amerika'yla siyasi ve ekonomik ilişkileri Afrika'dan daha fazla ve daha derindir. Son 15 yılda Çin Latin Amerika'nın en önemli ekonomik aktörü haline geldi ve özellikle "yumuşak ekonomik gücü" Latin Amerika'da ihtişamlı bir şekilde büyümeye devam ediyor. Bununla birlikte, Çin'in Latin Amerika'da giderek artan varlığı, kıta Amerika'sında ekonomik ve jeostratejik bir önem de arz ediyor. Tüm bunlara ek olarak, Latin Amerika'yı "arka bahçesi" olarak gören ABD, Çin'in Latin Amerika'daki siyasi, ekonomik ve kültür politikalarını görmezden gelmiyor, aksine dikkatle ve yakından takip ediyor.

Çin ile Latin Amerika arasındaki ticaret son 30 yılda istikrarlı bir şekilde arttı. 1990'larda doğru dürüst bir ilişkisi neredeyse bulunmayan Çin'in Latin Amerika ülkeleriyle ticaret hacmi 2000'de 10 milyar, 2012'de ise 270 milyar dolara kadar çıktı. 2017 rakamları ise ABD ile yaşanan ticaret savaşına rağmen, kabaca 270 milyar dolar seviyesinde kaldı. Bu sebeple Çin, bölgede büyük bir yatırımcı haline geldi ve Latin Amerika ülkelerine milyarlarca dolar borç verdi. Çin ekonomisinin 2012 yılında yavaşlaması ve emtia fiyatlarındaki düşüşle birlikte, Çin-Latin Amerika ticareti durgunlaşmaya başladı. Ancak dünyada yaşanan ekonomik yavaşlamaya rağmen Çin, Latin Amerika'ya sırtını dönmedi; aksine, 2025 yılına kadar Latin Amerika'ya yönelik ihracatını 500 milyar dolara, doğrudan yatırımını ise 250 milyar dolara çıkarmayı taahhüt etti. Ayrıca taahhüdünü yerine getirebilmek için şimdiden iki kalkınma bankasına (Çin Kalkınma Bankası ve Çin İhracat-İthalat Bankası) milyarlarca dolar fon aktardı.

Çin'in gizli ekonomik stratejisi: Borçlandırarak tahakküm altına alma

Çin açık bir Latin Amerika stratejisine sahip: Latin Amerika'da yatırım ve ticaret yapmak için politika geliştirerek ulusal lider şirketler ve bankalarıyla, stratejik doğal kaynaklara ve stratejik pazarlara erişim sağlamak ve çok sayıda kuruluş ve şirketle işbirliği yapmak. Çin'in gizli ekonomik stratejisi ise Latin Amerika ülkelerine borç vererek veya ekonomik ortalıklar geliştirerek siyasi, ekonomik ve jeostratejik pazarları/ticaret yolları ile enerji kaynaklarını/şirketlerini ele geçirmek. Geçtiğimiz on yıl boyunca Çin'in Latin Amerika ilişkileri birkaç ülke üzerinde yoğunlaştı. Bunlar Brezilya, Arjantin, Meksika, Şili ve Peru'ydu. Sorun şu ki Latin Amerika ülkelerinin Çin'e yönelik ciddi bir planı yok. Çin 2014 yılında, ABD'nin ardından bölgenin en büyük ikinci ticari ortağı oldu. Böylelikle Avrupa Birliği'ni (AB) geride bırakan Çin, günümüzde ABD ile rekabet halinde.

2015 yılında, Afrika ile olan 103 milyar dolarlık ticarete kıyasla, Latin Amerika-Çin arasındaki ikili ticaret 200 milyar doların üzerinde gerçekleşti. Bugün ise Çin Latin Amerika ile ikili ticaret açısından Afrika'yı çok daha geride bıraktı. Dahası Brezilya, Şili ve Peru'nun en büyük ticaret ortağı oldu. Bu sebeple Latin Amerika'daki Çin varlığı, bundan sonra üzerinde konuşulması ve yakından takip edilmesi gereken bir mesele haline geldi. Eğer Çin, Batı'nın ve özellikle ABD'nin kıtadaki siyasi ve askeri tahakkümünü de ciddi şekilde sarsabilirse, bu bölgedeki durum Afrika'ya benzemeyecektir.

