Bursada Bugün Bursa haber bursa haberi bursa haberleri Bursa

Bursa'da resme adanmış bir ömür! (ÖZEL HABER)

Bursa'daki Balibey Han'da ressamlık yapan Yaşar Kutlu, küçük yaşlardan itibaren resim sanatına ilgi duymaya başladı. 15 senedir Bursa'da yaşayan Kutlu, gençlere mutlaka sanatla ilgilenin tavsiyesinde bulunurken hayat hikayesinden çarpıcı kesitleri Bursada Bugün okuyucularıyla paylaştı.

Bursa'da resme adanmış bir ömür! (ÖZEL HABER)

GÜLNAME PAÇA / BURSADA BUGÜN

Amasya'da küçük yaşlarda tabelaların üzerine yazı yazıp, figürler çizen Yaşar Kutlu, zamanla resimle ilgilenmeye başladı.

20'li yaşlarda karakalem çalışmaları yapmaya başlayan Kutlu, kendini geliştirerek hayatının geri kalanını Bursa'da resme adadı.

Bursa Balibey Han'da bulunan atölyesinde sanatını sürdüren Yaşar Kutlu; sanatçının bilgili olma, sabır ve çalışkanlık gibi özellikleri barındırması gerektiğini söylüyor.

Kutlu, "Artvin'de doğdum. Ben 4 yaşındayken Amasya'ya yerleştik. Amasya'da tabela yazmayı öğrendim ve öğrendiğim yerde bir süre çıraklık yaptım. Daha sonra tek başıma tekrar Artvin'e gittim. Orada kimse tabela yazmayı bilmiyordu. Ara sıra resim de yapıyordum ama en çok tabelaya yönelmiştim. 35 sene bu şekilde çalıştım. 15 senedir de Bursa'dayım" dedi.

Ressam Yaşar Kutlu, yaşam öyküsünün devamını şu şekilde anlattı:

"Babam karakalem çalışırdı hep. Onu çalışırken izlemeyi çok severdim. 10 yaşındayken 'Baba bana da öğretir misin? Ben de resim yapmak istiyorum' dedim. Babam da 'boş ver oğlum, sen oku' dedi bana. O zamanlar resimler farklı çiziliyordu. Bazı resimlerin kulakları ve yakaları yoktu. Resim çizdiren insanlar, çizilen resimlerin fotoğraf gibi olmasını istiyor. Elle çizilen şey hiç fotoğraf gibi olur mu? Sanırım babam bu yüzden resim yapmamı istemiyordu. Ben resim yapmayı seviyordum ama ilgim vardı. Tabelacının yanına çırak olarak girdiğimde bir ustam vardı. Mahmut Paytak. O resim de yapıyordu aynı zamanda. Ona bakarak biraz bir şeyler öğrendim. Resim yapmaya başladım. İlk olarak "Börek yiyen çocuklar" diye bir tablo yaptım. Yaptım ama bu tabloyu Amasya'da kime satacağım? Samsun'a götürmeye karar verdim. Samsun'da bir dükkâna girdim. Antikacı ve kuyumcu İbrahim Usta. 'Merhaba, ben bir tablo yaptım bakabilir misiniz' dedim. Baktı ve 'Aferin güzel yapmışsın' dedi. Cebime para koydu. Çok merak ettim kaç para koyduğunu. Biraz oturdum ve 'Ben gidiyorum' dedim. O da 'Otur oğlum otur. Merak etme ben senin hak ettiğin parayı verdim' dedi. Sonra birlikte dükkândan çıktık ve beni bir bankaya götürdü. Orada banka müdürü bana Osman Hamdi'nin 5 tablosunu verdi. O tabloları tuvale yağlı boya olarak çalışacaktım. Çok sevindim. Cebime baktım ne kadar para koymuş diye. Tam 5 bin lira vardı. O zaman 15 yaşındayım ve 5 bin lira çok büyük para. Amasya'ya döndüm ve bir tane at arabası tuttum. Köyde olmayan ne varsa arabaya doldurdum ve eve götürdüm. Annem kardeşlerimle beraber kapıyı açtı ve 'Oğlum bunları nereden buldun?' dedi. Yaptığım tabloyu sattığımı söyledim. Annem 'Kim o kadar para verir ona? Yap oğlum yap' dedi. Annem kızardı resim yapmama. Çünkü hacıydı ve pek hoşlanmazdı böyle şeylerden. Ben resmi ilerletmek istedim ama bunu Amasya'da yapmam mümkün değildi. Çünkü Amasya'da o zamanlar elle tutulur bir ressam yoktu. Güzel sanatlar için okul sadece Bursa, Ankara, İstanbul ve İzmir'de vardı. Biraz düşündüm ve Adana'ya gitmeye karar verdim. 17 yaşındaydım o zaman. Adana'da bir caddeden geçiyordum ve tabela gördüm. Ressam Necati yazıyordu. Camdan içeri baktım ilk önce. Pastel boyadan resimler yapıyordu. İçeri girdim ve elimdeki resmi gösterdim. Amca bana 'Oğlum İstanbul daha büyük neden oraya gitmedin' dedi. Ben de 'Allah burayı nasip etti amca. Demek ki seni görmem gerekiyormuş' dedim. Eskiden insanlar böyle denemeler yaparmış. Çok sonradan anladım ben. Bu cevabı verdikten sonra Abdurrahman diye birini aradı. Meğerse o adam benim gibi resim yapan birini arıyormuş. Yanına gittim ve orada başladım. 6 ay boyunca koltukta, dükkânda yattım. Bana verdiği para otele yetmezdi. Orada birçok sanatçıyla tanıştım. Sene 1967. Zaman geçti ve ben kendi dükkânımı açmaya karar verdim. Araştırdım ve buldum. Orada, kendi yerimde çalışmaya başladım. Kahvehanelere gidiyordum. 'Sizin resminizi yapayım mı? Hediye edeceğim' diyordum. Hem kahvehanenin reklamı oluyordu hem de ben kendimi tanıyordum. Belediyeden anons ettiriyordum kendimi. O dönem hiç ressam yoktu. Türkiye'nin birçok yerini gezdim."

