Adam Kayalar ziyaretçileri büyülüyor

Mersin'in Erdemli ilçesi Kızkalesi Mahallesi'ne bağlı Şeytan Deresi Vadisi'nde yer alan 'Adam Kayalar', bölgeyi ziyaret edenleri tarih kokan bir yolculuğa çıkarıyor. M.Ö. 3. yüzyıl ile M.S. 2. yüzyıl arasında yapılan 11 'Adam Kaya', ulaşımı zor olan bir vadi yamacında ziyaretçilerini bekliyor.

Adam Kayalar ziyaretçileri büyülüyor

M.Ö. 3. yüzyıl ile M.S. 2. yüzyıl arasındaki dönemde yapıldığı tahmin edilen 'Adam Kayalar', Erdemli'nin Kızkalesi Mahallesi'ne yaklaşık 5 kilometre uzaklıkta bulunan Şeytan Deresi Vadisi'nde yer alıyor. Adam Kayalar adıyla bilinen ve büyük kabartmalardan oluşan arkeolojik kalıntı, Mersin'in en önem taşıyan yerlerinden biri. Binlerce yıldır gizemini koruyan Adam Kayalar, bölgeyi ziyaret edenleri tarih kokan bir yolculuğa çıkarıyor. 500 yılda işlendiği tahmin edilen kabartmalar ulaşımı zor olan bir vadi yamacında ziyaretçilerini bekliyor. 9 niş içerisinde 4 kadın, 11 erkek,2 çocuk, 1 dağ keçisi ve Roma kartalı figürleri bulunuyor.

Adam Kayalarla ilgili açıklamalarda bulunan Mersin Üniversitesi (MEÜ) Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Serra Durugönül, bölümlerinin 1993 yılında kurulduğunu, o günden bu yana da düzenli olarak arazide çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Adam Kayaları ilk öğrencilik yıllarında gördüğünü belirten Prof. Dr. Durugönül, "1981 yılında öğrenciyken Almanya'dan buraya gelip inceleme yaparken, bir hocamızın yol göstermesiyle Adam Kayaları ilk defa gördük. Adam Kayalar bugün bizlerin, yerli halkın verdiği bir isim. Çünkü 11 adet insan kabartmasından oluşan bir mezar alanı, nekropolis diyoruz. Mezarlar gözle görülür yerlerde değiller. Çünkü eski çağda da mezar hırsızları vardı. Onlardan korumak için mezar yerlerini gizli yerlere yapmışlar. Bugün bizim gördüğümüz ana kayaya, kabartma tekniğiyle işlenerek yapılmış olan insan figürleri" diye konuştu.

"Bu alana yapılan kabartmalar 500 yıl içinde yapılmış"

Bu bölgenin eski çağlardaki isminin Kilikya olduğunu kaydeden Prof. Dr. Durugönül, "Kilikya'nın 2 nehir arasında kalan Göksu Nehri ile Limonlu Nehri arasında kalan bölgeye de Olba territoriumu denmiş. Bu territoriumu kral rahipler taraftan yönetilmiş. Bu gördüğümüz kabartmalar onları temsil ediyor. Ailede erkekler ya rahipti ya asker ya da kraldı. Onlar öldükten sonra ebediyete kadar ölümsüzleşmeleri için yapılmış olan eserlerdir. İlk yapılmış eserler M.Ö. 3. yüzyılda. Bu dönem 2 tane yapılmış. Daha sonra bu sülale yaşamını devam ettirdikçe takip eden nesillerde yan yana eklemişler. En sonuncusu da M.S. 2. yüzyıla denk geliyor. 500 yıl boyunca eklene eklene burayı yapmışlar. Bugün mezarlıklarda aslında bir mezar taşı olur. Bunlarda o anlamda figürlü taşlar. Sadece mezar alanı değil. İlk yapım amacı mezar alanı ama ölülerini ziyaret etmeye yakınları geliyorlardı, buralarda ayin düzenleniyordu, kurban kesiyorlar. O eti pişirip orada yiyorlardı. O zamanlarda ölüler anılırken şarap içme geleneği de vardı. Bunları figürlere yansıtmışlar" ifadelerini kullandı.

 "Bu 2 nehir arasında 68 tane böyle kabartma var"

Göksu ile Limonlu nehirleri arasında 68 tane böyle kabartmanın olduğunun altını çizen Prof. Dr. Durugönül, "Hep dağların içinde yer alıyorlar. Hepsi de aynı tarzda ana kayaya işlenmiş. Adam kayaların bulunmaz özelliği yan yana 11'inin duruyor olması. Diğer bahsettiklerim tekli, ikili veya en fazla 3'lü figürler olarak yan yana duruyorlar. Onlarda mezar taşları ya da adak taşları diyoruz. Yani 68 kabartma ya mezar taşı ya da adak kabartması. Coğrafya çok dağlık. Bugün de taşeli dediğimiz taşlık bölge niye bu iki nehir arasına yerleştiler diye sorabiliriz. Bir kere buraya yerleştikten sonra günlük yaşamlarına dair her şey burada olmalı ve aynı şekilde ölümle ilgili mezarları da burada olmalı. Buraya yerleşince doğal olarak coğrafya da dağlık, o yüzden kabartmaları dağların yamaçlarına yapıyorlar. Buraya yerleşmelerinin sebebi de savunmaya çok uygun. Düşman denizden de gelse, İç Anadolu'dan gelse bu dağların arasında saldırıya uğramaları çok zor, çok korunaklı. O bakımdan da burada kendi içinde kapalı bir yönetim tarzı benimsemişler" diye konuştu. 

"Buraları koruyarak kullanmalıyız"

O dönemde bölgede eski Yunanlıların olduğunu belirten Prof. Dr. Durugönül, "Günün birinde onlarda gitmek zorunda kalıyor çünkü Romalılar geliyor. Romalılar geliyor bakıyor ki onların yaptıkları bu kabartmalar çok güzel, onlarda devam ettiriyor. Romalılardan sonra Hristiyanlık dönemi başlıyor. Onlarda bu dağlık bölgede mağaralara kiliseler yapıyor. Onlarda gidiyor Selçuklular geliyor ve Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi. Orada hale yörüklerimiz aynı alanları kullanıyor. Bu aslında çok güzel bir durum. Biraz daha koruyarak kullanabilsek kültürün devamı böyle sağlanacak. Biz yıllar önce oranın korunması, inişin düzenlenmesi gibi konularda bir proje hazırlayıp, Valiliğimize sunmuştuk. O dönem Valiliğimizde sıcak bakmıştı. Bu proje çok  büyük paralarda değildi. Fakat o dönem olmadı. Belki tekrarlamak gerekiyor. Can güvenli çok önemli. Oraya gelen insanların bir kere yolu bulmaları için çok daha iyi levhalandırma, yön okları yapılması gerekiyor. Ayrıca uçuruma inildiği için merdivenler yapılmalı tabi o sit alanının özelliğini bozmadan. Aşağıya ulaşıldıktan sonra muhakkak bir platform yapılmalı. Çünkü 2-3 adım yanlış atsanız uçuruma düşebilirsiniz. Bunların yanında her insan iyi niyetli olmuyor. Fazla insan gelmeye başladıktan sonra tahribat artmaya başlıyor. O yüzden de kesinlikle 24 saat bekçi gerekiyor" dedi.

Kalan karakter : 450

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!