Kültürel hegemonya arayışı

Çin ekonomik bir itici güç olarak görülse de, emperyal bir devlet olmanın yolu sadece ekonomik ve askeri güçten geçmiyor. Bunun için kültürel bir hegemonya kurmak da önemli. Bu sebeple Çin kıta ile kültürel alışverişi artırmak ve Çin kültürü ve inanış biçimlerini kıtaya yaymak istiyor. Bu sebeple Çince öğretimi en önemli araç. 2017 sonu itibariyle dünya çapında 138 ülkede, 525 Konfüçyüs Enstitüsü ve 1113 Konfüçyüs dersliği bulunuyor. Çin bu enstitülerin yaklaşık 40 tanesini Latin Amerika'da kurdu ve eğitmenlerini de kendisi atadı. Elbette bu personel Çin'in her türlü menfaatini de gözetiyor. Ayrıca Çin'in bir küresel medya yayılımı da var: Dünyanın farklı bölgelerini hedefleyen bir dizi çok-dilli medya kuruluşunu oluşturan Çin, uluslararası medya stratejisinin bu bölgedeki etkinliğini (2016'da CGTN olarak yeniden isimlendirilen) CCTV'nin İspanyolca kanalı üzerinden artırmak istiyor.

Futbolda 2050 hedefi: Dünya Kupası

Çin'in Latin Amerika'da dikkat çeken politikalarından biri de futbol. Latin Amerika futbolunun dünyadaki rolünden istifade etmek isteyen Pekin, Latin Amerikalı yabancı futbolculara, özellikle Brezilyalı yıldızlara bolca para akıttı. 2012 yılında Çin kulüpleri transferler için 51 milyon dolar harcadı. 2016 itibariyle 451 milyon dolara çıkan bu harcama, 2018 yılında (üçüncü ülkelerden de yapılan transferleri göz önüne aldığımızda) kabaca 1 milyar doları buldu. Buna ek olarak, Çin futbolda bir süper güç olmasa da, futbolun Başkan Xi Jinping'in de en sevdiği spor olduğu biliniyor. Bu nedenle Pekin hükümetinin, Çin milli takımının 2045 yılında Asya'nın en iyisi haline gelmesini ve 2050 yılında bir Dünya Kupası kazanması için bir Çin-Latin Amerika işbirliğini hedeflediği biliniyor. Çin böylelikle, sadece Latin Amerikalı futbolcular sayesinde, dünya medyasında ve kıta Amerika'sında en yaygın ve en çok konuşulan endüstride (futbolda) adından sıkça söz ettiriyor.

Stratejik ve "mega" altyapı yatırımları

Çinli bir milyarder, Panama boğazına alternatif oluşturmak ve iki okyanusu birleştirmek için Nikaragua'da yeni bir kanal inşa ediyor. Ayrıca Brezilya'da soya tarlaları da Çinli bazı yatırımcılar tarafından satın alındı. Tüm bunlara ek olarak, bazı Çinli yatırımcılar ise kısa bir süre önce muazzam stratejik öneme sahip bir adım atarak Brezilya elektrik sektörünün üçte birini satın aldı ve dijital bilgi alışverişini geliştirmek için Şili'den Çin'e uzanan bir Trans-Pasifik fiber optik kablo hattı döşemek için yatırım yaptı. Trans-Amazon karayolunu ve Şili'deki iki okyanus tünelini inşa etmeye yönelik altyapı geliştirme planlamasının da başını çekti. Peru'nun batı sahilinden Brezilya'nın doğu kıyısına kadar uzanacak bir kıta içi demiryolunun yapımını üstlendi.

