Aydıntaşbaş: Büyü bozuldu, AKP'nin siyasetteki egemenliğinin son dönemecine girdiğimizi görmek zor değil

Cumhuriyet gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş," Adalet ve Kalkınma Partisi bu seçimi MHP'nin desteğiyle kazansa dahi, Baskın Oran'ın deyimiyle 'büyü bozuldu'. Artık AKP'nin siyasetteki egemenliğinin son dönemecine girdiğimizi görmek zor değil" ifadelerini kullanarak, "Ancak karşısında, ayağına gelen topu gole çeviremeyen bir muhalefet var. Trajedinin ikinci karakteri de muhalefet" diye yazdı.

Aydıntaşbaş: Büyü bozuldu, AKP'nin siyasetteki egemenliğinin son dönemecine girdiğimizi görmek zor değil

Aslı Aytıntaşbaş'ın Cumhuriyet'teki yazısı şöyle:

Dün trajik ve bir o kadar da tuhaf bir haber vardı. Ankara'da bir evde kayınpeder, evdeki köpeğe sinirlenmiş. Köpek havlıyormuş. Köpeğe öfkelenince geliniyle tartışmış. Tartışınca gelinini bıçaklamış. Sonra da sinirini alamayıp aynı bıçakla kendini yaralamış. Haberi okuyunca iki şey düşündüm.

Birincisi, evdeki köpeğe ne olduğunu merak ettim. Deliren kayınpeder onu da mı bıçaklamıştı yoksa hayvancağız insanların bu şiddet ritüelini salondaki bir kanepenin altından titreyerek mi izlemişti? 

İkincisi, bir biçimde bu dramatik sahnenin Türkiye siyaseti için ideal bir metafor olduğunu düşündüm. 

Memleketin hali, kötü bir dramdan tam bir trajediye dönüştü. Shakespeare'in bazı piyeslerinde, birinci ve ikinci perdede olaylar karman çorman hale gelir ve son sahnede ana karakterler ya birbirini öldürür ya da bir bir intihar eder. 

Bizdeki durum da bu. İktidar da, muhalefet de, toplu bir intihar seansının eşiğinde. Bu güzelim memleketi elbirliğiyle dünyadan koparıp, içini oyup, zehirli böcekler salıp, ruhunu paralayıp, şimdi de saçma bir yarışa soktular. 

İktidar intihar ediyor, çünkü son 15 yılda Türkiye'de değişim ve kalkınma isteyen seçmenin büyük teveccühünü almışken, bilinçli ve kararlı bir biçimde demokrasiden çıkma yoluna gitti. Bu, Türkiye'de İslamcı ideoloji açısından sonun başlangıcı. İktidar partisi kutuplaşmaya oynadı, demokrasi ve hukuku rafa kaldırdı. Devlete sahip olacağım derken o devleti ayakta tutan kurumları bir bir çökertti. Türkiye gibi çoğulcu ve çağdaş bir ülkede, bu siyasi intihardır. Kurumları olmayan ve demokrasiyi rafa kaldırmış bir ülke, freni patlamış bir kamyon gibidir. 

Haliyle memleketin 5 ya da 10 yıl öncesine kıyasla daha ağır bir tabloyla karşı karşıya olduğu ortada. Siz bir de ona önümüzdeki dönem gelmesi beklenen ekonomik krizin faturasını ekleyin... 

İkinci büyük hata, bir o kadar 'yıkıcı'. Son iki yılda AKP+MHP bloku, Türkiye'yi 'Sünni-Türk' devleti olarak yeniden tanımladı. Bu, nüfusunun neredeyse beşte biri Kürt olan bir ülke için akıllara ziyan bir durum. Devletleri güçlü yapan, tarihte imparatorlukları ayakta tutan, çoğulculuktur. Kürt seçmeni dışlayan, Kürtlerin yarıdan fazlasının oy verdiği siyasi parti olan HDP'yi sistem dışına iten mevcut politikaların ne ahlaki ne de akıl kârı olduğunu düşünüyorum.

Amaç Türkiye'yi "Irak'laştıma" operasyonuysa, aynen böyle yapın. Yok, değil de gerçekten Türkiye'nin bekasını, geleceğini düşünüyorsanız, bu ülkede yaşayan Kürtlerin aidiyet hissini sağlamlaştırır, Meclis'teki temsil yolunu açarsınız. 

Ezcümle iktidar, sayıları milyonlarla ifade edilen Kürt seçmene Meclis yolunu kapalı tutarak, Türkiye'nin bütünlüğüne ve birliğine zarar vermektedir. 

Adalet ve Kalkınma Partisi bu seçimi MHP'nin desteğiyle kazansa dahi, Baskın Oran'ın deyimiyle "büyü bozuldu". Artık AKP'nin siyasetteki egemenliğinin son dönemecine girdiğimizi görmek zor değil. 

Ancak karşısında, ayağına gelen topu gole çeviremeyen bir muhalefet var. Trajedinin ikinci karakteri de muhalefet. 

Geçen hafta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun oyun kurucu olarak muhalefet blokunun önünü açtığını, CHP seçmeni ötesinde bir sosyolojiye ulaşmak ve 'kazanmak' için kapalı kapılar ardında önemli hamleler yaptığını yazmıştım. Bu görüşüm, değişmedi. CHP liderinin önayak olmasıyla İyi Parti ve Saadet'le kurduğu seçim ittifakı da önemlidir. 
Ancak Kılıçdaroğlu tüm çabalarına rağmen İYİ Parti'yi ortak adaya ya da HDP'yi de ortak demokrasi blokuna almaya ikna edemedi. Haliyle yukarıda iktidar için yaptığım eleştiriyi, muhalefet bloku için de yapıyorum. Kürtleri dışlamak, hem bu ülkenin birliğine ihanettir hem de akıl kârı değildir. 

Oluşan tablo, bu seçimlerin Türkiye'yi çok iyi bir yerlere taşımayacağını gösteriyor. Ülkeler demokrasiden sapınca, fetret dönemleri başlar. Hele de böyle bir coğrafyada hata üstüne hata yapıldığını düşünürseniz, işimiz çok zor. İktidar kazansa dahi, ağır bir ekonomik kriz ve en az yüzde 45'lik bir muhalif kitleyle karşı karşıya kalacak ve zorlanacak. Muhalefet kazansa dahi, aynı riskleri barındıran bir Türkiye devralacak. 

Peki ya bizler? Bizim bu trajedideki rolümüz, herkes birbirini bıçaklarken kanepenin altına gizlenip olayın durulmasını beklemek. Onlar memleketi paralarken biz kuytu bir yerlerden izleyeceğiz. Kendimizi korumaya çalışacağız. Her şey durulduğunda da köşemizden çıkıp kırılan parçaları toplama, bu ülkeyi ayağa kaldırma işi, yine bizlere düşecek...

Kalan karakter : 450

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!