Barış Pınarı Harekâtı'yla ilgili Bursa'dan önemli açıklamalar! (ÖZEL HABER)

Türk askeri Fırat'ın doğusunda Barış Pınarı Harekatı'nı icra ediyor.... Operasyon devam ederken Barış Pınarı Harekatı'nın perde arkasını, çok sayıda ülkenin operasyonumuza neden karşı tavır aldığını Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nden Prof. Dr. Ferhat Pirinççi ile konuştuk.

Barış Pınarı Harekâtı'yla ilgili Bursa'dan önemli açıklamalar! (ÖZEL HABER)

GÜLNAME PAÇA - EZGİ KAYI / BURSADA BUGÜN

Türkiye'nin uzun süredir planladığı operasyon 3. gününde.

Askerlerimiz Fırat'ın doğusunu teröristlerden temizlemeye başladı.

Peki, Barış Pınarı Harekâtı'nın perde arkasında ne var? Harekat Türkiye için neden bu kadar önemli? Çoğu ülke neden operasyona karşı tavır aldı?

Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nden Prof. Dr. Ferhat Pirinççi konuyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Barış Pınarı Harekatı'nı yıllardır planlanan ve geciken bir harekat olarak değerlendirmek mümkün diyen Prof. Dr. Ferhat Pirinççi, "Barış Pınarı Harekatı'nın önemi en fazla, ABD'nin Suriyedeki krize müdahil olarak, bir nevi Suriye'nin kuzey sınırında, yani Türkiye-Suriye sınırında Irak'tan başlayıp Akdeniz'e kadar bir garnizon devleti kurmak istemesi ve burada da araç olarak, PKK ve PYD'yi kullanmak istemesiyle söz konusu oldu. ABD'nin PKK ve PYD'yi kullanması 2014 yılında başladı. Türkiye de bu rahatsızlığını 2014 yılından beri sürekli ifade etti. Bu büyük projeye 2016 yılında Fırat Kalkanı 2017-2018 yılında Zeytin Dalı Harekâtı'yla müdahale etti, bir kesintiye uğrattı. Ama sonuçta Fırat'ın doğusuyla, 400 kilometrelik bir alanda bir terör varlığı devam ediyor ve o terör varlığı sadece Türkiye'nin ulusal güvenliğine değil, aynı zamanda Suriye'nin toprak bütünlüğüne hatta oradaki yerinden edilmiş insanların kaderini de etkileyecek şekilde, olumsuz etkileri olan bir yapılanma. Bu açıdan baktığımızda ben, sadece Türkiye'nin salt terörle mücadeleye bağlı olarak bir ulusal güvenlik meselesi olarak değerlendirmenin ötesinde, daha geniş kapsamlı baktığını düşünüyorum. Çünkü bu geniş kapsama baktığımızda bugün Kuzey Irak'taki 150 binden fazla Kürt PKK-PYD politikaları sonucunda Suriye'den kaçmış durumda. Türkiye'de, tam olarak sayısı bilinmemekle beraber ez az 500 ile 750 bin arasındaki Suriye Kürdü'nün bu tür baskılardan kaçıp geldiğini biliyoruz. Dolayısıyla aynı zamanda bunun haricinde o topraklarda yaşayan, yani normal şartlar altında PYD-PKK'dan herhangi birinin etkisinin olmadığı, ABD'nin desteğini alarak, IŞİD ve DAEŞ'le mücadeleyi perde yaparak toprak kazanımları elde eden PKK ve PYD'nin diğer insanları da yerinden yurdundan etmesi söz konusu. Dolayısıyla, birinci derece ulusal güvenlik meselesi, ikinci derecede mülteci meselesi, üçüncü derecede de Suriye krizinin çözümü noktasında olması gereken bir operasyondu. Zamanlamanın olması ancak söz konusu oldu ve en nihayetinde operasyon başlamış oldu" dedi.

AVRUPA HAREKATA NEDEN KARŞI?

Peki Avrupa Birliği ülkelerinden Türkiye'nin tüm haklı gerekçelerine karşın operasyona neden tepki geldi?

Prof. Dr. Pirinççi, "Avrupa'nın tutumuna bakmak lazım çünkü karşımızda bir bütün Avrupa yok. Düne kadar gelen bilgiler ışığında, Macaristan ve İspanya'nın farklı bir tutum takındığını görüyoruz. Buradaki tutum karşıtlığını iki açıdan değerlendirmek mümkün. Birincisi tek bir Avrupa yok ama söz konusu ülkelerin Suriye krizinden etkilenme ihtimali çok düşük. Suriye krizini ancak bu ülkeler Macaristan ve Yunanistan sınırına yığıldığı zaman mülteciler, farkına varmaya başladılar. Neredeyse Avrupa Birliği'nin çatırdaması söz konusu olacaktı. Yani yaklaşık 100 bin mültecide Avrupa Birliği politikaları schengenin kaldırılması söz konusu oldu. Krizin sadece mülteci boyutuyla muhatap oldular. Güvenlik veya diğer boyutuyla muhatap oldular. Hatta mülteci boyutuyla bile belli bir süre sonra Türkiye'yle anlaşma çerçevesi içerisinde daha az muhatap olmaya başladılar. O yüzden kriz kendilerine sıçramadığı sürece krizin farkında olmadıklarını söyleyebiliriz. İkinci aşamasında Türkiye'nin getirdiği bu çözüm önerisi aslında Avrupa'yı da ilgilendiren bir çözüm önerisi ama şu anda farkında değiller. Esasında ne zaman farkına varabilirler, tekrar bir mülteci akını olursa sınırlarına doğru, Avrupa Birliği ülkeleri ciddi anlamda bu çözüm önerisinin farkına varacaklardır ve bir şekilde Türkiye'yi kırmayacak ve Türkiye'nin önerilerini dikkate alacak bir çözüm noktasında birleşmek zorundalar. Ama tabi ki her ülkenin kendi gündemi var. Şu anda Avrupa ülkelerinden özellikle Fransa ve Almanya'nın başı çektiğini görüyoruz. Fransa malum Suriye'deki eski koloni devleti. Dolayısıyla Suriye'yle ilgili farklı bir ilişki kurduğunu söyleyebiliriz. Bunun üzerinden her ne kadar Suriye krizinin gidişatı veya çözüm üzerinde bir etkide bulunmasa da krize bir şekilde müdahil olarak en azından kendisinin dışlanmayacağı bir süreç oluşturmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Bu noktada da Türkiye'nin yaptığı bu müdahaleyi, sahada olmayan Fransa'nın kendisini ortaya çıkaracak bir fırsat olarak değerlendirildiği şeklinde ifade edebiliriz" şeklinde konuştu.