Çin Brezilya, Şili, Peru ve Ekvator'daki otoyol inşaatlarından, Panama'daki liman projelerine, Meksika'daki hızlı tren projesinden Arjantin'in Patagonya Santa Cruz nehri bölgesindeki Çinli Shantui ve Gezhouba Grubu tarafından yapılan iki hidroelektrik santraline kadar birçok mega projeyi hayata geçirmeye çalışıyor. Sözü geçen Santa Cruz projesiyle Arjantin'in enerji ihtiyacının yüzde beşi karşılanacak ve yaklaşık 116 bin dönümlük tarım arazisi sulanacak. Ekvator'da toplam sekiz hidroelektrik santrali ve 10 otoyolu inşa etmek için ise 10 milyar dolardan fazla yatırım yapıldı. Brezilya'da beş milyar dolarlık bir çelik tesisi ve Venezüella'nın Orinoco petrol kuşağında Junin-4 petrol bloğunu geliştirmek için 16,3 milyar dolarlık yatırım yapıldı. Yani Çin son 15 yılda Latin Amerika'da 400'ü aşkın yatırımı ya uyguladı ya da projelendirdi. Çin'in özellikle 2013 yılında Nikaragua kanal inşaatını duyurması ve Haziran 2015'te Karayipler ve Pasifik'i Peru ve Brezilya'ya bağlamak için bir mega demiryolu inşaatını alması, ABD başta olmak üzere birçok ülkenin dikkatini çekti.

Çin Kolombiya'da ise Pasifik okyanusu ve Karayip denizini birbirine bağlamak için bir demiryolu projelendirdi. Çin şirketlerinin uluslararası ticaretin en önemli rotalarından birinde yer alması ve buna bağlı olarak hazırlanan demiryolu ve kanal projeleri daha derin bir analiz gerektiren poli-stratejik bir konu. Ayrıca aktif oldukları ticaret rotası, her projenin ayrı ayrı irdelenmesini zorunlu kılıyor. Çin tüm bu altyapı yatırımlarıyla, Latin Amerika hammaddelerini Peru'nun Pasifik kıyısından Çin'e taşıyacak kıtalararası bir demiryolu inşa etmeyi planlıyor.

Ancak Çin ile Latin Amerika arasındaki ticari ilişkilerde bir dengesizlik görülüyor. Çünkü Latin Amerika ülkeleri Çin'den pahalı ve bitmiş ürünler ithal ederken düşük değerli malları Çin'e ihraç ediyor. Dolayısıyla işbirliği genişlediğinde, bunun daha geniş bir ticaret açığına yol açacağı söyleniyor.

ABD "arka bahçesini" Çin'e kaptıracak mı?

Tahmin edilebileceği gibi, Latin Amerika'daki Çin hareketi Washington tarafından göz ardı edilmiyor. 2010'dan bu yana, Güney Komutanlığı'ndan (SouthCom) sorumlu generaller Kongre'deki yıllık konuşmalarında Çin senaryosunu vurguluyor. ABD batı yarımküredeki nüfuz alanını korumak için çalışmaya devam ediyor. Özellikle 2013-2014 yılından beri, özellikle Brezilya ve Arjantin'de başlayan siyasal huzursuzluk, Latin Amerika ülkelerindeki sol hükümetlerin bir şekilde tasfiye edilmesiyle sonuçlandı. Dolayısıyla Çin'in Latin Amerika politikasında da bir duraklamaya neden oldu.

2000 yılında Çin'in Latin Amerika ticaretindeki payı yüzde 2, ABD'nin yüzde 53'dü. 2010 yılında ise Çin'in payı yüzde 11'e yükselirken, ABD'nin payı yüzde 39'a düştü. Şu anda hiç kimse Çin'e saldırmakla ilgilenmiyor, fakat işler ters giderse Çin'i savunmak için pek de istekli olmayabilirler.

ABD ve Latin Amerika arasındaki ilişkiler Trump sonrası bozulduğu için, Çin Latin Amerika ve Karayip ülkelerini aktif olarak kucaklıyor. Dolayısıyla Çin Latin Amerika'da Trump'ın boş bıraktığı koltuğu dolduruyor ve Latin Amerika'da bir hegemon güç olmak istemese de, Çin'in Latin Amerika ile artan ekonomik ilişkileri kesinlikle ABD'nin bölgedeki nüfuzunun azalmasına katkıda bulunuyor. Ayrıca ticari ve siyasi ortakların çeşitlendirilmesi, ABD'nin politik ve ekonomik çıkarlarından uzaklaşmaya yol açıyor. Kısacası, Latin Amerika artık kimsenin "arka bahçesi" değil. An itibariyle Çin Latin Amerika'da ABD kadar önemli bir konuma geldi ve hatta bazı ülkelerde ABD'den daha önemli bir konumda olduğunu söyleyebiliriz. Brezilya, Şili, Peru, Uruguay ve Bolivya'nın ilk sıradaki ticaret ortakları Çin; Arjantin'in ise ikinci ortağı.

