Bursa'da dağ havasına 'şifa' ilgisi

Her yıl kış döneminde kayak severleri ağırlayan Uludağ'da yer alan küçük ahşap evler, yaz aylarında şehrin havasından kurtulup hastalıklarına şifa bulmak isteyenler tarafından rağbet görüyor.

Bursa'da dağ havasına 'şifa' ilgisi

Türkiye'nin önemli kış turizm merkezlerinden Uludağ, yaz aylarında da temiz, serin havası ve kaynak sularıyla, hastalıklarına şifa arayanlar için adeta cazibe merkezi haline geliyor.

Uludağ Milli Park Müdürlüğü tarafından Sarıalan ve Çobankaya'ya yapılan küçük ahşap evler, sağlık sorunları nedeniyle şehirdeki sıcak, nemli ve kirli havadan kaçan hastalar tarafından ilgi görüyor.

Günlüğü 28 liraya kiralanan barakalarda konaklayanların yüzde 70'i hastalıkları nedeniyle şehirden doğaya kaçanlardan oluşuyor. Şehirde 35 dereceyi bulan sıcaklıklara rağmen dağdaki soğuk hava nedeniyle ağustos ayında soba yakılıyor.

Dağda konaklayanlardan Nihat Baydaroğlu, yaptığı açıklamada, oğlunun epilepsi hastası olduğunu ve 3,5 yaşından bu yana hastalıkla mücadele ettiklerini söyledi.

Oğlunun tedavisi için pek çok doktora gittiklerini ancak ilaç değişikliği dışında bir sonuca ulaşamadıklarını anlatan Baydaroğlu, şöyle konuştu:

"Son götürdüğüm doktor bana çam havası tavsiye etti. Ben de önce Kocayayla'ya gittim, orada 4-5 sene yazları çadır kurdum ama randıman alamadık. 12-13 senedir de Uludağ'da çadır kuruyorum. Yetkililerimiz sağ olsunlar bize bu barakaları yaptılar. 4 senedir de bu barakalarda kalıyoruz. Çocuğumun rahatsızlığı bitmedi ama şehre oranla 5'te 1 kadar düştü. Dolayısıyla buradaki yaşantımızdan memnunuz."

Baydaroğlu, şehirdeki yaşantılarını dağda da sürdürdüklerini belirterek, "Burada sobamız var. Yemeğimizi burada yapıyoruz. Komşularımızla oturuyoruz, yiyoruz. Yiyecek konusunda sıkıntı yaşamıyoruz, idare de bize bazı konularda yardımcı oluyor." ifadelerini kullandı.

Hatice Katığolu da 17 yıldır her yaz Uludağ'a çıktıklarını ve yazı burada geçirdiklerini söyledi.

Uzun yıllar çadırda kaldıklarını anlatan Katıoğlu, "Barakalar yapılınca barakalara geçtik ve 4 yıldır bunlarda kalıyoruz. Burada normal bir ev yaşantısı gibi hayatımızı sürdürüyoruz. Akşam olunca sobamızı yakıp oturuyoruz. Buradaki komşularımızla muhabbet içinde geçiyor günlerimiz. Canımız sıkılınca yürüyüşler yapıyoruz." diye konuştu.

"4 ay boyunca günübirlik de olsa şehre inmiyorum"

Çocukluğundan beri astım hastalığıyla mücadele ettiğini dile getiren Katığolu, şöyle konuştu:

"Bunun yanında başka rahatsızlıklarım da var. Onun için buraya geliyorum ve hava temiz olduğu için şehre kıyasla çok daha rahat ediyorum. Şehirde kirli hava, gürültü ve yüksek nem oranı bize sıkıntı yaşatıyor. Yaz başında Uludağ'a çıkıyorum ve 4 ay boyunca günübirlik de olsa şehre inmiyorum. Beyim de rahatsız, onunla birlikte burada kalıyoruz."