SUUDİ ARABİSTAN'IN KARŞI ÇIKMASININ SEBEBİ NE?

Prof. Dr. Ferhat Pirinççi, Suudi Arabistan'ın tavrına ilişkinse "Suudi Arabistan geleneksel bir tutum sergiliyor. Bunun kökenlerini Osmanlı'nın Orta Doğu'dan çekilmesine kadar dayandırabiliriz. Bazı Arap devletlerinde şöyle bir algı bulunmakta, Türkiye'nin tekrar emperyalistlerle bölgeye girmesi veya Türkiye'yle olan ilişkilerinde bu eski tarihsel travmaları hatırlamaları şeklinde. Bu nedenle bir şekilde Suudi Arabistan Arap dünyası liderliğine soyunduğu için, öyle bir rol üstlendiğini söylemiyorum, o rolü üstlenecek bir kapasitesi yoktur. Ama bu rolü oynamak istediği için bir şekilde sürekli olarak bu tarz durumlarda Türkiye'nin Irak'la veya Suriye'yle terör mücadelesinde bu tür söylemlerle liderliği ele almaya çalışıyor. Şu an söyleyeceğim boyut daha önemli bence. 2010 ve 2011 yılından beri bölgesel bir güç mücadelesi var. Bu bölgesel güç mücadelesinde, kutup başları veya öncülük edenler arasında Türkiye ve Suudi Arabistan da var. Ama iki taraf da farklı gündemlere sahip. Türkiye'nin gündemi Arap Baharı sürecinde değişimden yana. Halkın taleplerinin dikkate alınması ve bu çerçevede değişimin desteklenmesinden yana. Diğer taraftan Suudi Arabistan ise tam tersine, mümkün olduğu kadar bu klasik, geleneksel rejimlerin korunmasından yana. Suriye'de rejimin değişmesini destekliyor ama kendi kontrolünde olacak bir rejim olmasını istiyor. Mesela Mısır'da rejim değişikliğini istemedi. Ürdün'de veya diğer ülkelerde, mesela Yemen'deki değişimlerde müdahil olarak karşı devrim sürecini oluşturmaya çalışıyor. Karşı devrim yapamayacaksa bile, mevcut değişim sürecini sabote etmeye çalışıyor. Karşısına en büyük rakip olarak gördüğü veya tehdit olarak algıladığı ülke Türkiye. 2011 yılından beri politika alanında Orta Doğu'da ciddi bir güç mücadelesi var. Bu güç mücadelesinde bir de Veliaht Prens Muhammed Bin Selman'ın agresif politikaları eklenince durum tamamen içinden çıkılmaz bir hal aldı. Suudi Arabistan'ın 2015 yılından beri Yemen'de yaptığı faaliyetler, dünya kamuoyunun ilgisini çekmese de en azından bölgeyle çalışanlar olarak bizler biliyoruz. Bir taraftan Yemen'de bir taraftan başka ülkelerde askeri anlaşmalara girişirken, Türkiye'nin terörle mücadele amacıyla yapmış olduğu operasyonu kınaması, Prens Muhammed Bin Selman'ın politikalarıyla ilişkili. Geçtiğimiz yıl Cemal Kaşıkçı'nın katledilmesi hadisesinde gerek Muhammed Bin Selman gerek o katliama eşlik edenler açık bir şekilde deşifre edildiler. Bu da onların yıllardır oluşturmaya çalıştıkları imajlarının ciddi bir şekilde zedelenmesine sebep oldu. Bu anlamda bir nevi rövanşist bir anlayışta olduklarını söyleyebiliriz. Geleneksel olarak Arap ülkelerinin bölgeye müdahil olmasında o eski tarihsel travmalar yüzünden Türkiye'ye karşı olumsuz tavırlar sergiliyorlar. Irak'ın üçte birinden fazlası DAEŞ işgali altındayken ve Irak'ta o dönemdeyken 26 tane ülke koalisyon olarak faaliyet gösterirken, Türkiye'de bir kamp vardı. Ve biz Irak'a gittiğimizde, yetkililerle yaptığımız görüşmelerde sürekli dile getirdikleri şey, Türkiye bu kamptan ne zaman çıkacak öyle bir ülke ki, ikinci kenti terör işgali altında, diğer taraftan birçok ülke orada faaliyette bulunuyor.  Ama onların en büyük kaygısı, Türkiye" ifadelerine yer verdi.  

Kaynak: BURSADA BUGÜN

Kalan karakter : 450

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!