Çin'in yükselişi ABD'nin batı yarımküredeki güvenlik çıkarlarını şimdilik zarara uğratmış değil. Fakat Çin ABD'nin nüfuzuna meydan okudu ve dikkatini çekti. İleriye doğru sürdürülebilir bir yol bulmak için Çin, 2002-2015 yılları arasında sol hükümetlerle "kazan-kazan" işbirliğinin idealist ve basit retoriğini harekete geçirmeye çalışırken, 2015'den beri de ABD ile girift ilişkileri bulunan Şili, Arjantin, Brezilya, Peru, Paraguay ve Kolombiya'daki sağ hükümetlerle "iş iştir" prensibiyle ekonomi temelli ilişkiler geliştirmeye devam ediyor.

Çin'in Latin Amerika'daki dört büyük ilgisi

Çin'i Latin Amerika'ya çeken dört büyük etken var: Birincisi, doğal kaynaklara erişimini çeşitlendirmek. İkincisi, ekonomik açıdan imalat/tüketim ürünleri ve araçları ile konvansiyonel silahlar için yeni pazarlara ulaşmak. Üçüncüsü, çok taraflılığı teşvik etmek. Dördüncüsüyse Tayvan'a verilen desteğin çoğunun geldiği Afrika, Latin Amerika ve Karayip ülkelerinden, Tayvan'ı diplomatik olarak tecrit etmek. Yani Çin'in Latin Amerika'daki amacı sadece ticaret ve yatırımı arttırmak değil, aynı zamanda bölgede "etki alanı" yaratmak.

Çin ekonomik yavaşlamasına rağmen Latin Amerika'ya sürekli borç vermeye devam ediyor. Fonların çoğu ise Arjantin, Brezilya, Ekvator ve Venezüella'ya gidiyor. Bu dört ülke Çin'in Latin Amerika'ya yönelik kredilerinin yaklaşık yüzde 93'ünü aldı ve kredilerin yüzde 81'i Çin Kalkınma Bankası'ndan, yüzde 19'u Çin İhracat-İthalat Bankası'ndan yapıldı. Fakat küresel kredi piyasalarına borç vermeye isteksiz olan Çin, emtialara yönelik stratejik yatırımlara ve bankacılık ortaklarına büyük krediler verdi. Çin 2010-2013 yılları arasında Latin Amerika'ya yaptığı doğrudan yatırımların yaklaşık yüzde 90'ını doğal kaynaklara yaptı ve bu da Çin'i Arjantin, Brezilya, Kolombiya, Ekvator, Peru ve Venezüella'daki en büyük petrol ve doğalgaz yatırımcılarından birine dönüştürdü.

Ocak 2015'te ise Çin ve Latin Amerika arasında yeni bir işbirliği planı imzalandı. Yeni plan özellikle makine, petrokimya, temiz enerji, ulaştırma teçhizatı, elektronik, dijital medikal teçhizat, bilgi ve iletişim teknolojisi, biyo-teknoloji ve ilaç gibi alanlarda yüksek teknoloji ve katma değerli mal üretimini ve ticaretini hedefliyor.

Çin'in Latin Amerika'ya neden yaklaştığı konusunda bir takım ekonomik ve politik düşünceler var. Çin'in ekonomik performansı petrol, demir cevheri ve bazı tarımsal ürünler gibi emtialara olan artan talebi destekliyor. Çin'in günümüz dünyasında ekonomik, politik ve diplomatik yeni bir süper güç olarak canlanması, sistematik çok yönlü ve karmaşık bir araştırmanın konusu. Mevcut uluslararası kurumların ve rejimlerin çoğu, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ve Batı'nın ilkeleri ve vesayeti altında yaratıldı. Uluslararası ilişkilerde Çin'in giderek artan etkisi, dünya çapında geleneksel güç yapılarına ve ittifaklarına yavaş yavaş meydan okuyor. ABD Pekin'in Latin Amerika ve Afrika'da doğal kaynakların kontrolünü ele geçirme politikası olup olmadığını sorguladı. Ancak hidroelektrik projeleri, nükleer santraller veya demiryolları inşa etmeleri belli bir paraya mal oluyor. Dolayısıyla Çin hayırsever bir ülke değil; sadece altyapı veya inşaat şirketleriyle tüm dünyada iş yapmak istiyor.