Katıoğlu, dağda yardımlaştıklarını ve şehre inenlerin kendileri için alışveriş yaptığını belirterek, "Aşağı inecek olan arkadaş bize ihtiyaçlarımızı sorar ve alıp getirir. Bazen köylülerden gelip satış yapanlar oluyor ve onlardan alıyoruz. Ormana yürüyüşe gittiğimizde de ormanda zamanına gören çıkan mantar, kekik ve papatyalardan toplarız." ifadelerini kullandı.

Uludağ'da gecelerin soğuk geçtiğini aktaran Katıoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Biz kendi çapımızda barakanın etrafına yatılım amaçlı bir şeyler yaptık. Şehir ne kadar sıcak olursa olsun biz burada üşüyoruz ve gündüz olmasa dahi geceleri mutlaka sobamızı yakıyoruz. Çok soğuk olduğunda gündüzleri de yakıyoruz. Arkadaşlarla bir arada beraber muhabbet, çayımız ve fırında patatesimiz günlerimiz geçiyor."

"Buranın havası bize bir nevi ilaç gibi geliyor"

Barakalarda kalan İzzet Katıoğlu ise kanser tedavisi gördüğünü ve doktorunun dağ havasını tavsiye etmesi üzerine Uludağ'a geldiğini söyledi.

Uludağ'ın kendisine iyi geldiğini anlatan Katıoğlu, "Şu an sağlık açısından hiçbir şikayetim yok. Sağ olsunlar orman personelinin hizmeti de güzel, buradan memnunuz." diye konuştu.

Her yıl mayıs ayı itibariyle dağa çıktıklarını dile getiren Katıoğlu, şöyle konuştu:

"Tabii burada biraz işçilik var. Burada hava soğuk olduğu için barakanın etrafını kapatmak ve soba kurmak zorundasınız. İçeri bir de mutfak hazırlıyoruz. Bayağı bir işimiz oluyor ama bu en fazla 15 gün falan sürüyor sonrasında eylül ayına kadar rahat ediyoruz. Şehirle dağ havası arasında yüzde 100 fark var. Buranın havası bize bitkisiyle, ağacıyla, oksijeniyle ve suyuyla bir nevi ilaç gibi geliyor."

"Hastalar kontrollü çıkmalı"

Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ da temiz dağ havasının belli rakımlarda bazı akciğer hastalarına faydalı olabiliceğini ifade etti.

Dağda 2 bin 400 ve üzerine çıkıldığı zaman akciğer hastalarının oksijen açısından sıkıntı yaşayabileceğini belirten Karadağ, şöyle konuştu:

"Atmosfer basıncı yükseklere çıktıkça düşer. Atmosfer basıncı düştükçe de içindeki oksijenin miktarı azalmaya başlar. Kişi deniz kenarında iki nefeste aldığı oksijeni 2 bin metrede 3-4 nefeste ancak alır ve daha hızlı nefes alıp vermesi gerekir. Bu solunum egzersizleri açısından iyi olabilir ama solunum yetmezliği olan hastalar için yükseğe çıktıkça sıkıntı başlar. Ancak Uludağ bu açıdan diğerlerine kıyasla oldukça emniyetli bir seviyededir. Bu hastalarımızın gittikleri yerler 2 bin metre civarındaki yükseklikler. Buraya emniyetle çıkabilir hastalar."

Astım hastalarının dağa çıkmasının temiz hava açısından bir avantaj olduğunu vurgulayan Karadağ, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Eğer bulundukları bölgede polen azsa, çevre kirliliği, ev tozu ve akarı ile birlikte normalde şehir içinde maruz kaldıkları antijenlerden de uzaklaşmış olacakları için daha rahat yaşayabilirler. Daha hızlı ve derin nefes alıp verdikleri için solunum egzersizi de yapmış olabilirler ama oraya çıkmadan önce mutlaka astımlarının kontrol altında olduğunu tespit etmeleri gerekir. Yoksa nöbet halindeki bir astımlı oraya çıkarsa daha fazla sıkışır, daha sıkıntılı bir hal alabilir."

Kalan karakter : 450

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!