"GENÇLER MUTLAKA BİR SANAT DALIYLA UĞRAŞSINLAR"

"26 yaşında Artvin'de baba tarafından bir akrabam ile evlendim. Babam rahmetli oldu. Annem, kardeşlerim ve eşimle beraber Bursa'ya yerleştim. 3 tane çocuğum var. 2 erkek 1 kız. Oğullarımdan biri engelli. Eskişehir'de bir hastanede yatıyor. İsmi Ahmet. Pandemiden dolayı 6 aydır onu göremiyorum. Onun da sanata ilgisi var ama çok çabuk sıkılıyor. Ben ona özel bir tablo yaptım. Yaptığım tablonun ismi Ahmet. Tabloda iki adet mavi göz, ayakkabı ve saz var. "Eğer Ahmet normal bir çocuk olsaydı, ayakkabı giyip yürüyebilirdi. Belki de saz çalardı..." Bu söylemek istediğimi resme döktüm. Gençler mutlaka bir sanat dalıyla uğraşsınlar. Bu sanat dalı geleneksel bir sanat olsun. Mutlaka bir okul okusunlar, diplomaları olsun. İçlerinde çok yetenekli olanları olabilir. Yeteneklerini harcamasınlar. Gençler sanatı sevsinler."

"BİRBİRİMİZİ SEVELİM, KISKANMAYALIM"

"Bu işi yaptığım için çok mutluyum. Allah herkese istediğini yapmayı nasip etsin. Türkiye'nin her yerini gezdim. Çok ama çok güzel bir ülkemiz var. Birbirimizi sevelim, kıskanmayalım. Birbirimizin fikirlerinden faydalanalım. Babam vefat ettikten sonra biz çok sıkıntı yaşamıştık. Ben Adana'da simit satıyordum. O zaman bir şiir yazdım.

Hoca Allahu Ekber der, ben simit diye bağırırdım

Daracık sokaklarında Amasya'nın

Ne hoca beni, ne de ben hocayı tanırdım

O da ben de bir hakikati taşırdık. Kör sabahlara

Bilirdim küçük çocuklar nerede uyuyor, gider o pencerelerin dibinde durur bağırırdım

Amasya'nın unundan şimdi çıktı fırından

Taze gevrek simit

Açılırdı pencereler, çıkardı sabahlıklı hanımlar

Bağırma orada cırlak cırlak, çekil git çocuklar uyanacak

Ben çocuk değil miydim?

Ben uyanmış bir çocuktum

Bu hanımın çocukları uyanmasın, bu hanımın yüreği annemin yüreği gibi yanmasın derdim

Çekilir giderdim

Korka korka karanlık sokaklarına Amasya'nın."

"YAŞADIĞIMIZ KÖTÜ ŞEYLERDEN DERS ÇIKARIRKEN YAŞADIĞIMIZ İYİ ŞEYLER İÇİN DE ŞÜKÜR ETMEMİZ GEREKİYOR"

"Ben iyi ki simit satmışım. İyi ki hayatın bazı şeylerini görmüşüm. Belki o zaman bana ağır geliyordu ama şimdi o acılar bana iyi geliyor. Halime binlerce defa şükürler olsun dedim. Biz her şeyi çok büyütüyoruz. Şükür etmemiz gerekiyor. Yaşadığımız kötü şeylerden ders çıkarırken, yaşadığımız iyi şeyler için de şükür etmemiz gerekiyor. Ben doğduğumdan beri böyle düşünmüyorum. Ama yaşayıp, görünce hayatı daha iyi anlıyorsunuz."

Kaynak: BURSADA BUGÜN

Kalan karakter : 450

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!