ABD'nin endişelerini artıran konu, Çin'in Latin Amerika'da kurması muhtemel askeri işbirlikleridir. Çin Latin Amerika ülkelerinde, özellikle de Şili ve Peru'da üs kurma gayreti içinde. Çin ticari ve finansal genişlemeyi askeri genişlemeden önce yaptığı için ABD'yi ürkütmedi. İki dünya savaşından önce, dünyadaki en büyük bölgesel oyuncular Avrupalılardı. O dönemde Güney Amerika silahlı kuvvetlerinin eğitim görevlileri özellikle Fransa ve Almanya'dan gelirdi. 1945'ten sonra ABD bölgenin silahlı kuvvetleri üzerinde daha fazla nüfuz kazandı. Hatta Latin Amerika'da onlarca askeri darbeyi de destekledi.

Son yıllarda Çin Brezilya, Şili, Arjantin ve Peru ile askeri tatbikatlara katıldı ve Venezüella, Bolivya, Ekvator, Brezilya, Şili ve Meksika ile askeri görevli değişimleri gerçekleştirdi. Böylelikle Çin silahlı kuvvetlerinin altyapısı bölgede tanındı. Özellikle sol hükümetler döneminde Latin Amerika askeri açıdan bir pazar haline geldi. Askeri alanda gerçekleşen bu işbirlikleri ABD'yi epey endişelendiriyor.

Sonuç

1823'te ABD başkanı James Monroe hükümeti, Avrupa ülkelerine, batı yarımküresine müdahale edilmesinin "barış ve güvenlik için tehlikeli" olarak algılanacağını belirten bir uyarı/tehdit yayınladı; 2000'li yılların sonlarında ise İran'ın Latin Amerika'daki faaliyetleri Amerika'nın kıtadaki üstünlüğünü zedeleme çerçevesinde ele alındı ve aynı şey bugün Çin için konuşuluyor. Bazı ABD politika yapıcıları ve uzmanları, Çin'in ticari nedenlerden ötürü değil, ABD'yi bir kenara iten jeopolitik etkiyi satın almak için Latin Amerika'ya yatırım yapıyor olmasından korkuyor. Örneğin Trump'ın ulusal güvenlik stratejisi, Çin'in "Latin Amerika ülkelerini, kendilerine yöneltilen yatırımlar ve krediler aracılığıyla yörüngesine çekmeye" çalışarak "Amerikan gücüne meydan okuma" girişiminde bulunduğunu iddia ediyor. Elbette 21. yüzyılda "Trump doktrini" ilan etmenin bedeli, 19. yüzyıldaki "Monroe doktrini" kadar ucuz olmayacak.

Pekin yönetimi, ABD'nin "arka bahçesi" olarak kabul edilen Güney Amerika'nın büyük ekonomileriyle serbest ticaret anlaşması yapmayı hedefliyor. Böylelikle uluslararası şüphecilikten uzak, bölge ülkeleriyle daha yakın ilişkiler kurmaya çalışıyor. ABD Latin Amerika'yı asla terk edemez. Çin ise Latin Amerika'ya yatırım yapmaya "tam gaz" devam ediyor. Bu sebeple, güvenlikten enerjiye, tarımdan popüler kültüre kadar birçok meselede, ABD'nin Latin Amerika politikası Afrika politikasına asla benzemeyecek. Dolayısıyla ABD Çin'e karşı daha da agresif bir tavır geliştirecektir.

Sonuç olarak, Çin'in kıtada artan ağırlığı ve orta vadede ABD'nin vereceği tepki, bölgesel ve küresel anlamda sistemsel sonuçlar doğurabilecek bir süreçtir ve önümüzdeki dönemde ilginç gelişmelere gebedir.

[Brezilya Sao Paulo Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde misafir araştırmacı olarak bulunmuş ve Yunus Emre Enstitüsü Brezilya Müdürü olarak çalışmış olan Hüsamettin Aslan Afrika Araştırmacıları Derneği'nde (AFAM) araştırmacı olarak görev yapmaktadır]

Kalan karakter : 450

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!